Kültürhane’den gazete ilanı: Mekân bizim, kadro bizim. Çatlasın rektörleri…

Mersin’de 2017 sonbaharında KHK ile akademik kariyerlerinden edilenlerce “bir umut adası” sloganı ile kurulan Kültürhane, yerel bir gazeteye ironik bir iş ilanı verdi.

Fotoğraf 23 Temmuz 2018 Pazartesi gününden. Kültürhane’de 3 hafta önce başlayan yazlık sinemanın izleyicileri filmin başlamasını bekliyor

Kültürhane sosyal medya hesabından, “Mekân bizim, kadro bizim. Çatlasın rektörleri...” başlığı ile paylaşılan ve Mersin’in yerel gazetelerinden Haberci’de bir günlüğüne (24 Temmuz Salı) yayınlanan ilan metni ise şöyle:

Ayraç Kafe Eğitim Organizasyon Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. Yönetim kurulu mütevelli heyetinden

İşletmemizin Mersin Kültürhane Kampüs birimlerine keyfimize göre iki profesör, bir doçent alınacaktır.

Başvurular kişinin son iltisakta bulunduğu akademik kurumun akademik yükseltilme ve atanma ölçütlerine göre değerlendirilecek ve bu koşulları haydi haydi sağlamayan adayların dilekçeleri dikkate alınmayacaktır.

Adayların Resmi Gazete’de en az bir kere atıf almış olması ve herhangi bir seyahat engeli bulunması gerekmektedir.

Başvuruda beyan, güler yüz ve umut esas olacaktır.”

Bu esprili gazete ilanının ardından Kültürhane ekibinden Ulaş Bayraktar ile mekanın Mersin’in nadir ve görece esintili yerlerinden kafe kısmında konuşma imkanı bulduk.

Alper Tolga Akkuş: Ulaş merhaba. Haberci gazetesindeki ilanı bize anlatabilir  misin?

Ulaş Bayraktar: İronik bir ilana çıkıyoruz, çıktık. Şunu gördük. Normal limonata pek satılmıyor, satamıyoruz, profesörün limonatası deyince çok satıyor. Biz de dedik ki neyimiz eksik? Profesörün çayı, profesörün limonatası, profesörün böreği, profesörün temizliği, profesörün reyhan şerbeti de olsun düşüncesi ile kendi ekibimize unvan verme yoluna gittik.

Kültürhane’deki Ayşe Gül dışındaki KHK’lı akademisyenlerin neyi eksik diye düşündük ve hepimize kadro, unvan vermeye karar verdik. Bu ilanın fikri de böyle oluştu.

*Sen “Ayşe Gül” demişken, ben de Ayşe Gül (Yılgör) hocanın barış bildirgesini imzaladığı için profesör iken Mersin Üniversitesi’nden ihraç edildiği notunu düşeyim. Ama siz önceden de “Profesörün çayı, profesörün böreği” diye satıyordunuz burada. Şimdi ne değişti ki?

Ulaş: Ayşe Gül izinde olunca limonata satışları düştü (gülüşmeler).

Bu işin esprisi tabii. Akademide biliyorsun yükselme iki şekilde olur. Bir yandan belli bilimsel üretim şartlarını karşılaman sonra da üniversite yönetiminin bunlara tekabül eden kadroyu tahsisi gerekiyor. Yani bir yanı bilimseldir akademik ünvanın, bir yanı idari. Mesela doçent olursun, ünvanı alırsın ama kadro tahsisi olmadığı sürece önceki statünde kalır özlük hakların. Profesörlükte bir sınav yoktur. Bilimsel yeterliliğe referansla verilen bir kadro ünvanıdır profesörlük. Örneğin ihraç edildiğimde  benprofesörlük şartlarını karşılayabiliyordum ama öyle bir beklentim, talebim hiç olmadı. Nil’in şarkısındaki gibi tek taşımızı kendimiz alıyoruz, ünvanımızı kendimize tahsis ediyoruz

*İlan işe yeni alımlara dair değil de mevcut kadronun terfisi anlamında oldu yani. Bir de şeyi sorayım. İlanda “2 profesör, 1 doçent” demişsiniz. Kim bu kişiler? Biri sensin tamam ama.

Ulaş: Bu da başka bir ironi. Üniversitelerde bu tür kadrolar ekseriyetle isme çıkar. Yani birisi kadroyu alma durumuna gelince ona kadro çıkar. Bizde de öyle oluyor :) Profesör Metin Hoca. Doçent ise Bediz. Bediz, Kültürhane’nin kuruluşunu bile yerinde göremedi. Hala Almanya’da ama umuyoruz yakında Kültürhane’ye gelecek ve doçent olarak çalışmaya başlayacak.

*Bediz’in de KHK ile Mersin Üniversitesi’nden ihraç edildiği günden beri akademik çalışmalarını Almanya’da sürdürdüğünü, senin eşin, Umut ile Ada’nın da annesi olduğu bilgisini ben okurlarımıza iletmiş olayım. Peki nasıl işleyecek bu süreç Bediz gelinceye kadar?

Ulaş: Evet kendisi mektup arkadaşım olur bir buçuk yıldır :)

Fotoğraf 2016 yılından, Bediz ile Ulaş Mersin Üniversitesi’nde

Normalde nasıl oluyorsa öyle olacak. Akademik çalışmalarımızı içeren dosyaları hazırlayıp, alanımızdaki saygın hocalarımıza değerlendirmeleri için göndereceğiz ve onlar da yeterli bulursa biz de profesörlük, doçentlik (mutfak) önlüklerimizi törenle giyeceğiz.

Bunu şu açıdan önemli buluyorum. Bizi ihraç ettiler diye biz bunca birikimimizi bir kenara koyup, onlara ihanet etmedik. Her ne kadar her yerden kendimi esnaf diye tanıtıyorsam da hobi olarak sosyal bilim yapmaya devam ediyorum. Hobi olarak yaptığımızda bile sizin kriterlerinizi haydi haydi karşılarız merak etmeyin mesajı bu ilanın ilk ironik boyutu. Yoksa ünvan kimin umurunda? Alsınlar turşusunu kursunlar.

Kampüsümüz de burası. O nedenle de gazete ilanında “Mersin Kültürhane Kampüs birimleri” diye özellikle belirttik.

*İlanı “Ayraç Kafe Eğitim Organizasyon” adına vermişsiniz

Ulaş: Bizi Kültürhane sürecinde en çok zorlayan konu isimdi. İsmi çok güç bulduk. Sen de biliyorsun Kültürhane’nin bulunduğu muhitin adı Dikenliyol. Ben de isim için “Dikenliyol Kütüphanesi”ni öneriyordum mekanı kent hafızasına kodlamak adına ama onu çok arabesk buldu arkadaşlar, özellikle Mersin’li olmayanlar. O dönem ismi ne olsun diye bir hayli tartıştık ve “Ayraç” ismi gündeme geldi.

Ayracın esprisi de, “Akademiden ihraç ettiler bizi, tamam ama burada bırakacak değiliz. Nerede kalmıştık..?” sorusu ile kaldığımız yerden devam ettiğimizin ilanı aslında. İhraç edildiğimiz noktaya ayracı taktık, Kültürhane’nin açıldığı an itibarı ile de ayracı olduğu yerden alıp kaldığımız yerden devam ediyoruz hala.

Burada yaptığımız işin sadece çay, kahve servisinden ibaret olmadığını düşünüyoruz. Biz burada çayın, kahvenin, çok güzel sohbetin yanında derslere de akademik üretime de devam ediyoruz. Senin de katıldığın Yerel Basın Seminerleri’ni gerçekleştirdik. Her hafta sonu bir akademisyenin katılımı ile Umut Sohbetleri’nde buluştuk. Felsefe, resim atölyeleri düzenlendi. Bisikletten toplumsal cinsiyete, kent söyleşilerinden ekolojiye, müzikten masala pek çok alandan insanın buluştuğu bir mekan konumuna geldi Kültürhane 10 ayı bulan zaman diliminde.

*Peki yeni kadrolar hayata geçtiğinde ne değişecek Kültürhane’de?

Ulaş: Öncelikle umuyorum maaşım artacak (kahkahalar). Sonra yaptığımız limonata, kahve alelade bir doçentin değil de bir profesörün elinden çıkmış olacak.

İşin esprisi bir yana şu da var bu ilanın ortaya çıkışında. Neden benim hala bilimsel olarak devam ettirdiğim çalışmaların değerlendirmesi için hala bizi işimizden atan kurumların değerlendirmesine muhtaç olalım ki? . Bilin ki biz, sizin ölçütlerinize göre bile hala aktif, üretken biliminsanlarıyız. Yoksa dediğim gibi unvan kimin umrunda?İlan yayınlanınca şu tarz eleştiriler de geldi bize, “Siz hala, sizi atan sistemin terminolojisini kullanıyorsunuz” dediler. Türkiye’de ironi zor zanaat miğrim. Biz onların dilini tersine çevirerek, dalgamızı geçiyoruz. Bizim esasen bu ünvanlar umurumuzda değil, işin esprisi de orada yatıyor. Şunu diyoruz aslında sisteme bu ilan ile, “Biz sizin bize çeşitli şartlar, zaman aralığı ve rektörün teveccühü sonucu verdiğiniz ünvanı kendi kendimize de rahatlıkla verebiliriz.”

Biz, onlar bizi ihraç etmiş olsalar bile hala okumaya, yazmaya, üretmeye devam ediyoruz. Biz akademisyen olarak bildiğimiz işi halen farklı biçimlerde de olsa yapmayı sürdürüyoruz. Sadece format değiştirdi bu eyleyiş tarzımız. Onların kriterlerine göre de üretimimiz eskiden olduğu gibi devam ediyor. Bunu tamamen sembolik olarak ve ironik şekilde vurgulamaya çalıştığımız bir ilan oldu bu.

*Öyleyse bu bir iş ilanı olmasından ziyade akademiye karşı bir ilan

Ulaş: Aynen öyle. Sen de içinde olduğun için gayet iyi biliyorsun. Yerel basın seminerlerine de katıldın. Önümüzdeki sene için de çok güzel planlarımız var. Bu ilan ile biz ve bize destek veren, Kültürhane’deki akademik üretime bir şekilde dahil olan bütün insanlar karar vericilere, bizleri ihraç edenlere, “Bu insanların işlerini, ofislerini, maaşlarını kaybetmiş olmaları kendi yaptıkları işlerini, birikimlerini, üretimlerini hiçbir şekilde sıfırlamadığı” mesajını ihtiva ediyor. Biz, hiçbirimiz yaptığımız işleri, yayınları önceden de “aman biz unvan alalım, mevkii kazanalım, daha fazla maaş alalım” diye yapmıyorduk.” demiş oluyoruz aslında.

Ben atıldığımdan beri hala yazıp çiziyorum. Bunun bana, tırnak içinde “akademik” hiçbir getirisi yok. Ne teşvik alıyorum, ne maaşım artıyor ne de ünvanımın yükselme şansı var. Ama devam ediyorum. Ve özellikle belirtmek isterim ki. Nasıl olsa döneceğim bir gün lazım olur diye yapmıyorum bunu. Çünkü öyle bir beklentim, hayalim yok. Bunu göstermek yani benim buradaki meramım şu: Bak arkadaş ben Nisan 2017’den beri de yayınlamaya, yazmaya, çizmeye, üretmeye devam ediyorum. Engel olamadınız ve engel de olamayacaksınız.

Diğer bir ironi özel şartlarda gizli. Yani resmi gazete atıfı ve seyahat engeli. Malum KHK listeleri Resmi Gazete’de yayınlanıyor ve pasaportlarımızda tahdit var. Yurtdışına çıkamıyoruz. Ceza diye verdiklerinizi biz alır başımızın üzerine koyar, dalgamızı geçeriz diyoruz aslında.

Son bölümde de bizim için asli ilkeler: güven, umut ve güler yüz. Biz böyle bakıyoruz hayata. Başımıza ne gelirse gelsin, böyle böyle mukabele etmeye çalışıyoruz, belki de safça, çocukça ama inan samimiyetle…

*Benim penceremden de bu ihraç kararları ve Kültürhane’nin kurulması akademiyi bize, bizi de akademisyenlerin üzerine boca etti aslında. Şu 10 aylık süreçte kaç tane akademisyen geldi ben hesabını şaşırdım.

Ulaş: Daha dur Alper, daha bu başlangıç. Gelecek sene, eğer hayal ettiklerimizin bir kısmını olsun yapabilir isek çok daha güzel şeyler olacak

*Ulaş, çok teşekkür ederim Yeşil Gazete’ye zaman ayırdığın için

Ulaş: Ben teşekkür ederim, bir limonata daha alır mısın? (gülüşmeler)

 

Röportaj: Alper Tolga Akkuş

(Yeşil Gazete)