Ekoloji, 68 ve Yeşiller – Murat Bjeduğ

Ekolojik mücadele, çok eskilere giden tarihe sahip bir mecradır. 68, yeni bir tarihsel olgudur; Yeşiller ise çok yeni ve dünyayı çok etkilemiş bir siyasi / toplumsal harekettir.

Ekoloji odaklı savaşımın siyasallaşarak Yeşiller adını alması ve 70′ lerde hem mali finans oligarşisinin hem de gelişmiş kapitalist ülkelerin kendi iç sanayi burjuvazisini sarsan; tarihsel haklılıkları karşısında sus pus eden- bence- devrimci cenahta sayılması gereken çıkışıyla 68 doğumludur; 68 i temsil eder.

Çevreciler adı verilen ve çevre koruma ekseninde hareket eden ilk çıkışlar saf ekoloji ile tanımlanabilir. Farklı arealarda ama bir zincirin halkaları bütünselliğinden uzak ekolojik mevzi direnişleri yer yer kırılmalara da uğrayabiliyordu. Ama Yeşiller; çevre sorununun kapitalist endüstrileşme ile doğayı mahvederken giderek insanlığa biyosferin tahammül sınırlarını aşan aç gözlülüğü ve küstahlığıyla karşı karşıya kalındığını gösterdi. Gidişatın bir ekolojik infilake doğru yöneldiğine dair tezleri, kıyamet haberciliği ile gerçek ötesi feveranlar muamelesi gördü.

Yeşiller, ilk başlarda idrak edilemeyen önermeleri ve eleştirilerinin ciddiye alınmamasına takılmadan, siyasi harekete dönüşüp insanları etkilemeye başladılar. Daha ziyade, sorunun vuku bulduğu yerlerde ki eylemleriyle, desantralize ve çok parçalı yapılardan müteşekkil özellikleriyle tüm dünyanın nazar-ı dikkatini celbettiler. Bu tarihsel evrede, Die Grünen – batı alman Yeşiller partisi, tam manasıyla esin verici lokomotif idi.

68 dalgası geri çekilmeye yüz tutarken Yeşillerin yanısıra  68 doğumlu başka çıkışlar da dünyayı epeyce meşgul etti. Silahlı mücadeleyi ve şehir gerillası tipi örgütlenmeyi benimseyen yapılar bir anda arenaya fırladılar. En bilinenleri sıralamak icap ederse: Almanya’ da rote armee fraktion, ABD’ de weather underground, İtalya’ da brigatte rosse, Japonya’ da Japanese armee, Uruguay’ da Tupamaros

Bu örgütler;  şiddet konusunda uzmanlaşmış militer devlet departmanlarının ustaca provokasyon ve imha yöntemlerinin çökertmeye matuf atakları neticesinde 5-6 yıl içinde etkilerini yitirdiler. Varlıkları, onlarca soru işaretleri bırakan, karanlık ve aydınlatılmasından hala o ülkelerin devletlerince bilhassa imtina edilen eylemlerinin nedensellikleri öylece kalakalarak son buldu.

Yeşiller ile bu örgütleri aynı yazıda anmamın nedeni önderliklerinin 68 kalkışmasında da önde gidenler ve yakın arkadaş olmalarındandır. Bir yarılma yaşanmış bir kesim kuramı anlaşılması zor sözcükler yığını diye umursamayarak doğrudan silahlı şehir gerillasına ve şiddete yönelirken başka bir grup ise şiddeti mahkum ederek, teoriyi ekoloji ve endüstriyel kapitalizmi ve hatta reel bürokratik sosyalizmi de eleştirerek apayrı bir kulvarda mücadeleyi sürdürme iradesini pratiğe geçirmiştir.

Yeşiller Almanya’ da ”Parti olmayan parti ” şiarıyla, şu ilkeler etrafında teşkilatlandılar:

  • Ekolojik
  • Toplumsal
  • Şiddetsiz
  • Taban demokrasisi

Bu ilkeler, Stalinist komünist partiler gibi kımıldamayan kayaların, geleneksel tezlerini iyiden iyiye marjinaleştirdi. Klasik devrim anlayışı yani, üretim araçlarının mülkiyetinin el değiştirmesi ya da devletleştirilmesinin olmaması bu partilerin (KP) daha 68’in en alevli zamanlarında ”Bu sahte devrimcilerin maskelerini indirelim” şeklindeki  sloganları, o partileri, burjuvazi ile aynı saflara düşürdü.

Yeşillerin endüstriyalizme reddiyeci eleştirileri ve yegane yol olmadığına dair görüşleri, sanayileşmenin sosyalist ülkelerce de tartışmasız hedefler arasında baş köşede bulunmasının inanıldığı gibi hayırlara vesile olamayacağı somut ama çok kahredici örneğiyle doğrulandı. Sovyet sosyalist Rusya bünyesindeki Ukrayna’nın Çernobil kentinde çalışan nükleer santralın patlaması, 9.000 insanın feci şekilde ölmesinin, kentin çöküşünün daha fazla gizlenememesi ile peşin kabuller sorgulanmaya başladı. Çünkü nükleer santrallerin mülkiyeti değildi belirleyici olan, işlevleri ve müsebbibi olan sonuçlar ile insanlık ve doğayı yıkıma götürecek tehlike potansiyelleriydi.

Sızan radyasyon bulutları sınır tanımıyordu; radyasyon bulutları karadenize de yağmur oldu, indi. Bulgaristan üzerinden Galler’e kadar ulaştı. Yeşillerin uyarılarının, çığlıklarının haklılığı üzücü sonuçlarla kanıtlandı. ”Şimdi aktif olmazsan yarın radyo–aktif olursun” sloganı hayat tarafından doğrulandı ama bir sismik şok etkisi yaratsa da kapitalizm ve enerji sorunu nükleer santrallerle çözüm bulma inadı yaşanan ve ileride de yaşanacak olan felaketlere rağmen sürdü.

Güçlü argümanları, endüstriyel tüketim toplumunun yegane seçenek olduğu savının, zihinlerdeki yerleşik ön kabul ve konsensus konumunu derinden sarsılmasını sağladı. Eleştiri ve alternatif önerileri, genel kabullerin tamamen olmasa da kayda değer ölçüde ya terk edilmesine ya da seslerine kulak verilmesine neden oldu.

Diyebiliriz ki, silahlı mücadeleden çok daha kalıcı izler bıraktı, uzanımları bugünlere kadar geldi. Her parti gibi Yeşil partiler de parlamentolara girmeyi önemsediler. Alman Die Grünen’in seçim başarısı aynı ölçekte değilse de İtalya, Finlandiya, Avusturya, Hollanda, İsviçre ‘de de görüldü. Bu ülkelerde de Yeşil partiler parlamentoya girdiler.

Esasen Die Grünen yani Almanya’daki Yeşiller partisi idi, dünyayı etkileyen esin veren.

Bunun analizine eğilince en öne çıkan sonucu, Alman 68’inin önde gelen isimleri 68 alevinin sönümlenmeye yüz tutmasının hemen akabinde, Rudi Dutschke, Petra Kelly, Daniel Cohn Bendit gibi isimlerin 68 deneyim ve birikimlerini seferber ederek aynı mücadele motivasyon ve enerjisiyle Yeşillere katılması tahmin bile edilemeyen bir güç kattığıdır.

Ancak parlamentoya girişle beraber ‘parti olmayan parti’ anlayışı aşındı, içeriden gelen eleştirilerle 68 idealleri terk edilmeye başlandı; kurumsallaşan bir parti haline yönelindi. Bu aşamada partide iki kanadın kıyasıya iç tartışmalarına, çekişmelerine ve mevzi almasına içimiz acıyarak tanık olduk. Bu uğursuz süreç sonunda kazananın Fundoslara (Fundamentalistler) karşı, realoslar (gerçekçiler) olmasıyla sonuçlandı.

Realosların yönetim erkini almasıyla parti bildik düzen partilerine benzemeye başladı, radikal ve devrimci özünden fersah fersah uzaklaşılması tercih edildi.

O parlak on yılın sonunda (1970- 80) Die Grünen giderek çevreci sosyal demokrat parti kılıfına girdi. 68’liler partiden koptu. Rudi öldü.  Heyecan yitip gitti. Kızıldan Yeşile akış tersine döndü. Yeşil partinin uluslararası boyutta etki yaratan kuramcılarından Rudolf Bahro partiden hala ikna olmadığım nedenler ileri sürülerek ihraç edildi ve bugünlere gelindi. Bu son paragraf 1980 – 2018 yıllarına tekabül eden bir panoramadır.

Başta saydığım altın ilkeler zayıflayan titreşimler halinde belleklerde kaldı.

Ardı sıra da ”Elveda başkaldırı”, ”Elveda proletarya” nidalarıyla umutlar ne zaman geleceği kestirilemeyen bir başka bahara ertelendi; kuğu son ötüşünden sonra Simurg olmak için kanatlandı.

Yeşillerin Türkiye serencamı ise ayrı bir yazıda tartışılacak.

 

Murat Bjeduğ