Sürdürülebilir ev arayışları – Özge Yalçıner Ercoşkun

Herşey 2009-2010 yıllarında yani bundan 8-9 sene evvel katıldığım kurslarla başladı. Sürdürülebilir kentsel planlama ve kentsel tasarım üzerine 2004’ten beri akademik olarak kafa yoruyordum ve 2008’de Eko-Tek Kentsel Tasarım üzerine doktora tezimi vermiştim.

ODTÜ’de John Croft’un yürüttüğü Dragon Dreaming Sustainable Project Management Çalıştayı’na ayrıca May East ve Michael Shaw’un geldiği Bolu’daki Uluslararası Sürdürülebilir Yaşam Çalıştayı‘na katıldım. Ertesi sene İzmir’de Max Lindegger ile Permakültür Çalıştayı‘na gittikten sonra doğal beslenme, gıda hakkı, organik ürün konularına eğildim.

Ersöz Çiftliği’nden, İpek hanım Çiftliği’nden, Taze Masa’dan, Hasan Bey Çiftliği’nden doğal ve organik ürünler isteyerek topluluk destekli tarıma[1] katkıda bulundum. Daha sonra bir bahçe edinmeyi, orada ekip biçmeyi düşündüm. Ankara’da haftasonları herkes soluğu alışveriş merkezlerinde alıyordu. Alışveriş caddeleri, kent merkezi artık farklı kullanıcılara yerini bırakmıştı[2]. Oysa bizler kıra dönüp kalabalıktan uzaklaşarak kafamızı dinlemek, doğayla bütünleşmek, toprağa temas etmek, sağlıklı, ilaçsız kendi ürünlerimizi yetiştirmek derdindeydik.

Gölbaşı taraflarında Doğa Bahçeleri adında pek çok girişim başlamıştı, onları gezdik. Ancak imarsız küçük bahçeler çok uzaktı. Daha sonraları Pursaklar tarafında Sirkeli köyü’nü keşfettik. Bu köy ve Çubuk’a doğru diğer pek çok köy Ankara ve çevresindekiler için haftasonları kaçış noktası olmuştu. İrili ufaklı pek çok arazide herkes kesesine göre bir barınak yaptırmıştı. Kimisinin villası, kiminin ahşap bungalovu, kiminin ise konteynırı vardı ancak herkes bahçesinde meyve ağaçları ve sebze yetiştiriyordu.

Köylüler ise tarıma ve hayvancılığa devam ediyordu. Yazın sonunda bahçedeki fazla ürün yol kenarına satışa çıkıyordu. Bu yeşil köyü ve bizimle aynı amaçta olan topluluğu beğendik ve buradan bir yer edindik. 760 m2’lik, güneye bakan düz bir araziydi burası. Bu arada küçük bir oğlumuz vardı ve sadece bahçe değil bize ev de gerekiyordu. O zamanlar küçük bir apartmanın en üst katında yaşıyorduk. Mantolama ve çatı izolasyonu olmayan bu apartmanda kışın ısınmak için çok fazla doğalgaz harcıyor, yazın ise sıcaktan kaçacak yer arıyorduk. O yüzden betonarme dışında bir yapı malzemesi arayışına girdik. Yapı Fuarlarını dolaştık. Ahşap, çelik iskelet, prefabrike sistemler 1999 Marmara Depremi’nden sonra çok artmıştı. Ancak ahşap ve prefabrikenin sıcak olduğu, çelik iskeletin pahalı olduğu ortaya çıktı. Uçak yapımında kullanılan kompozit malzemeleri dahi araştırdık, ev için çok uygun olmadığı, kentsel mobilyalara daha iyi gittiği kanaatine vardık.

Green Ekoblok

Sonra bir arkadaşım Hacettepe Üniversitesi Verimlilik Günleri’nde gördüğü[3], Ytong gibi ancak patent ve ödül alan Green Ekoblok taşından sözetti. Depreme, ısı, ses ve yangına dayanıklı, alçı bazlı bu taşın formülü sahibinde saklı. Bu taşı temin edip temelsiz, yığma bir ev yapmaya karar verdik. Ankara’daki sürdürülebilir tek örneği olacaktı. Riske girdik ve bir zemin betonu atıp lego gibi bu taşı dizerek yığma bir ev inşa ettirdik (Resim 1). 20 cm enindeki bu duvarlar oldukça kalın, 3.20 m bina yüksekliği ise oldukça ferah bir ortam yarattı. Üç oda bir salon tek katlı evimizi uzun plan uğraşları sonucu salon ve iki oda güneye bakacak şekilde tasarladık.  Duvarlar kalın olunca içerisi yazın serin, kışın sıcak olacaktı. Hakikaten yazın 15 Temmuz- 15 Ağustos arası Ankara’nın 40 derece kızgın sıcağında evin içi 21 dereceyi geçmedi. Doğal klimalı bu ortam çok hoşumuza gitti.

Ekoblok duvarlar

Ancak sadece yazın değil her haftasonu gitmek isteğimiz oluştu. Kışın nasıl bir ısıtma sistemi koymalı diye arayışa girdik. Kömürlü soba sadece bir odayı ısıtacaktı, kömür taşımak zordu ve çocuklar için sızıntı riski sıkıntılıydı. O yüzden her odayı ısıtan soba kalorifer sistemlerini araştırmaya başladık. En son çevreci bir sistem olan peletli soba kalorifer sistemlerine karar kıldık. Her odaya büyük petekler kondu. Peletli soba, salona, minik bacası doğrudan yatayda yere doğru çıkacak şekilde konumlandırıldı. Pelet, her türlü endüstriyel ve tarımsal atıkların kurutulup, öğütüldükten sonra yüksek basınç altında sıkıştırılması ile oluşan forma verilen isimdir. Pelet hammaddesi, genel olarak ağaç, odun, talaş, yonga, kabuk, dal ve benzeri orman atıkları, tahta parçası, talaş, takoz gibi malzemeler kullanılır (Resim 2).

Seneler içinde yapılan araştırmalar sonucunda yakıt amaçlı kullanılacak pelet için ilk sırada doğal ağaç atık maddelerden yapılan pelet gelmektedir.
Çevre dostudur,
Kül oranı azdır,
Havayı kirletmez,
Verimliliği yüksek,
Kalorisi 4.000 -5.000 kcal arasında,
Curuf -kül- oluşturmaz,
Yanma odasına zarar vermez,
Hava ihtiyacı kömürden daha azdır,
Kazan dairesi toz duman olmaz,
Redüktör ve fanda daha düşük kapasitede motorlar yeteceğinden elektrik tasarrufu sağlar,
Ticari pelet üretimi için ağaç kesilmesi gerekmez. Pelet için orman atığı yeterlidir. Bu yönü ile kolayca tutuşabilir orman artıklarının toplanması sonucu, ormanların yangına karşı da korunmasına katkı sağlar,
%100 yerli kaynaklar kullanılır,
Sürdürülebilir bir kaynaktır,
Fosil kaynaklı yakıt ithalatının azaltır ve ülke ekonomisine katkı sağlar,

Çevre ve insan sağlığı açısından zararları en alt düzeydedir. Kullanımı sonrasında atık miktarının çok az,
Diğer fosil yakıtların kullanımına nazaran daha az tehlikelidir,

Odun pelet ısıtma sistemleri, ozon dostudur,
CO2 salımı düşüktür,
En temiz yanma sistemi pelet yakma sistemleridir,
Nakliyesi çok kolaydır,
Depolanması için çok daha az yer gerektirir [4].

Peletli soba belli sıcaklığa gelince sistemdeki sıcak suyu kalorifer peteklerinde dolaştırarak ortamı ısıtıyor. Böylelikle çevreci bir ısıtma sistemine sahip olmuştuk (Resim 3).

Yağmursuyu Biriktirme Sistemi

Bir de ahşap çatımızdan gelen suyu borularla su tanklarına sevkedip yağmursuyu biriktirme sistemi kurduk (Resim 4), böylelikle yağmur suyundan da faydalanarak bitkilerimizi sulama şansımız oldu.

Yağmursuyu biriktirme tankı

Bahçeye onsekiz adet meyve fidanı diktik. Elma, Ankara armudu, can erik, Anjelik erik, şeftali, kayısı, kiraz, vişne, dut, karadut, ceviz, nar, iğde, ıhlamur, ayva bunlardan bazıları. Dikerken En az 4 m aralıklı olmasına, kuşları cezbetme durumlarına, gölge yapma ve taç yaprak büyüklüklerine dikkat ettik. Bu sene vişne, nar ve ayvanın üzerinde meyveleri var (Resim 5).

Meyve fidanları

Tüm fidanlara doğal koyun gübresi ve organik solucan gübresi vermeyi ihmal etmedik. Solucan gübresi permakültürde çok önemli. Permakültür, doğal, ilaçsız, kardeş bitkilerle yapılan bir doğa tasarımı[5]. Biz de buna uygun olarak permakültüre dayalı bir sebze-meyve ekimi yapmak için kolları sıvadık.

Kardeş Bitkiler – Companion Planting

Çok fazla yabani ot olan toprağın üstüne iki büyük, üç küçük sebze kasaları inşa ettik (Resim 6). Yükseltilmiş yatak ismi verilen bu yöntemde, kasaların altına karton serip malç yaptıktan sonra bahçe toprağı ile solucan gübresini karıştırdık ve sebze kasalarını bu toprakla doldurduk. Sonra damla sulama sistemi kurduk. Bu sistem günün belli saatlerinde çalışan otomatik bir sulama sistemine sahip. Sonra kardeş bitkileri araştırdık. Kardeş bitkiler (companion planting) sistemi, bitkilerin birbirine yarayan özelliklerini kullanmayı ve birbirine zarar vermelerini önlemeyi amaçlayan bir tarım yöntemidir. Uyumlu ve birbirine yarar sağlayan (gölge oluşturma, toprağa besin maddesi sağlama, zararlıları kaçırma, yararlı böcekleri çekme vs.) bitkilerin birbirinin yakınına, uyumsuz bitkilerin ise birbirinden uzağa ekilmesi temeline dayanır. Ekolojik tarım için kullanılabilecek en etkili yöntemlerden biridir[6].

Kardeş bitkiler sisteminin avantajları nelerdir?

  • Sebze, şifalı bitki, baharat, biyokütle, hayvan yemi ve arılar için balözü bitkileri ve yerel türler gibi çeşitli bitkileri bir arada üretir,
  • Bahçe içinde doğal bağışıklık oluşturarak zararlılara ve hastalıklara karşı direnç geliştirir,
  • Zararlı olabilecek böcek popülasyonlarını kontrol eden yararlı böcekleri çeker,
  • Toprağın farklı tabakalarının bir arada kullanılmasına imkan verir,
  • Doğal dengeleri gözetir ve biyolojik çeşitliliği artırır,
  • Toprağın nemini ve besleyiciliğini korur,
  • Kimyasal ilaç ve yapay gübre kullanımı gereğini ortadan kaldırır,
  • Dönüşümlü ekimi (münavebe) kolaylaştırır,
  • Sürekli ve yoğun tarım uygulamasıyla yüksek verim sağlar,
  • Bahçe bakımı için gerekli işgücü miktarını azaltır,
  • Azot sabitleyen bitkiler (baklagiller) sabitlemeyen bitkilerle beraber ekilir. Örneğin mısırın yanına sırık fasulye, fiğin yanına yulaf-arpa,
  • Fiziksel destek: Mısırın yanına ekilen sırık fasulye mısıra tırmanabilir,
  • Yabani ot kontrolünü doğal yollarla gerçekleştirir. Ör: Çavdar yeşilken biçilirse ve tarlada malç olarak bırakılırsa çözünen artıkları yabancı ot çimlenmesini engelleyen bileşenler salgılarlar, Malçın üstüne dikilecek fidelere kolayca gelişebilecekleri rekabetten uzak bir ortam sağlanır.

Üç Güzeller

Bu doğrultuda mısır, fasulye ve kabağı Üç Güzeller olarak birlikte ektik. Domates ve biberin yanına fesleğen ve kadife çiçeği diktik. Böcekleri çiçekler çekerken domatesler bize kalacaktı. Kavun, sarımsakla birlikte ekildi. Patatesin üstüne dereotu serpildi. Bunun gibi deneysel dikimlerimiz oldu. Heyecanla sonuçlarını beklemekteyiz. Kasalarımızda bol miktarda uğurböceği var. Bu bizi sevindiriyor. Çünkü bitki zararlılarını ve yaprak bitlerini yiyorlar.

Sebze kasaları

Sonuçta sürdürülebilir ev arayışlarında yapı malzemesi olarak bir çevreci, doğal klimalı malzemeye ulaştık. Isıtma sistemi olarak sıfır karbon salımlı pelitli soba sistemini denedik ve başardık. Yağmur suyunu değerlendiriyor olmamız ve herkes gibi monokültür ve ilaç yerine, ilaçsız permakültür deniyor olmamız bizi çok heyecanlandırıyor. Haftasonları AVM’ye gidip mutsuz olmak yerine doğayla bütünleşiyoruz. Çocuklar toprakla, çamurla haşır neşir oluyorlar. Doğal ürün yiyorlar ve mutlu oluyorlar. Herkes bir gün plazalarda çalışmak ve kule bloklarda oturmaktan bıkacak. Doktor parası bulmaya çalışmak yerine doğal ürün tüketecek, tüketici yerine türetici[7] veya üretici olacaklar…

Kaynaklar:

[1] Ercoşkun, Ö.Y. (2018) Organic Markets, Participatory Guarantee Systems, and Community-Supported Agriculture for Sustainable Food Communities, (Ed. Violeta Sima). Organizational Culture and Behavioral Shifts in the Green Economy (pp.137-166), Information Science Publishing: Hershey

[2] Ercoşkun, Ö.Y., Özüduru B.H. (2014) Urban Resilience and Main Streets in Ankara, International Development Planning Review, 36(3), 313-336.

[3] https://anahtar.sanayi.gov.tr/tr/news/yeni-nesil-izolasyonlu-duvar-sistemleri-projesi-greenblok-yesil-ekoblok-ltd-sti/2124

[4] http://www.izmirsomine.com/pellet-soba-pelet-somine.html

[5] http://permakulturplatformu.org/wp-content/uploads/Max_Lindegger_Permakultur_Calistayi_Notlari.pdf

[6] http://permacultureturkey.org/kardes-bitkiler-yontemi/

[7] https://www.youtube.com/watch?v=8ceCiWie0lM

 

 

Özge Yalçıner Ercoşkun

Gazi Üniversitesi, Şehir ve Bölge Planlama Bölümü, Ankara