Şarbon vakasından Fukuşima’ya ‘insane’ oluş

Modern dünyanın imkanları uğruna birçok şeyi gözden çıkaran ve unutmayı tercih eden insanın hep daha fazlasını isterken insanlıktan çıktığını gösteren örnek pek çok. Türkçe karşılığıyla “duyusunu kaybetmiş, ruhsal rahatsızlık hali” anlamına gelen İngilizce “insane” kelimesi de insanın bugünkü versiyonunu temsilen bu başlıkta yer buldu. Zira bilimin dolayısıyla teknolojinin en ileri seviyelere ulaştığı yirmibirinci yüzyılda insan üretimi olan insanüstü fonksiyonlar gelişirken insanın kendi nitelikleri “insane” hale dönüşüp aşağılara inebilmekte.

Çok değil, daha bu ayın başında deniz ortasında demirleyen bir gemideki hasta hayvanlar kıyma makinasında öğütülerek denize salındı. Şarbon hastalığına yakalanmış hayvanları taşıyan Panama bandralı geminin yönetimi cezaya maruz kalmamak için hasta hayvanları açık denizde “kendince” yok etmeyi tercih etti. Geminin esaslı bir kontrolden geçirilmeyerek ülke karasularına sokulması kıyımın ilk adımını oluşturduğu gibi cezadan kaçınma çabası bunu izledi. Hayvanların vahşice öldürülmesi et endüstrisinin her gün yaptığı şey olarak kınanmaya ve lanetlenmeye açık olmakla birlikte kimse işini doğru yapmadığı için çarkları rahat dönen kapitalist sistem kurbanlarını seçti ve ezdi. Parça parça hastalıklı et ve kan ekosisteme karışarak şimdi denizde olduğu kadar biraz o balıklarda biraz da bizde.

Var olanı gözlerden uzakta yok eden “insane” zihniyetin göze hiç görünmeyeni yok sayması da zor değil. Japonya’da yedi yıl önce meydana gelerek bugün de devam etmekte olan Fukuşima Nükleer Santral Felaketi’nin kamuoyundan inkar mertebesinde gizlenmesi bu konudaki en uç örnekleri oluşturuyor: Kamuoyunun gündemindeki mesele ise Tokyo 2020 olimpiyat oyunları.

Bilim insanlarının tespitlerine göre etkisi yer yer yüzbinlerce yıl devam edecek olan radyoaktif kirliliğin ve çözümsüzlüklerin üstü hükümet eliyle düzenlenen olimpiyat oyunları ile örtülmeye çalışılmakta. Japonya genelinde yazılı ve görsel medyanın bu makyaja fırça olmasıyla kamuoyuna yönelik olarak nükleer felaketin yaşanmış bitmiş bir olay olduğu imajı yaratılmaya çalışılıyor. Hatta olimpiyat oyunlarından bazıları bu amaçla Fukuşima eyaleti sınırları içinde yapılacak ve muhtemelen nükleer santrale de ziyaretler düzenlenerek güzel fotoğraflar verilecek.

Nitekim 2016 yılının kasım ayında yani nükleer felaketin başlamasından beş yıl sonra üç reaktöründe çekirdek erimesi meydana gelmiş olan tesise Süper Bilim Kulübü üyesi ortaokul öğrencileri ebeveynlerinin izni alınarak bir gezi kapsamında götürüldü. Bu tarihe kadar santral çalışanları dışında ziyaretçiler ara sıra olsa da Eğitim, Kültür, Spor, Sağlık ve Teknoloji Bakanlığının girişimiyle organize edilen bu inceleme gezisi santral alanına ilk defa ortaokul öğrencilerinin de kabul edilebildiğinin ispatı oldu.

Fukuşima’nın yaraları kanamayı sürdürürken “insane” tarifine fazlasıyla uygun bir diğer örnek de nükleer felaket nedeniyle evlerinden tahliye edilen insanların tazminat haklarının geçen sene kesilmiş olmasıyla ilgili. Çünkü hükümetin her tür maliyetin altına girerek olimpiyat oyunlarına ev sahipliği yapma arzusu hız kesmedi. Yabancı ülkelerden misafirlerin radyoaktif kirli bölgeye rast gelme ihtimalinin üstüne bir de olimpiyat oyunlarının organizasyonu için harcanan milyon dolarların nükleer felaketin mağdurlarından esirgenmiş olması dikkat çekiyor.

Oysa bu bütçe olimpiyat hazırlıkları yerine radyoaktif kazanın ömür boyu mağdurlarına yaşanabilir koşullar sağlamak amacıyla kullanılabilirdi. Lakin bırakın mağdurlara destek olunmasını hükümet onları daha iyi kandırmanın yollarını aramakta. Bu nedenle bugün Fukuşima genelinde kurulu bulunan üç bin adet radyasyon ölçüm cihazından iki bin dört yüzünün kaldırılarak yalnızca altı yüzünün kullanımda bırakılması gündemde. Gerekçe ise bu cihazların sürekli bozulduğu için önlenemeyen bakım onarım maliyetleri… Zira hükümetin ve şirketin bir ağızdan bölgede radyasyonun kalmadığı yönünde açıklamalar yaparak yurttaşlarını ikna etme çalışmaları yalnızca gerçeklerin saklanmasının üzerine inşa edilebilir.

Bu yazı yeniyasamgazetesi.com/ dan alınmıştır

 

 

Pınar Demircan