[Cadı Kazanı] Çöple ısınan kent: Viyana – Nuran Seyhan Bayer

Avusturya’nın başkenti Viyana’daydım geçtiğimiz hafta. Gözünüzü, hiçbir aykırı, estetik dışı görüntünün rahatsız etmediği, sokak kahvelerinde otururken egzoz gazı, korna sesiyle boğulmadığınız, müziğin ve sanatın insanları medenileştirdiği kenti defalarca ziyaret ettim ama eylül ayının özel bir anlamı var. Doğanın bize sunduğu hiçbir güzel tadı haram olarak nitelemiyorlar, üstelik aynı gök kubbe altında aynı tanrıya inanırken. Özellikle eylülün ikinci yarısında, şarap ve bira festivallerinde doğanın armağanlarını kutsuyorlar, dans edip eğleniyorlar. STURM, bağ bozumunun hemen ardından yapılan, üzüm suyunun şaraba dönüşmeye başladığı ilk aşamanın hafif gazlı bir içeceği. İçerken, üzümün tane tadından, şarap oluncaya kadar, ne kadar farklı tatlara büründüğünü anlıyorsunuz. Cennette bile vaat edilen bu tatların kutsallığına bir kez daha inanıyorsunuz.

Geniş alanlara kurulan ahşap binalarda dans edip eğlenen, yiyip içen geleneksel giysileriyle yüzlerce insanın ne kapalı ne de açık alanlara bir tane bile “ÇÖP” atmadığını görmek, özlediğiniz bir anın, gerçeğe bürünmüş hali. Sokaklarda, caddelerde de çöp kutularından taşan, dibine bırakılmış torba torba “ÇÖP” yok. Nerde mi? Resmini gördüğünüz bu sanat eseri gibi duran, kentin merkezinde bulunan SPITTELLAU atık yakma tesisinde…

1989’daki bir yangın sonrasında doğa aşığı mimar-ressam Friedensreich Hundertwasser binayı turistlerin bile görmeye geldiği bir mimari tasarıma dönüştürmüş. Tabi ki önce çöpler ayrıştırılıyor, bütün Avrupa ülkelerinde olduğu gibi ayrı ayrı toplanıyor, geri dönüşüm yapılacaklar ayrılıp, çöpler şehrin ısınması için enerji ve gübreye dönüştürülüyor. Elde edilen enerjiyle Viyana’nın yarıya yakın bölümüne ısınması sağlanıyor. Ezcümle; çöpünüz, evinizi, suyunuzu ısıtıyor.

Tabii “Amerika’yı yeniden keşfetmiyoruz, bu yöntem İskandinav ve Avrupa ülkelerinde uzun yıllardır kullanılıyor. Belleğinizi yoklarsanız bir dönem İsveç’in çöpü yetmediği için çöp ithalatı yapması gündeme gelmişti.

Gelelim bizim çöplere: Hala evlerde hepsi bir torbaya konuyor ve poşet poşet ilkel çöp atma alanlarına taşınıyor. Yoksullar çöplerin içinde bir şey bulurum umuduyla oradan ekmek parası kazanmaya çalışıyor, kuşlar yiyecek derdinde avaz avaz uçuyor, biriken metan gazı doğaya salınıyor…Patlayanları, yananları, pis kokuyu, sağlık tehdidini saymıyorum bile…

Türkiye’de Atık Yönetimi

Sürdürülebilir atık yönetimi için ilk adım olan atık ayrıştırma, üç büyük kentimizde hala ev bazında yapılmıyor. Küçük kentlerde lafı bile edilmiyor daha. Neyse ki   tehlikeli atıklar lisanslı bertaraf tesislerinde bertaraf edilmekte ve denetlenmekte (mi) dir.

Tehlikeli olmayan geri dönüşümlü atıkların ve evsel atıkların ise Belediye’lerin cüzi miktarda sağladığı geri dönüşüm (ambalaj atıkları, cam) kutularına ulaşmak ise oldukça ıstıraplı. Ben Şişli bölgesinde Teşvikiye’de oturuyorum ve bu kutulara ulaşmak için elimde kilolarca ağırlıkla ciddi bir yokuşu yaklaşık bir kilometre çıkmam gerekiyor, benim gibi duyarlı yurttaşlar için bile sürdürülebilir bir durum değil bu.

Yüzünü orta doğuya değil Avrupa’ya dönen bir yönetime kavuşma gittikçe zorlaşırken, Avrupa ülkelerinde yıllarca daha önceden fark edilen atık geri dönüşümü ve geri kazanımının önemini kavrayıp, doğayı korumak için gerekli adımları atmazsak, denizler, ağaçlar, gökyüzü bizi daha fazla koruyamayacak.

Önümüzdeki yıl belediye seçimleri var. Mevcut belediye yönetimleri ne yapıyor ya da yapmayı planlıyor bir hafta sonraki yazımda trajikomik durumu anlatacağım ki belki bu durum oylara yansır. Bir umut!

“Olanca kötülüğün, karanlığın içinde her şeye rağmen ışık vardır ve ışığa zaten en çok ‘karanlık zamanlar’da ihtiyaç duyarız. Her doğum bir mucize, her insan yeni bir başlangıçtır ve insanlar bir araya gelip ortak eylemde bulunabildikleri sürece umut da vardır. Dünya sevgisini mümkün kılan, içinde yaşadığımız dünya için sorumluluk alıp ortak eylemde bulunma yetimizdir.”

 Hannah Arendt

 

Nuran Seyhan Bayer