10 Ekim! Gülümsemenin öldürüldüğü tarih…

Her zamanki aceleci tavrımla davranarak evden erken çıkıp Gar’a doğru yola koyulsaydım; o korkunç ortamın daha yakından tanığı olacaktım; belki de olayın içinde kalacaktım. Fakat o gün geç çıktım; bir sebepten de biraz yolumu uzatınca yolda duydum patlamayı. “Gar’da bir patlama olmuş. Yaralılar varmış.” Ses duymamıştım. Ankara’da patlamaların sesi duyulur. Ankara insana böyle bir tecrübe kazandırdı. O an ses duymamıştım. Ses duymadığım için, ya ufak bir patlama ya da seyyar satıcıların birinin tüpü falan diye düşünmüştüm.

Patlama haberini duyduğumda tam olarak Kocatepe Cami’nin oradaydım. Yani Ankara için tepe sayılabilecek bir noktada. Gar ise daha çukurda kalıyordu. İnmeye başladım. İndikçe Twitter’dan gelen haberler daha kötüleşiyordu. “1 kişi hayatını kaybetmiş, 3 yaralı varmış!” Kızılay’a geldiğimde işin ciddiyeti ortaya çıkmaya başlamıştı.

10 Ekim, Ankara’da en iyi duyurulan mitinglerden biriydi. Tüm duvarlarda 10EA yazıyordu. 10 Ekim – Ankara! Barış isteği ile toplanacaktı tüm Türkiye’den insanlar. Ülke 7 Haziran Seçimleri ile nefes almıştı. Fakat bu nefes bazılarına biraz fazla gelmişti. Oksijen bazen çarpar ya. Ülkeyi de çarpmıştı. AKP ve CHP bitmek bilmeyen ve sonucu belli koalisyon görüşmelerine girmişti. MHP ısrarla hükumet olmamakta direniyordu. HDP ise 7 Haziran’dan sonra içine çekildiği şiddet sarmalından kendisini geri tutamıyordu. 20 gün sonra tekrar seçim vardı ve o seçime bir korku iklimi ile girmek de birilerinin işine geliyordu. “Millet kaosu seçti. Hayırlı olsun!” diyenler millete kaosu gösterip; 1 Kasım’da kaostan vazgeçmeleri gerektiğini iyice anlatmak istiyordu.

Kızılay’a geldim. Gar’ın yönünden ağlayan, şoka girmiş insanlar geliyordu. Tanıdık yüzler de vardı içlerinde. İşte orada 10 Ekim dediğimde zihnime kazınan anlardan birini yaşadım. Arkadaşlarımızın çantalarından insan parçaları temizledik. Saçlarından, ceketlerinden… Gar’dan gelen herkes korkunç durumdaydı; bizler ise olayı anladıkça yavaş yavaş batıyorduk. Twitter’dan sürekli kan istekleri geliyordu. Bilenler bilir, Ankara Gar’ı Ankara’nın hastanelerine çok yakındır. Yaralıların oralara gittiğini söylediler. Ne kadar olunabiliyorsa o kadar organize olduk. Gittik.

Çok acayip bir durumdu. Bir kaç saat önce bir patlama yaşanmış, sonradan öğreneceğiz ki 103 kişi hayatını kaybetmiş, daha çok insanı yaralasın, daha çok insanı öldürsün diye hazırlanmış bomba düzeneği yüzünden onlarca yaralı var ve herkes şokta. Sadece barış istendiği için böyle bir şey yaşanmasını zaten kimse kabul edemiyordu. “Bunu nasıl yaparlar? Bu nasıl bir ülke?” Kimse ne yapacağını bilmiyordu. Hastanelerin girişinde üç, dört kişi girenleri aramaya çalışıyordu mesela. O kadar kibar, o kadar üzgün, o kadar çaresizce ama bir şeyler yapmaya çalışarak.

Hatırladığım hastaneden hastaneye gittiğimiz. “Orada kan ihtiyacı yokmuş.” “Şurada şu gruba ihtiyaç varmış.” Günün sonuna doğru, hastanelere listeler asılmaya başlandı. Yaralı listeleri, ölü listeleri. Anadolu’nun bir yerinden gece şarkılarla çıkan gülen gözler şimdi saçma bir hastane camında şanslıysa yaralılar listesinde bir satır olmuştu. Şöyle bir sahne düşünün. Yürüyorsunuz, çok öfkelisiniz. Çok üzgünsünüz. Gözyaşınız burnunuzun ucunda ve böyle yüzlerce insansınız. Ağlayan biri görünce sarılıyorsunuz ve ağlıyorsunuz. Kızan birinin öfkesine ortak oluyorsunuz. Kimin kim olduğunun bir önemi yok. İslam Devleti mensubu katilin Türkiye’de ve Ankara’da rahatça dolaştırdığı bombanın içinden dağılan bilyeler için kimin kim olduğunun önemi olmadığı gibi; kimin elini tuttuğunuzun da önemi yok.

10 Ekim 2015 çok önemli bir tarih. 103 kişinin öldürüldüğü, bu ülkenin en büyük terör saldırısı olduğu için değil sadece. Bu ülkenin aydınlık yüzlerini hedef alıp sindirdiği ve sokaktan silmeye başladığı için de önemli bir tarih. Gezi ile açan çiçeğin; 15 Temmuz sonrasında KHK’larla ve yaratılan yeni rejimle ezilip yok edilmesine giden sürecin en keskin dönemeci olduğu için de önemli. İstendiğinde nasıl bir sistemli katliam ile karşı karşıya bırakılabileceğimizi bize göstermesi açısından önemli bir tarih.

Sonrası… Sonrası hep daha kötü oldu. Bu ülkenin insanları, orada ölen insanlar için yapılan saygı duruşuna tepki gösterdiler. Katilleri ve katillerin zihniyetine sahip çıktılar. Hesap tabii ki ortada kaldı. İnsanların acılarını yaşamalarının, tepkilerini göstermelerinin önüne geçildi. Üzerinden üç sene geçti. Hala o şoktan çıkamadık. Hala kendimize gelemedik.