Konformizm ve kariyerizm arasında serbest salınım – Fatih Özden

Geçtiğimiz günlerde katıldığım bir seminer programının açılışını yapan gazeteci, konuşmasına Bill Gates’den aldığını ifade ettiği bir cümle ile başladı: “Hayat adil değildir, şikayet etmeyin alışmaya çalışın”. Konuşmasının devamında ise doğru ve işe yarayacak bilgiye ulaşmanın öneminden bahsetti. Bir sonraki konuşmacı ise üniversite bünyesinde bulunan kariyer planlama merkezinden geliyordu ve özellikle dinleyicilerin çoğunluğunu oluşturan öğrencilere, nasıl bir kariyer planlaması yapmaları gerektiğini anlatan bir sunum gerçekleştirdi. Bana da her iki konuşmacının anlattıkları arasındaki bağlantıyı düşünmek ve seminerin sonunda düşüncelerimi konuşmacılarla ve dinleyicilerle paylaşmak kaldı. Bu yazı, o gün toplantıda dile getirdiğim düşüncelerin genişletilmiş halini kapsıyor aslında.

Önce Bill Gates’den yapılan alıntıyla başlayalım: Hayatın adil olmadığı, hele hele yaşadığımız coğrafyada hiç de adil olmadığı konusunda bir anlaşmazlık yoktur sanırım. Ancak adil olmayan bu dünyaya alışmamız mı gerekiyor; yoksa mücadele ederek değiştirmeye ve daha adil, adaletli bir dünyayı kurmaya çalışmak mı? Eğer adaletsizliğin  alışmamız gereken bir gerçeklik olarak görülmesi isteniyorsa, iki seçenek söz konusudur. Bunlardan birincisi adaletsizliğin ilahi, tanrısal, metafiziksel ve değiştirilemez olduğudur. Oysa biliyoruz ki; içinde bulunduğumuz toplumu ve o topluma dair gerçeklikleri yine bizler yaratıyoruz. Dolayısıyla toplumsal iyinin de kötünün de, doğrunun da yanlışın da sorumlusu yine bizleriz. O zaman geriye diğer seçenek kalıyor. O da “hayatın adil olmadığı, olamayacağı ve buna alışmamız gerektiği” önermesi, Bill Gates ve Bill Gates’in dünyasından, sınıfından olanların bizlere bir meydan okuması olduğudur. Bu durum aynı zamanda bir hegemonyaya da işaret ediyor olmalı, zira öyle olmasaydı öğrenci arkadaşlarımdan birisi, benim meydan okuma olarak tarif ettiğim bu cümleyi, duyduğu gibi beğenip defterine not ettiğini ancak benim düşüncelerimi ifade etmemin ardından cümlenin üzerini çizdiğini ve kendine kızdığını söylemezdi. Evet Bill Gates ve temsil ettiği sınıf yani kapitalistler, yarattıkları, müsebbibi oldukları dünyanın adaletli olmadığı ve olamayacağı konusunda toplumda zorun dışında rızaya dayalı bir tahakkümde kuruyorlar. Bu kabulleniş bizi aynı zamanda konformizmin derin sularına itiyor. Adalet için mücadele etmeyi dışlayan bu konformizm her nedense toplumsal olana ilişkin oluyor, geriye kendimize ilişkin olan ve arkamızda nasıl bir toplum bıraktığımızdan, gelecekte nasıl bir dünyaya hizmet ettiğimizden bağımsız olarak peşinden koştuğumuz, mücadelesini verdiğimiz kariyerlerimiz kalıyor. Konformizmin derin sularında tutunacak dal oluyor kariyerizm. Elimizden kaçırdığımızda kala kalacağımız, hayatımızı, her şeyimizi bağladığımız aslında küçücük bir dal.

Üniversiteler büyük büyük şirketleri, firmaları davet ederek kariyer günleri düzenliyorlar. Öğrenciler bu firmalardan gelen temsilcilerin ağızlarının içine bakıyorlar, kariyer arıyorlar. Aslında çoğunun sunduğu kariyer fırsatı, ölmemek için sıtmaya razı olma fırsatı. Peki, kariyerlerimizi nasıl elde ediyoruz? Kariyeri aslında bilginin üretimi veya uygulaması aşamasında elde ediyoruz. Peki, üretilen ve uygulanan bu bilgiyi sorguluyor muyuz? Yani kim için ve ne amaçla bilgiyi üretiyoruz ve/veya uyguluyoruz? Üretilen ve pratiğe aktarılan bilgiden yarar sağlayanlar kimler, zarar görenler kimler? Bilgi, öylece kendiliğinden gelen, tarafsız, nötr bir şey mi? Değil. Hangi bilginin kim için ve hangi amaçla üretileceği ve uygulanacağı aslında bir toplumsal mücadelenin sonunda ortaya çıkıyor. Günümüzde  bilginin büyük bir bölümü insanların, toplumun ve doğanın ihtiyaçlarını karşılamak için değil, şirketlerin sermaye birikimine katkı sağlayacak karlılığı ön plana alarak piyasa için üretiliyor ve uygulamaya aktarılıyor. Kısacası toplumun hizmetinde bir piyasa değil, piyasanın hizmetinde sömürülen bir  toplum ve doğa söz konusu.

Örneğin geçtiğimiz günlerde Bülent Şık  gıdalardaki tarım zehiri kalıntılarıyla ilgili bilgileri de içeren,  yapmış oldukları kapsamlı araştırmanın sonuçlarını, tamamen halk sağlığını ilgilendirdiği için kamusal yarar gözeterek yayınladı. Normal şartlarda, yani bilginin toplumun çıkarlarının hizmetinde olduğu bir ortamda, bu araştırma sonuçları sonrasında önlem alması için harekete geçmesini bekleyeceğimiz Sağlık Bakanlığı, harekete geçti fakat önlem için değil, göreve ilişkin sırrın açıklanması, yasaklanan bilgilerin temin edilerek yayınlanması gerekçesiyle Bülent Şık’a soruşturma açmak için. Bu örnek kim için, ne amaçla, hangi bilginin üretileceği meselesinin ne kadar politik ve mücadeleye konu olan bir durum olduğunu yeterince anlatıyordur sanırım.

Sorun şu ki; günümüzün adil olmayan dünyasını yaratan bilgiye alternatif olacak ve daha adil bir dünyaya hizmet edecek bilgiyi üretmek ve pratiğe aktarabilmek adına toplumsal dinamikler bir türlü yeterince örgütlü bir şekilde harekete geçirilemiyor. Adil bir dünya için mevcut duruma alışmak değil, adaleti tesis edecek ve adil bir dünyayı yaratacak bilgiyi önce örgütlemek sonra da üretmek ve uygulamak için mücadele edilmesi gerekiyor. Bu arada tüm bunlar için fazla zamanımız kalmadı gibi gözüküyor, zira sadece Türkiye’de değil tüm dünyada birçoğumuzun elinde kalan o son dalı yani kariyerlerimizi parçalayacak ekonomik ve ekolojik fırtına da yaklaşıyor.

 

Fatih Özden