Günün Manşetiİklim KriziManşet

Telefonlarımız ve teknolojik aletlerimiz iklim değişikliğini geometrik şekilde tetikliyor

İlüstrasyon:Andrzej Krauze

The Guardian’da John Harris imzası ile yayınlanan haberi Yeşil Gazete gönüllü  Cem Sabuncu’nun çevirisi ile paylaşıyoru

***

Dijital tüketimde kullanılan enerji, küresel ısınmaya tüm havacılık endüstrisinden daha fazla negatif etki yapıyor.

Bu uzun ve gittikçe tuhaflaşan yazın sıradan bir günüydü. Paddington istasyonundan bindiğim trenle eve doğru gidiyordum ve vagonun havalandırma sistemi dışarıdaki sıcak havayla ancak boğuşabiliyordu. Trendeki çoğu kişi telefonlarına bakıyordu ve bunların birçoğu 4G bağlantısının bir gelip bir gittiği bu esnada, Dünya Kupası maçını izlemeye çalışıyorlardı. Great Western Railway’in wifi bağlantısı insanı deli edercesine dengesizdi. Kulaklık kullanmayanların telefonlarından çıkan sesler hiç kesilmiyordu. Binlerce kilometre ve birkaç zaman dilimi uzakta, dünyada hesaplama gücünün (computing power) en yoğun bulunduğu yerlerden biri olan Loudoun County, Virginia’da dünyanın her yanından gelen veriler devasa binalara girip çıkarken, bizim trendeki telefonların vızır vızır çalışmasını sağlıyordu.

Birçoğumuz ABD’nin bu küçük ve varlıklı şehriyle her gün iletişim halindeyiz. Loudoun County, Washington DC’ye yakınlık, rekabetçi elektrik fiyatları ve doğal afetlere karşı dayanıklılık gibi birkaç sebepten ötürü 3,000 adet teknoloji şirketinin veri merkezine ev sahipliği yapmaktadır. Devasa devreler, kablolar ve soğutma sistemleri gibi nadiren gördüğümüz bu teknolojik aksam, günlük yaşantımızın merkezinde yer alıyor. Dünyadaki çevrimiçi trafiğin %70’inin Loudoun County’den geçtiği tahmin ediliyor.

İlüstrasyon:Andrzej Krauze

Ancak burada büyük bir sorun var ve bu sorun, Loudoun County’de kullanılan elektriğin ezici çoğunluğunu tedarik eden, Dominion isimli elektrik şirketinden kaynaklanıyor. Greenpeace’in 2017 yılında yayınladığı bir raporuna göre, Dominion şirketinin tedarik ettiği toplam elektriğin sadece %1’i güvenilir yenilenebilir kaynaklardan geliyor, %2’si hidroelektrik santrallerinden, geri kalanı ise kömür, doğal gaz ve nükleer enerji arasında eşit bir biçimde dağılıyor. Dominion, enerji santrallerine kaya gazı taşıması planlanan bir boru hattı projesinin bölgede yarattığı büyük tartışmanın da tam ortasında bulunuyor. Şirket, boru hattının gerekli olduğunu savunurken kentteki veri merkezlerinin elektriğe karşı olan doymak bilmez iştahını neden gösteriyor. Açıkça görüldüğü gibi, bu sunucuları kullanarak izlediğimiz videolar, gönderdiğimiz dijital fotoğraflar ve mesajlaşmalarımız bir bedeli var.

Bütün bunlar, Britanya’lı yazar James Bridle’ın yeni yayınlamış kitabı Yeni Karanlık Çağ (New Dark Age)’da bana tekrardan hatırlatıldı. Kitapta, Japonya’da yapılmış bir çalışmaya atıfta bulunarak, 2030 yılına gelindiğinde ülkedeki dijital hizmetlerin ihtiyaç duyduğu toplam enerji ülkenin mevcut elektrik üretme kapasitesi tarafından karşılanamayacağı belirtiliyor. Yazarın, Amerika’da 2013 yılında, ironik bir şekilde kömür sanayi lobisi tarafından hazırlanan rapordan aktardığına göre herhangi bir tablet veya akıllı telefon üzerinden haftada bir saat kablosuz internet yoluyla video izlemek için ihtiyaç duyulan elektrik ile iki adet yeni nesil ev tipi buzdolabı çalıştırılabiliyor. (Video izlemek için gerekli olan elektriğin çoğu işlemin veri-merkezindeki son sürecinde kullanılıyor.)

İklim değişikliği ve Heathrow havalimanının genişletilmesi gibi büyük yankı uyandıran olaylar sizi endişelendiriyor ise, veri merkezlerinin yakında bütün havacılık sektöründen daha büyük karbon ayak izine sahip olacağını düşünmek iyi olabilir. Ancak Bridle’ın da belirttiği gibi, bu istatistik bile bazı olası büyük sorunlarımızın hakkını vermekten çok uzak. Yazar, çevrimiçi para birimi Bitcoin’in işlemlerinin tükettiği yıllık enerjinin yılda bir milyon transatlantik uçuşun ürettiği karbondioksit miktarına eşdeğer olduğunu belirtiyor. Ve yazar, gelecek ile ilgili epey kaygılı: “Son on yılda gerçekleşen veri saklama ve hesaplama kapasitesindeki artışa karşılık veri merkezlerinde kullanılan enerji her dört yılda iki katına çıktı ve önümüzdeki 10 yıl içerisinde üç kat daha artması bekleniyor.”

Bu değişimler kısmen sözde “her şeyin interneti” denen şey tarafından yönlendiriliyor: sürekli olarak veri gönderen ve alan, TV’lerden, ev güvenlik cihazlarına, aydınlatma sistemlerine ve sayısız ulaşım biçimlerine, gündelik cihazların çoğalması. Sürücüsüz arabalar hayatımıza girdiğinde aynı akışlar büyük ölçüde artacaktır. Aynı zamanda, gelişmekte olan ülkelerde internetin ve onunla bağlantılı teknolojilerin hızlandırılması da bu yüke katkıda bulunacaktır.

Yaklaşık on yıl önce, televizyonlarımızı ve müzik sistemlerimizi kapatarak iklim değişikliğiyle mücadele etmemiz söylendi. Eğer mücadele şimdi daha da acilse, modem ışıklarının sürekli olarak yanıp söndüğü bir dünyaya ve sahip olduğumuz tüm cihazların uzak mega bilgisayarlarla sürekli, enerji yoğun bir iletişimde olması bu duruma nasıl uyuyor?

Ama bazı iyi haberler de var. Silikon Vadisi, diğer etik çarpıtmaları ne olursa olsun, çevresel bir bilince sahip. Facebook, faaliyetlerine er ya da geç “% 100 temiz ve yenilenebilir enerji” kullanarak devam edeceğine dair söz verdi. Google bu hedefe zaten ulaştığını söylüyor. Apple da öyle. Bununla birlikte, verimlilik artışlarını hesaba katsanız bile, bu iddiaların çoğunun altında, elektriğe olan devasa ve sürekli talepten dolayı, söz konusu şirketlerin kaçınılmaz olarak fosil yakıtlar tarafından üretilen enerjiyi kullanması ve daha sonra sorgulanabilecek olan karbon dengeleme (carbon offsetting) uygulamaları kullanarak durumu telafi etmeye çalıştıkları gerçeği ortada.

Büyük teknoloji şirketlerinin büyük bir endişesi var: Amazon’un sürekli genişleyen bulut bilgi işlem (cloud computing) kanadı olan Amazon İnternet Servisleri’nin (Amazon Web Services/AWS), “bilgisayar gücü, veri tabanı depolama ve diğer bilişim (IT) kaynaklarının talep üzerine teslimatını” sunması ve Netflix‘in arkasındaki hesaplama gücünün de çoğunu tedarik ediyor olması. Bu durum, veri merkezlerinin amansız genişlemesinin merkezinde yer alıyor. Yeşil kampanyacılar, AWS’nin elektrik tüketiminin ve karbon ayak izinin ayrıntılarının gizli tutulduğu gerçeğini de dile getiriyorlar. Amazon’un kurumsal websitesinde, şirketin yenilenebilir enerji kullanımını gösteren veriler 2016 yılında aniden duruyor.

Üstelik, her ne kadar güçlü olsalar da, en bilinçli ABD devleri bile küresel sanayinin sadece bir parçasını yönetiyor. Greenpeace raporundan alıntı yapmak gerekirse: “Baidu, Tencent ve Alibaba gibi Çin’deki gelişmekte olan İnternet devleri arasında enerji performansını paylaşma konusundaki sessizlik hala devam ediyor. Ne kamu ne de müşteriler, bu şirketlerin elektrik kullanımı ve karbondioksit hedefleri hakkındaki bilgilere erişebiliyorlar.” Bazı teknoloji devleri tarafından yapılan iyi hizmetlerinden ve tüm iletişim teknolojisi sanayisinin 2040 yılına kadar küresel karbon salımının % 14’ünden tek başına sorumlu olacağına dair tahminleri ciddiye alıp almadığınızdan bağımsız olarak iç açıcı olmayan şu gerçek karşımızda duruyor: dünyadaki veri merkezlerinde kullanılan elektriğin büyük bir kısmı yenilenemeyen kaynaklardan tedarik ediliyor ve bu merkezin sayıları hızla artmasıyla birlikte bu durumun değişeceğinin hiçbir garantisi yok.

Endüstrinin saçaklarında, her şeyin İnternet üzerinden yayınlanması (stream) beklemenin bir hak olduğunu düşünen birçoğumuzun beğenmeyeceği bir geleceğe doğru gittiğimizin sinyalini veren bir takım konuşmalar kulağımıza gelmeye başladı. Sonunda, insanların siyah-beyaz görüntü göndermeleri ya da üstüste aşırı derecede İnternet üzerinden video izlenmesine engel olma konusunda ısrar ederek İnternet kullanımının kayıt altına alınmasını konuşuluyor. Öyle görünüyor ki, onların temel noktası, cebinizdeki akıllı telefonun aniden ısınmaya başladığı zamanlarla paralellik gösteriyor. Bu ısınan gezegenimiz için bir metafor ve en iyi niyetli şirketlerin bile, sundukları sözde sınırsız dijital hizmetin kelimenin tam anlamıyla sürdürülemez olduğunu henüz fark edemeyebilir.

 

Haberin İngilizce orijinali

Muhabir: John Harris

Yeşil Gazete için çeviren: Cem Sabuncu

 

(Yeşil Gazete, The Guardian)