‘Klasik müziğin Türkiye’de artan bir popülaritesi var’

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Devlet Konservatuvarı binasının boşaltılması hızlı esip çabuk sönmüş bir rüzgar olarak kaldı, Mimar Sinan ile ilgili bu haberin hemen öncesinde ise İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nda bulunan Pantomim Sanat Dalı Bölümü’ne bu dönem öğrenci alınmayacağı ortaya çıkmıştı.

Bu gelişmelerde genç ve deneyimli sanatçılarla bir araya gelerek hem konservatuvarların durumlarını, hem de sanata yaklaşımlarını ve deneyimlerini konuşmak için bir fırsat yaratmış oldu.

Irmak Keskin de bu vesile ile Yeşil Gazete için sanatçılar ile kısa röportajlar gerçekleştirdi. Üçüncü konuğu müzisyen Deniz Oliveira Erdinç.

***

Irmak Keskin: Deniz Oliveira Erdinç kimdir? Müziğe nasıl başladı? Nasıl devam etmek istiyor?

Deniz Oliveira Erdinç (Foto: Lea Ela)

Deniz Oliveira Erdinç: Müzisyen bir ailenin oğlu olarak müzikle tanışmam erken yaşta oldu. Piyano, keman ve viyolonsel ile temel bir müzik eğitimi görmüş olsam da, müziğin hayatım olacağına karar verişim çok daha geç, 16 yaşında oldu ve piyano enstrümanında karar kıldım.

8 yıl sonra, artık bir enstrümanım daha var: orkestra ! Piyanist olarak solo ve oda müziği formatında konserlerime devam etsem de, şu an yoğunlaştığım nokta orkestra şefliği. 

Irmak Keskin: Konservatuvarla ne zaman tanıştın ve dahil oldun? 

Deniz Oliveira Erdinç: Konservatuvar ile ilk tanışmam  Bilkent Müzik ve Sahne Sanatları Fakültesi sayesinde oldu.

Fakülte’ye bağlı olan özel müzik lisesini bitirdim ve üniversite hayatıma bu kurumun bir parçası olarak devam ettim Gülnara Aziz’in Piyano öğrencisi olarak. 

Irmak Keskin: Sen nispeten iyi koşulları olan yerlerdeydin, peki genel olarak Türkiye’de konservatuvarları nasıl değerlendiriyorsun?

 Deniz Oliveira Erdinç: Çok şanslıydım ki en iyi koşullardaydım. Türkiye’de, hocaları, imkanları olsun Bilkent’in özel bir konservatuvar olduğu tartışmasız bir gerçek. Keşke tartışmaya açık olsaydı ve karşılaştıra karşılaştıra bir türlü karar veremeseydik !

Fotoğraf: Rengim Mütevellioğlu

Bana kalırsa, Türkiye’de konservatuvarların en görünürdeki sorunu çatışmalar ve kamplaşmalar. Konservatuvarlar arası ortaklaşa çalışmalar yapılsa da, konservatuvarların içinde kenetlenemiyoruz. Her kurumda olduğu gibi konservatuvarlarda da, sanat dünyasında da bir hiyerarşi mevcut ve hiyerarşi olan yerde bir takım davranışların güç dinamikleri etrafında dönmesi doğal olabilir. Ama söz konusu sanatçılar gibi kendilerini ifade etmekte sorun yaşamayan, duyguları yoğun, fevri olabilmeye müsait insanlar olduğunda, bir sanatçının idari bir pozisyonda niye olmaması gerektiğini anlıyoruz, sanat kurumlarında bile ! Bence sorunun özü budur. Sanatçı sanatını icra etmeli, yaratmalıdır. Tüm gün bir büroda başka türlü sorunlarla uğraşırken bu pek mümkün değil. Sonuçta yöneticilik de bir meslek, değil mi ? Belirli bir eğitimi olan?

Bir örnek vermek isterim: şu an okuduğum okul, Ecole Normale de Musique de Paris’nin en üst hiyerarşisinde mesleki açıdan müzisyen olan biri yok. Amatör düzeyde enstrüman çalıyor ve engin bir müzik bilgisi var, neredeyse bir konservatuvar hocası kadar. Ama gerçek şu: bu şahıs müzik aşığı olan yetkin bir bürokrat ve daha evvel bir çok şirkette, kurumda yöneticilik olarak çalıştı. Bence bizde de böyle olmalı.

Bu konunun dışında konservatuvarların başka sorunları bence müzik dışı müfredatlarının yoğun olması ve bina kalitesi, yerleşim alanı etrafında dönen sorunlar, aynı Mimar Sinan gibi. 

Irmak Keskin: Gündemde taşınmalar, farklı okullardaki bölümlerin kapatılmaları var, bunlara gösterilen tepkiler de, bunlar ne hissettiriyor/düşündürüyor sana? Kulislere de az buçuk hakimsin, neler konuşuluyor, tartışılıyor? 

Deniz Oliveira Erdinç: Mimar Sinan’da olacak olanı duyup tepkisini koymak için İstanbul’a gitmeyecek hiç bir tanıdığım meslektaşım yoktu diyebilirim. Yukarıda yazdığım gibi genelde kamplaşmaya müsait olan klasik müzik camiası aksine bu haber ile kenetlendi.

Korku hissi ya da ‘şimdi ne olacak, sırada kim/hangi kurum var ?’ sorularından ziyade daha çok bir kafa karışıklığı görüyorum ben. Mevcut hükümet bir yandan müziğe destek vermek istediğini gösteriyor (misal, AKM’nin yerine yapılacak olan Opera binası), bir yandan ise Mimar Sinan gibi bir kuruma bu şekilde söylenen bir boşaltma kararı. Hangisi gerçek görüşlerini yansıtıyor ? 

Irmak Keskin: Bu topraklarda klasik müziğin geleceğini nasıl görüyorsun? 

Deniz Oliveira Erdinç: Pozitif görüyorum. Klasik müziğin Türkiye’de artan bir popülaritesi var, çoğu anne baba evladını müzik kurslarına yolluyor, festivaller artıyor ve gelişiyor, bestecilerimiz Türk ve Batı Müziğinin sentezleyip yurtdışında müthiş rağbet duyulan bestecilik akımları yaratıyorlar, dünyanın en büyük salonlarında, en büyük orkestralarında olan her jenerasyondan icracılar, gençlere okumaları ve daha bir çok  şey için destek veren sayısızca vakıf…

Tüm bunlar gelecek olduğunun göstergesidir. Önemli olan sanatçının ülke ile olan bağını koparmaması, ve ülkemizin de ona kendini geliştirecek olanakları tanımaya devam etmesi.

 

1-Ayça Yaşıt, ‘O klişe soru, “Sanatçıya rağmen sanat!”a doğru evriliyor’ 

2-Sezgin Alkan, ‘Kendisini müzik dehası sanıp ortalarda gezen birçok insan var’

 

Röportaj: Irmak Keskin

(Yeşil Gazete)