[Kedi-Siz] Su Soley: Ben kedilere fısıldarım, onlar da bana…

Bir İrlanda Atasözü diyor ki; “Kedilerden hoşlanmayan insanlardan uzak durun.” Oysa yazar da konukları da İrlandalı değil. Onlar sadece kedilere gönül vermişler. Tolga Öztorun her hafta kendi sevdiği kedicileri sizin için misafir ediyor.[Kedi-Siz] kedisiz yaşayamayanların toplanma noktası. Her cumartesi sizinle…

***

Galiba 2012 veya 2013 senesiydi. “Bu Yaz” şarkısını ilk dinlediğimde bu da kim demiştim. Belirgin bir aşk acısı da çekmiyordum üstelik. Dinliyor dinliyor, içleniyordum. Sanırsın terk edildim…

Sonra daha çok dinlemeye ve daha çok sevmeye başladım.

Günlük dinleme listemde her zaman var. Adına ne kadar da yakışıyor, gerçekten su gibi o… Sadece çok güzel değil yumuşacık okuyuşu ile alıyor götürüyor.

Henüz canlı dinleme şansım olmadı ama eminim ki daha da büyüleyici oluyordur. Dilerim en kısa sürede canlı dinlerim.

Ne yazık ki ülkemizde onun gibi muhteşem cover yapan ve şarkı sözü yazan kadın vokallere çok az rastlanıyor. Hele bir “Pervane” ve “Holding Out For A Hero”  söyleyişi var ki insanın kalbi eriyor.

Çünkü o Su Soley, 

***

38 – Su Soley: Ben kedilere fısıldarım, onlar da bana…

Tolga Öztorun: Yine bir kara kedi vakası. Siyahlısı beyazlısı MJ, Tina ve Tripod ile hızlıca başlayalım istiyorum. Kim bu üçlü? Nasıl girdiler hayatına? Nasıl bir karakterleri var? Bize biraz onu anlatır mısın? 

Su Soley: Evde birlikte yaşadığım 3 kedim var; MJ, Tina, Tripod. Sokaktakilerin hepsi benim.

MJ eve ilk gelen, iri, yakışıklı, beyaz tüylü, pembe burunlu bey. İlk 3 ay MJ ile baş başaydık. Bir arkadaşımın ofisinin bahçesine, sokak kedisi olan anneleri tarafından taşınan 3 yavrudan biriydi. Fotoğrafından aşık olmuştum. O kadar tatlıydı ki eve gelip MJ’i ilk gördüğü an Tina da aşık oldu.

Tina karşıma MJ’in doktorunun kliniğinde çıktı. 6 haftalıktı. Kalça kemiği kırılmış ve bir operasyon geçirmişti. Çok küçük, çok sefil, çok tatlı ve çok komikti. Elimde avuç kadar siyah bir aslan tutuyor gibiydim. Yeleleri vardı resmen. Biri beyaz erkek, diğeri simsiyah kız çocuğu iki kedi, birbirilerine dolanıp, yingyang gibi yatarlardı. Birlikte oynamaya bayılıyorlardı. İkisi birden yatağımda, ayaklarıma kollarıma dolanarak uyurlardı. MJ’in, o zamanlarda, uyandırma servisi hizmeti çok komikti. Sessizce gelip, kafamın yanına oturup, tek patisini yanağıma koyardı. (Güneş doğdu!)

MJ ve Tina’ nın aşkları Tina 1 yaşına yaklaşırken ilk meyvelerini verdi. Tina küçüktü ama engelleyemedik tabi; evde sürekli bir aşk. İlk yavrular doğdu. O da ne? Hepsi bembeyaz! Olacak iş değil. Bizim kara kız bembeyaz ve tek göz yavrular doğurdu. Tabi oradan sonrası cennet gibi. Küçücük ve kulak demeye bin şahit bir şeyler, şeffaf patiler, üçgen kuyruklar filan. İnsanı çileden çıkartabilecek bir güzellik. Yavrular 2 aylık olduğunda sosyal medya hesaplarımdan, yavruları sahiplendirmek için fotoğraflarını paylaştığımda yarım saat içinde 3 yavruya da yuva bulundu. Çok güzel yavrulardı, çok da sevgi dolu evlere gittiler. Bazen haberlerini alıyorum.

Yavrular gittikten sonra, ‘Tina biraz toparlasın da kısırlaştırayım şu tatliş kızı, artık anne de oldu madem’ dedim. Bir iki ay bekledim. ‘Biraz fazla mı bekledim acaba’ dedim. Dememe kalmadan bizim evde yine bir aşk. Tina yine hamile. Bebekleri aldırmadım. Bu sefer 2 tane siyah-beyaz, 1 bembeyaz yavru doğdu. Hepsi erkek. Çok güzel bebeklerdi. Doğumda Tina’ nın yanındaydım. MJ de yanımızdaydı. İlk önce bembeyaz bir yavru doğdu. Ardından 2 sağlıklı siyah-beyaz yavru geldi. İlk doğan beyaz yavrunun sağ arka bacağında bir problem olduğunu fark ettim. Büyüyünce kullanamayacak gibiydi. Büyüdükçe kullanamadı. Çanta gibi taşıdı kuzucum o bacağı yanında. Kulaklarının da duymadığını fark etmem bir kaç haftayı bulmadı. Ayağa en geç o kalktı. Önceleri koşularda geri kalırdı. Fakat en hızlı tırmanan hep o olduğu için ‘koşup koşup koltuğa tırmanma yarışları’ nı, koşuda geri kalsa da, tırmanmada fark atarak hep o kazanırdı. Dört bacakla taşınacak vücut ağırlığını üç bacakla taşıması gerektiği için, büyüdükçe, o üç bacağı ve patileri iyice güçlendi ve pofuklaştı. Bir gözü yeşil bir gözü mavi kuzuma çok aşıktım. Onu anlayacak biri karşıma çıkmadığı için kimseye emanet etmek istemedim ve annesi ve babasıyla aynı evde kaldı. Çanta gibi kullandığı bacağının bir kısmı, harika hekimimiz tarafından başarıyla alındı. Dengesi ve tüm vücut ağırlığı yerine geldi, iç organları rahatladı. Sonunda tüm hareketleri rahatladı. Benimle kalması benim için de büyük şanstı. İsmini kardeşim koydu; Tripod; ailenin oğlu.

Tripod şimdilerde, kulakları duymadığı halde, gitar tellerini çekerek çıkardığı sesleri bıyıklarıyla hissetmekten hoşlanıyor. 7,5 yaşında. Gece gündüz, kafasına ne zaman eserse, miyavlamaya hiç de benzemeyen sesler çıkararak uzun şarkılar söylüyor. Bembeyaz tüyleriyle kapkara tozlara boyanmak stil tercihleri arasında ön sıralarda. Sadece bakışarak haberleşebildiğimiz için ‘buraya bak’ , ‘gel’ gibi işaretleri evde büyük büyük hareketlerle yapıyoruz. Yavru kedilere karşı hassasiyeti var. Geçici yuvalık yaptığımız her yavru kediyi sahiplenip, tüm bakımını üstenmekten kendini alamıyor. Bazen yavruları tutup zorla yalarken görüyorum da, vah hallerine. Koşum eşliğinde sokağa çıkarsa, mesela bir kafede, sandalyemin altında serilip etrafı saatlerce izleyebilir.

MJ, 9 yaşında. Baba. Göbeği de var artık. Çok sevgi dolu. Her kediyle anlaşabilir. Konuşup derdini anlatacak düzeyde insanca biliyor. Ne dese anlıyoruz neredeyse. Bence Türkçe de biliyor olabilir fakat ağız yapısı uygun olmadığı için konuşamıyordur. Yalnızlığı da seven bir kedi. Evden çok yavru geldi geçti; kafası şişmiş olabilir. Bembeyaz olduğu için alerjik bir bünye, nazlı bir beden, hani şu hiç kalıbından beklenmeyecek cinsten. Fakat her zaman hayranlık uyandıracak derecede zekiydi. Tina’yı, ilk ciddi rahatsızlığında, bir kaç günlüğüne kliniğe bırakmıştım. MJ daha 1 yaşında değildi. Eve döndüğümde, kapıda beni karşılayıp, canhıraş bir halde salona götürüp, yerde duran tam da Tina boyutundaki siyah yün yumağını gösterip Tina’yı soruşunu unutamıyorum.

Tina, anne ve evin tek kızı. 8,5 yaşında. Çok romantik, çok akıllı ve müthiş temkinli bir ruh. Temkinli olmasın da ne yapsın. Siyah diye görmeyip üstüne oturanlar mı dersin, masada yanında yatarken fark etmeyip elindeki mumla, çakmakla yakanlar mı dersin. Kara delik gibi kızım. Bu dünyada en sevdiği şeylerden biri göbek sevdirmek. Anne olmak da tam ona göreydi. Üç kediye de süt annelik yaptı. Patilerinin altı bol tüylü olduğundan yürürken ses çıkarmıyor. Bir anda ensenizde bitebilir, ‘giuw!’. Minik minik sohbet etmeyi de çok sever. Sor söylesin.

Tolga Öztorun: “Bilen bilir… Kedilere fısıldarım!” Demişsin. Bayıldım. Nereden geliyor bu kedicilik? 

Su Soley: Annem, babam ve bildiğim bütün akrabalarım hayvan severdir. Böyle olunca da, çok küçük yaşlardan itibaren hayvanlarla tanışma ve koklaşma fırsatım oldu. İlk tırmığımı, iri bir sarmandan, 2-3 yaşlarımdayken bizim bahçede yemiştim. Aslında sert bir hareket yapmamış ya da canını yakmamıştım. Fakat bir sebepten ‘o eline koluna dikkat et yalnız!’ uyarısını hakkedecek bir şey yapmış olmalıyım ki dönüp suratıma bir tane yapıştırmıştı.  Çok şaşırmıştım. ‘Aman Tanrım’ diye panikle üstüme koşan biri de olmadığından korkmamış ve olayı değerlendirme fırsatı bulmuştum. O anki çıkarımımın seneler sonra tanımlayabilir olacağım anlamı şuydu; onun da duyguları, tercihleri ve kişisel alanı var. Tabi bu beni o an kedilere temas etme hassasiyetimden pek de alıkoyamamıştı.

Bol yeşillik içinde, herkesin bahçesinin ortak büyük bir yeşilliğe açıldığı büyük bir sitede büyüdüm. Sokaklarda çok kedimiz vardı. İlkokul yıllarım boyunca sokak kedisi yuvaları arayıp, bulunca da anneleri yokken yavruları yakalamaya ve koynuma sokup sevmeye çalışırdım. Bir gün azimli bir yavru kedi kaçmaya çalışırken bir duvar köşesinde sıkıştı. Üstüne gittim ve o 6-7 haftalık, siyah beyaz,  kararlı yavru bana tıslayıp, onu almaya çalışırken sağ elimin başparmağının etini dişleriyle zımbaladı ve parmağımda asılı kaldı. 15-20 saniye, parmağımda sallanan hayvancağızın ağzını açıp parmağımı çıkarmaya çalıştığımı hatırlıyorum. Sonunda parmağımı o küçük çeneden çıkardım ve bir daha sokak kedisi yuvası aramadım. Hayat da böyle tatlı bir şey. Daha 6-7 haftalık bir kedi yavrusu bir insana ders verebiliyor. Tam bir sokak kedisiymiş yalnız! Tebrikler!

Bu zamana kadar, bahçemde ve evin içinde beraber yaşadığım yaklaşık 30 kedim olmuştur, yavrular dahil. Sokaktaki neredeyse her kediyle de rastlaşınca selamlaşırım. Çok küçük yaşlarda hareketlerine alışmış, vücut dillerini kendimce okuyabilir hale gelmiştim. Onları nasıl rahatsız etmeyeceğimi ve nelerin hoşlarına gittiğini anladığımda da zaten tüm taşlar yerine oturmuştu. Sonrasında ben onlara fısıldadım, onlar bana fısıldadı. 

Tolga Öztorun: Kapı önü kedi besleme, kısırlaştırma, sahiplendirme gibi konularda ne düşünüyorsun? Artık çok fazla mahalle kalmadı ama sokak kedilerimiz halen sokakta yaşamaya çalışıyorlar.

Su Soley: Çok önemli. Ne mutlu ki bu işlerle ilgilenen de pek çok insan var. Sokak hayvanlarının yaşamlarının hepimizin sorumluluğu olduğunu düşünüyorum. Benim gibi düşünen pek çok kişi var ve tüm canlıların birbiriyle olan bağı ile ilgili toplumun kafasındaki aydınlanma arttıkça bizim gibi insanların da sayısı artıyor.

Hem hayvanlara fayda sağlamaya çalışmak hem de bir yandan içlerinde, bir sebepten, hayvan sevgisi olmayan insanları kendi kendilerine ettikleri bu zulümden kurtarmaya çalışmak gerekiyor, fikrimce.

Sokak hayvanlarının durumu da mahalleden mahalleye çok değişiyor tabi. Hatta, sayıları otomatik olarak doğdukları mahalleye göre bariz bir oranda kırılabiliyor.

Fakat, en azından, sayenizde ulaşabildiğimiz okuyucumuzu yakalamışken bir hatırlatmada bulunmak isterim. Soğuk havalar yaklaşıyor ve onlar çok küçük. Çok küçük bütçeler ayırıp, sokaktaki küçük canlar için çok kullanışlı olacak yuvalar hazırlayabilir ve ya alabilirsiniz. İçine sığınmış bir kedi gördüğünüzdeki işe yaramasının verdiği mutluluk hiçbir şeyle değişilemez. İnsana insan olduğunu hatırlatan anlardan biri.

Tolga Öztorun: Teşekkür ediyorum, iyi ki varsın.

 

 

 

Röportaj: Tolga Öztorun

(Yeşil Gazete)