Elektriği nasıl üretmeli? – Ahmet Soysal

Geçen hafta içinde gelen devasa elektrik zamları tekrar elektrik üretimimizi gündemimize taşıdı.

Zamların geleceği aslında aylar öncesinden belli idi; sadece seçimler için ötelenmişti biraz; o kadar… Çünkü elektrik üretimimiz dışa bağımlı*. Elektrik üretimi için kullanılan birincil enerji kaynaklarının başında doğal gaz geliyor ve kullandığımız elektriğin %32’i doğal gaz çevrim santrallerinde üretiliyor. %35’i ise kömürlü termik santrallerde üretiliyor. Ancak bu kömürün yarısından fazlası ithal kömür. Sonuçta tükettiğimiz elektriğin yarısından fazlası dışa bağımlı olduğumuz birincil enerji kaynakları kullanılarak üretiliyor. Doğal olarak da dövizdeki her artıştan etkileniyor elektrik faturaları…

Peki, ne yapmalı? Gerçekten ‘milli ve yerli’ olan başta rüzgâr ve güneş olmak üzere yenilenebilir enerji kaynaklarına dönülmeli. Söylemesi kolay; ama uygulaması zor. Peki neden? Yanıtı basit; tüm tarafların üzerinde anlaştığı bir enerji politikamız yokta ondan.

Urla’da aniden çıkıyor karşınıza; bağların ve zeytinliklerin arasından GES’ler… Bir süre sonra çevresinde ne bağ kalacak; ne de zeytinlik…

Açık konuşmak gerekirse Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) yoğun hava kirliliğine neden olan kömürlü termik santrallere ülke ve toplum çıkarlarını bir tarafa bırakarak; sadece üyelerine ‘iş’ olanağı sağladığı için ‘sesini’ çıkartmıyor. Maden Mühendisleri Odası’nın (MMO) ise kömür madenleri kapatılacak diye adeta ‘ödü’ kopuyor. Siz hiç MMO’yu Soma faciası ile ilgili ciddi bir eylemin içinde gördünüz mü? Durum böyle olunca bağlı iki odasını gücendirmemek için Türkiye Mimar ve Mühendis Odaları Birliği (TMMOB) de enerji politikaları ile ilgili elle tutulur bir politika geliştirmiyor ya da geliştiremiyor.

Yenilenebilir enerji kaynaklarından yana olan gerek meslek odaları; gerekse sivil toplum kuruluşları (STK) ise tam bir ‘kafa karışıklığı’ içindeler. Örnek vermek gerekirse TEMA Çanakkale Çırpı kömürlü termik santrali projesine karşı yürüttüğü kampanyada bölgeye rüzgar enerjisi santralleri (RES) kurulmasını öneriyor. Ama aynı örgütün İzmir kolu ise Karaburun’da RES’lere karşı yapılan eylemlere katılıyor.

İşte bu politikasızlık iktidarın işini kolaylaştırıyor. Kömürlü termik santral yapımına hız verdiği gibi nükleer güç santralleri kurmak için azımsanmayacak bir yol aldı hükümet.

Mersin Akkuyu’daki santralin inşaatı başladı gibi. İktidar bunlarla da yetinmiyor yenilenebilir enerji kaynaklarına da el atıyor. Ama iyi niyetli el atış değil bu. Meslek odalarının ve STK’ların ‘kafa karışıklıklarını’ kullanarak önüne gelen her yere RES veya güneş enerjisi santrali (GES) kuruyor ama yer seçimine dikkat etmeden.

Durum böyle olunca ortaya ilginç görüntüler çıkıyor. İzmir Urla’da olduğu gibi üzüm bağlarının arasında verimli bir ovanın ortasında karşınıza aniden dönümlerce GES’ler çıkıyor. Oysa GES’lerin en önemli olumsuz çevresel etkisi ısı adaları oluşturması ve çevresindeki yeşil dokuya zarar vermesi. O nedenle büyük GES’ler diğer ülkelerde ya çöllere kuruluyor ya da yeşil dokunun bulunmadığı, yerleşim ve ovalardan uzak alanlara.

Urla Kuşcular köyünde RES’ler; Nereye; nasıl yapılmalı?

Yine RES’ler Karaburun’da ve Urla’da neredeyse yerleşim alanlarının içinde ve yer seçimi konusunda bölge halkının onayı olmaksızın yapılıyorlar.  Oysa birçok ülkede yerleşimlerden uzak alanlara hatta denizlerin içine kuruluyor RES’ler.

Sonuçta bu ülkenin, bu toplumun geleceği olan yenilenebilir enerji kaynakları yıpranıyor, yıpratılıyor hem de tam da iktidar ile kömür ve doğal gaz lobilerinin istediği gibi…

Daha fazla vakit kaybetmeden; ‘mesleki çıkarlarımızı ve iş korkularımızı’ bir tarafa bırakarak bir araya gelsek? Yoksa yarın havası, toprağı, suyu temiz; kendi enerji kaynakları ile ayakta duran bir ülkede yaşamak için çok geç olacak.

 

 

Ahmet Soysal