Hafta SonuManşet

Sinizme karşı, harekete katıl – Umut Kocagöz

Tire’deki köylülerin Jeotermal karşıtı mücadelesi (Foto: Özer Akdemir / Evrensel)

2015 yılının Aralık ayı idi; Çiftçi-Sen örgütlenme sekreteri Adnan Çobanoğlu ile beraber Paris’e gitmiş, Küresel İklim Konferanslarının 21. Olan COP21 toplantılarını izlemek için La Via Campesina delegasyonuna katılmıştık. Dünyanın hemen her yerinden gelen çiftçilerle beraber yaşadığımız iklim değişikliğinin çiftçileri ne kadar etkilediğini dinlemiş, ekolojik köylü tarımının gezegeni soğutucu etkisini öğrenmiş, mevcut şirket gıda sisteminin ise iklim değişikliğinde yaklaşık olarak %44 ila % 57 arasında büyük bir etkide bulunduğunu öğrenmiştik.[1]

Bu rakam, yani totalin yarısı, küçük görünebilir. Ancak her gün tükettiğimiz gıdanın nasıl üretildiğinden soframıza nasıl geldiğine kadar geçen süreçte -ana akım gıda sistemi içerisinde- %50’lük bir pay olduğunu bilmek durumu sahicileştirebilir. Çünkü bu rakam her gün yeniden -ve muhtemelen artarak- hayata geçmektedir.

Tabi iklim değişikliğine gelene kadar bu meselenin başka bir çok boyutu var demek isterdim, ancak son bir kaç gündür yaşadığımız orman yangınları, ve aslında son bir kaç senedir mevsimlerde yaşanan acayiplikler “iklim değişikliği kapıda değil evin içinde” söylemini doğrular nitelikte. Elbette, özellikle Yunanistan’da yaşanan felaketin kemer sıkma politikalarına ve özelleştirmelere bağlı olan ihmallerle dolu bir katliam olduğunu eklemek gerekir.

24 haziran sonrası yaşanan çaresizlik ile 24 Temmuz’da yaşanan çaresizlik birbirine benzemiyor mu? Evet. O halde, bu hissi atacak bir yol aramanın yeri ve zamanı. Çünkü, yapılacak çok iş var! O kadar çok iş var ki, herkes bir yerinden tutabilir. Herkese yer var. Herkesi ilgilendiriyor. Her şeyi ilgilendiriyor. Rüzgarın esmesini, orman yangınlarını, şimşek fırtınalarını, yayla yollarını, dere kenarlarını… Yapılacak çok iş var ve herkesi ilgilendiriyor.

Tire’deki köylülerin Jeotermal karşıtı mücadelesi (Foto: Özer Akdemir / Evrensel)

Çok uzun bir yazı olsun istemiyorum, ama aklıma daha yeni gördüğüm Tire’deki köylülerin Jeotermal karşıtı mücadelesi geliyor.[2] Köylüler üretme hakkını savunuyor, üretme hakkı, yaşama hakkı demek. Yahut, mesela Çamlıhemşin gibi dünya güzeli bir yerin Ayder ve kitle turizmine kurban gitmesi geliyor. Mesela Yeşil Yol’a karşı yapılmış mücadeleyi anlatan Gözyaşı Yolu belgeselinde verilen mücadeleler aklıma geliyor.[3] Yahut, haftalardır mücadele veren Flormar işçilerinin direnişi geliyor.[4] Her biri birbirinden kıymetli bu mücadelelerin ruhunu hissetmek, içinde bulunduğumuz çaresizlik koşullarında sinizmi aşmamız ve gerçek çalışmaların peşinden gitmemiz için çok elzem.[5]

Özellikle güncel olması ve konunun en başına bağlanması açısından Tire’nin köylü mücadelesi çok önemli ve öğretici. Jeotermal’e karşı tek vücut olan köylüler, siyasetin başlangıç prensiplerini bize tekrar hatırlatıyor: müşterek. Siyaset nihayetinde temelde bir kolektivite meselesidir; bir toplum içinde hayata gelir ve işler. Ancak bu toplum harekete geçtiğinde bir siyasal aktör oluşur ve bu toplumun harekete geçmesinin en temel koşulu da maddi gerçeklikleri kavramak ve asli çelişkileri sorunsallaştırmak ile mümkündür. Bu da toplumu kesen müşterek meseleler üzerinden gerçekleşir.

Tire’ye bakarken Kadıköy’ü, Çamlıhemşin’i, yahut her nerede isek orayı düşünebiliyorsak, kanımca doğru yerdeyiz. Bir dolayımdan dolayı değil; Tire’nin ancak bize kendimizi gösterebilir olmasından. Çünkü burada üretim ve yaşama hakkını savunan köylüler, bir yandan kısmi olarak kendi yaşam ve üretim haklarını savunurken, bir yandan da genelleşebilir bir hakkı, herkes-için üretim ve yaşam hakkını savunuyor. Dolayısı ile Kadıköy’den Tire’ye bakan kişi Tire’de kendi varlığını ve geleceğini görebilir.[6] Esas soru ise bundan sonra başlar- yüzyıldır değişmeyen bir soru- ne yapmalı?

Bir kere, sanıyorum ki somut ve politik toplum olmaya yönelik çalışmalar yapmanın en önemli noktalarından biri, bu çalışmaların zorunlu olarak demokratik ve katılımcı olduğunu kabul etmekle başlar. Çünkü demokratik ve katılımcı olmayan bir çalışma toplum olmanın önünde bir engeldir (yani toplumsal örgütlenmenin) ve başarı ancak toplumsal bir aktör olduğunda gerçekleşir. İşte bu nedenle de müşterek: yani, örgütlenmenin mantığı ancak bu şekilde -zorunlu olarak demokratik ve herkese açık- kurulduğu zaman bu tür bir çalışma küçük bir grubun kendi politik hayallerini gerçekleştireceği bir yer olmaktan çıkar ve hakiki, somut, pratik, hayatı bugünde değiştiren bir çalışma olma muhtevası kazanır.[7] Sanırım ki bu hem daha heyecan verici hem de neşeli bir çalışmayı ifade eder.

Velhasıl, kimin yaptığına bakmadan, nasıl yapıldığı önemli olmak üzere, somut, hakiki, ama hayalciliğin peşini de bırakmayan çalışmalara bakmak, bunları görmek, bunlara katılmak, mevcut dönemin ölü toprağını üzerimizden atmanın çok kıymetli bir vesilesi olacaktır. Mesela, iklim değişikliğine sebep olan %50 oranındaki mevcut gıda sistemi karşısında başka bir alternatif yaratmak isteyen çiftçilerin mücadelesine katılmak, kolektif çiftliklerde ekolojik tarım pratikleri içinde yer almak; veya kentlerde gıda sistemini değiştirmek için kurulan tüketim kooperatiflerine ve gıda topluluklarına dahil olmak[8]; yahut herhangi başka bir yerde bambaşka saiklerle de olsa, hayatı bugünde değiştiren ve yarını örgütleyen kolektif pratiklerin içinde olmak, dayanışmayı inşa etmek. Sinizm, ancak harekete geçerek, pratik olarak aşılabilir. Tıpkı Kültürhane’nin hatırlattığı gibi: “Umut iyi bir şeydir, belki de en iyisidir ve iyi şeyler asla ölmez!”.[9]

[1] Mesela önümüzdeki 28 Temmuz Cumartesi günü Kadıköy Kooperatifi’nin yaptığı çağrı buna vesile olabilir: https://www.facebook.com/KadikoyKoop/photos/a.455411054620444.1073741827.455402781287938/1028870803941130/?type=3&theater

[2] Bknz: https://www.gazeteduvar.com.tr/yazarlar/2018/07/26/iyi-seyler-asla-olmez/

[1] COP21 etkinlikleri için Bknz: https://www.karasaban.net/cop-21-la-via-campesina-etkinlikleri/

Veriler için aktivist araştırma grubu Grain’in çalışması için bknz:

https://www.grain.org/article/entries/5102-food-sovereignty-five-steps-to-cool-the-planet-and-feed-its-people

[2] Bknz: https://www.evrensel.net/haber/357752/jeotermale-karsi-cikan-baskoyluler-sirket-elemanlarini-alikoydu

[3] Bknz: https://yesilgazete.org/blog/2018/07/24/karadenizdeki-ekoloji-mucadelesinin-hikayesini-konu-alan-gozyasi-yolu-belgeseli-internette/

[4] Bknz: https://youtu.be/QXELX_QGUSQ

[5] Örnekler temsili ve keyfi seçildi. Takip ettiğim kadarıyla onlarca farklı yerde farklı türde direnişler devam ediyor.

[6] Yaygın ama muhafazakar bir tür solcu düşünce bu tür direnişlere destekçilik yapmaya odaklanır. Halbuki esas olan bu direnişleri nasıl kendi direnişimiz haline çevirebileceğimiz- dolayısı ile kendimize bakabileceğimizdir. Burada gerçek bir dayanışma imkanı ortaya çıkar.

[7] 24 haziran sonrasında “mahalle” metaforu üzerinden yapılan bir tartışma var. Bu tartışmaya göre mevcut kamplaşmaları aşmak için herkes kendi mahallesinden çıkmak durumunda. Evet, 2+2 de zaten 4 etmekte. Bunun aksini iddia etmenin nasıl bir zihniyetten kurulduğunu tartışmak gerekmez mi zaten? Bir ikinci mesele yukarıda müşterek mantık olarak tariflediğimiz şeye karşı klasik sol problemlerden biri olan dar grupçuluktur. Müşterek örgütlenmeleri bir virüs gibi saran kontrolcü ve grupçu anlayışın başarılı olma şansı bir yana, zararı daha çoktur. Bu da “mahalle” içinin mahalle dışına çıkma konusunda yaşadığı sorunlardan biri olarak görülebilir.

[8] Mesela önümüzdeki 28 Temmuz Cumartesi günü Kadıköy Kooperatifi’nin yaptığı çağrı buna vesile olabilir: https://www.facebook.com/KadikoyKoop/photos/a.455411054620444.1073741827.455402781287938/1028870803941130/?type=3&theater

[9] Bknz: https://www.gazeteduvar.com.tr/yazarlar/2018/07/26/iyi-seyler-asla-olmez/

 

Umut Kocagöz

Kategori: Hafta Sonu