Avrupa Yeşiller Partisi 28. konsey toplantısından izlenimler I – Sema Alpan Atamer

Avrupa Yeşiller Partisinin 28. Konsey Toplantısı 18-20 Mayıs 2018 tarihlerinde Antwerp’te yapıldı. Toplantıya Yeşil Siyaset Platformundan ben ve Ümit Şahin katıldık. Toplantı notlarımı özetle sizlerle paylaşmaya çalışacağım.

Sema Alpan Atamer ve Ümit Şahin

Açılış

Toplantının açılış oturumunun konuşmacılararı,  Avrupa Yeşiller Partisinin Eşbaşkanı Reinhard Bütikofer ve Belçika Parlamentosu Üyesi, Yeşiller Başkanı Meryem Almaci idi.

Bütikofer, Avrupa Projesi’nin geleceği üzerinde durdu: Avrupa Projesi, bir ortak değerler demetinden çıkmıştır. Avrupa’daki otoriterleşme eğilimine karşı son zamanlardaki Avustuya, Fransa, Finlandiya’daki yerel seçimler, Projenin yeniden başarıya doğru döndüğünü gösteriyor. Macaristan’da, İsveç’te, Belçika’nın Flaman ve Valon Bölgelerinde Yeşillerin oylarında artış var.

Avrupa’nın geleceğine yönelik tartışmalarda 3 kamp gözlemleniyor:

  1. Avrupa Projesinden yana olanlar: Avrupa’nın statükosunun devamını isteyenler ki bu bir anlamda şimdiki haliyle distopya demek ve mutlaka bu durumun değişmesi gerek
  2. Avrupa Projesine karşı olanlar: Avrupa karşıtı olanlar ki bu Avrupa Projesini mahvedebilir ve Avrupa’daki barışı ortadan kaldırabilir
  3. Hem Avrupa projesinden yana olup; hem de değişim isteyenler: bunlar genel anlamda yeşiller ve solcular

Avrupa’lıların yeni gündemi:

  • biyoçeşitlilik ve plastikler
  • yeşil finansman ve yeşil ekonomi
  • çalışma hayatı
  • mülteciler

Bunlar da zaten Yeşillerin konuları.

Bütikofer, sözlerini  “Siyasi irade, bir yenilenebilir kaynaktır” cümlesiyle bitirdi.

Türkiye kökenli, Antwerp doğumlu, 2. Nesil Belçikalı Meryem Almacı, Avrupa’nın tüm renkleriyle bir bütün olduğuna vurgu yaptı. Yeşillerin Avrupa’nın geleceğindeki sorunlara çözüm olacağını söyledi ve  Avrupa Projesinin, barış, demokrasi, hukukun üstünlüğü, insan hakları demek olduğunun altını çizdi.

Avrupa’nın geleceği

İlk günkü oturumlardan birinin konusu “Avrupa’nın geleceği” idi. Moderatör, Avrupa Yeşiller Partisi eşbaşkanı Monica Frassoni’ydi. Bu oturumda 5 panelist konuyu ele aldılar.

Franklin Dehousse (Liege Üniversitesi, Uluslararası Hukuk Profesörü):  Avrupa Projesinin sıkıcılığı özellikle kurumsal yapısından geliyor. Çok karmaşık ve hantal. Mevzuat çok uzun metinlerden oluşuyor. Okumak, anlamak, üzerinde konuşmak hem zor, hem de sokaktaki insan için çok sıkıcı. AB’de her konuda kararlar konsensusla alınıyor. Bir ülke bile itiraz etse, karar çıkmıyor. Çok uzun süre müzakere edildiği, üzerinde çalışıldığı halde hala üzerinde karar alınamamış pek çok konu rafta duruyor. “İşbirliğini güçlendirme (enhancing cooperation)” adına bazı adımlar atıldı. Parasal birlik, Schengen Bölgesi, PESCO (The Permanent Structured Cooperation=AB’nin Güvenlik ve Savunma Politikası çerçevesinde 28 ülkeden 25’inin silahlı kuvvetlerinin yapısal bir entegrasyona gitme süreci) bunlara birer örnek; ama hala pek çok sorun çözülemedi. Örneğin Avrupa Kamunun Satınalma Prosedürlerine ilişkin kararlar hala sürüncemede. Avrupa vergi sistemi de keza böyle bir konu. Sistemi yönetmek çok zor çünkü çok bürokratik bir yapı var ve Avrupa fazla genişledi. Göçmenlerin Avrupa’ya aidiyeti de ayrı bir sorun.

Rui Tavares (tarihçi, Avrupa Parlamentosu eski milletvekili): Avrupa’yı coğrafi açıdan genişletelim. Avrupa bir insan hakları projesi idi. Buna inanan insanlar arasında bir birlik sağlamaya çalışalım. Yeşiller olarak bizim milliyetçi bir “yurttaşlık” tanımımız olamaz. Yerel, bölgesel, ülkesel, küresel olarak insanları toplulaştıran yurttaşlık kavramları olabilir. Avrupa yeşil meselelere, temel haklara odaklanarak yaşamalı. Bu anlamda Avrupa Temel Haklar Bildirgesi, halen Avrupa’da yaşayan herkesin seçme hakları çok önemli.

Erzsébet Schmuck (Macaristan Parlamento Üyesi, Siyaset Farklı Olabilir Partisi Grup Başkan Vekili):

Demokrasi ve hukukun üstünlüğü için dışarıdan gelmesini beklemeden önce o ülkenin vatandaşları mücadele etmeli. Ekopolitika bu konuda bir fırsat. Popülist partiler demokrasi ve hukukun üstünlüğü konularını hiçe sayabiliyorlar. Avrupa Projesi, bunlara cevap niteliğinde. “Daha az mı daha çok mu Avrupa?” tartışması gereksiz. (Bu konuşmaya bazı eleştiriler geldi: Hukukun üstünlüğünün korunması sadece o ülkenin vatandaşlarının meselesi değildir. Çünkü örneğin Orban, yurttaşlarına AB’den aldığı parayı popülizm adına dağıtmaya karar verirse, AB vergi mükelleflerinin buna itiraz etme hakkı vardır. Ya da AB kurallarına aykırı olarak kendi sanayicisini teşvik etmeye kalkarsa bu, Avrupa’da haksız rekabete yol açabilir ve buna AB’nin karışma hakkı doğar).

Claude Turmes (Avrupa Parlamentosu Üyesi, Lüksemburg): Avrupa vergi açısından sanayiciler için bir cennet. Vergi konusuna gelince, ulusal egemenlik ön plana çıkıyor. Her ülke kendi vergilerine kendisi karar veriyor. Liberalizasyon cenneti haline gelmiş durumda. Sanayiciler için vergiler düşürülürken, çalışanlar için vergiler arttırılıyor. Bu da çalışan kesimin aleyhine oluyor. İşsizlik artıyor, yeni iş olanakları yaratılması zorlaşıyor. Bu nedenle Avrupa’nın ortak vergilendirme sistemine geçmesi konusu, Yeşillerin ana konularından biri olmalı. “Güçlü işbirliği” konusunda adımlar atıldı ama vergilendirme konusunda yetki henüz yok.

Karbon vergisi konusunu 28 ülke veto etmiş durumda. Emisyon Ticareti Rejimi (ETS) Avrupa gibi, ne ölüyor, ne doğrudürüst gidiyor. Çünkü o da çok bürokratik bir sistem.

Diğer bir konu ise ticaret. Eğer Yeşiller, kendi politika ve kurallarını oluşturup, gündeme getirmezlerse liberaller, yeni antidemokratik ve neoliberal kuralları ile karlarını arttırmaya devam edecekler.

Petra de Sutter, (Belçika Senato Üyesi): “Dayanışma”, Avrupa’nın temel kelimesi. Temel Haklar (Fundamental Rights), Avrupa Sosyal Bildigesi (European Social Charter) temel belgeler. Avrupa, 60’lı yıllarda göçmenler için konutlar yapılması, ayrılmış ailelerin birleştirilmesi, grev hakkı gibi konulara yoğunlaşmıştı. Şimdi, bu konular neredeyse unutulmuşken, sosyo-ekonomik konulara yoğunlaşmak Yeşiller için önemli. İnsan hakları, demokrasi, sivil toplum konuları öne çıkmalı.

Hollanda’da bile popülist politikacılar, yabancılar yüzünden gelecekte çocuklarının iş bulamayacağı korkusunu yaratıyorlar seçmenler üzerinde. Kültürel çatışmayı, popülist politikacılar amaçlarına yönelik çok iyi kullanıyorlar.

Sosyal Avrupa

Ortak oturumlardan bir diğerinin konusu “Sosyal Avrupa” idi. Kasım 2017’de Gothenburg’da yapılan Hakkaniyetli Çalışma ve Büyüme için Avrupa Sosyal Zirvesi’nde üye devletlerin bir araya gelerek ilan ettikleri “Sosyal Hakların Avrupa Ayağı (European Pillar of Social Rights)” çerçevesindeki meseleleri temel alıyordu[1].

Konuşmacılar aşağıdaki sorulara yanıtlar vermeye çalıştılar:

  • Alınan kararlar, gerçek hayatta; özellikle en kırılgan konumda olanlar, prekaryalar için neyi değiştirecek?
  • Üzerinde anlaşılan prensipler, iyi bir profesyonel yaşam için makul şanslarla iş piyasasına girme konusunda korkunç zorluklarla karşı karşıya bulunan gençlere Üye Devletlerde pratikte nasıl bir yarar sağlayacak?
  • Bu bağlamda hangi yeşil politikaların gerçek hayatla en fazla ilgisi var?

Konuşmacılar özetle şunları söylediler:

Philippe Lamberts (Avrupa Parlamentosu  Yeşiller/EFA Group (Avrupa Serbest İttifakı) eş-başkanı, Ecolo-Belçika): Yeşiller genelde yüksek tahsilli, zengin, yeni burjuvalardan oluşan, çevrelerinin iyi olmasını; böyle bir ortamda yaşamayı arzu eden insanlar. Nesiller arası toplumsal eşitliğe önem veriyorlar. Çocuklarının, torunlarının geleceği onları ilgilendiriyor; bu nedenle uzun vadeli politikalara bakıyorlar.

İneğin sütünü sağmayı ne zaman bırakırız? Devlet bırakmamızı emredince! O halde devletlere çok iş düşüyor. AB’de rekabetten, işbirliğine doğru geçmek gerekiyor. AB üyesi devletlerde vergiler, çalışma kuralları, iş piyasası çok farklı; o nedenle rekabet söz konusu. Mali ve sosyal konularda işbirliği önemli. Şu anda işçiler için getirilen esnek çalışma koşulları, işverenlerin işine yarıyor; semaye sahipleri için koruma geçerli; çalışanlar ve işçiler için değil. Gençlerin daha iyi ücretler alabilmeleri için nitelikli iş gücünü nadir hale getirmeliyiz. Bunun için çalışma saatlerini, haftalarını, yıllarını azaltan yeni kanunlar yürürlüğe koymalıyız. Tüketiciler ve çalışanlar için, sınırları silik hale getirmeliyiz; çünkü bu kümeler aslında birbirinin içine geçmiş halde. Kanunların uygulanması için yaptırımları arttırmalıyız.

Selena Jans (Hollanda Riders Union FNV’de (yemek teslimatı sektörünün sendikası) kampanyacı):  Ben okurken çalıştığım ve ağır işlerde çalıştığım için sağlığımı kaybettim. O nedenle mezun olduğumda uygun bir iş bulamadım. Bugün gençler, hatta üniversite mezunu olan gençler için en büyük sorun, işsizlikten daha çok “prekarya” olarak çalıştırılma ve “ücretsiz stajyer” olarak çalıştırılma. Sahte “serbest çalışma (fake freelance jobs)” işleri  türetilmiş durumda. Bunlar “gig” diye tabir edilen sitelerden ve platform şirketlerden yaygınlaştırılıyor. Bir tür yeni sömürü düzeni.

Mali sorumluluk sigortası (liability insurance) sadece çalışamaz hale geldiğinizdeki gelir kayıplarınızı karşılıyor. Başka bir harcamanıza destek vermiyor.

Çalışma koşullarında esneklik de ayrıca önemli bir konu.

Çalışanlar olarak sosyal ortaklarınızla ortaklaşa eylemler yapmak önemli. Bu eylemleri:

  • -gösteri yap
  • -işgal et
  • -grev yap

şeklinde sıralıyoruz.

Jeremias Prassl ( Oxford Üniversitesi Hukuk fakültesinde Doçent, UK, 2018 yılında yayınlanan “Bir Hizmet olarak İnsan =Human as a Service” adlı kitabın yazarı): ILO, açıkça belirtmiştir ki; “işçiler, ticari mal değildir”. Esneklik ne yazık ki tek taraflı uygulanıyor. Gençler, istedikleri yerde, istedikleri zaman, istedikleri işi yapmak istiyorlar. Bu kulağa hoş geliyor; ama genelde mümkün olmuyor ve daha çok işverenlere esneklik sağlayan bir durum yaratıyor. Teknoloji, genelde klasik patrona kıyasla daha sıkı ve daha kötü bir biçimde çalışanları kontrol ediyor. Çalışma ortamı giderek insani olmaktan çıkıyor.

Maria Jepsen, (European Trade Union Institute, Araştırma Bölümü Başkanı Belçika): İşin yoğunluğu, işin kalitesi, esneklik, gelirin güvenilmezliği, üretimden kazanılanların eşit paylaşılmaması günümüzün sorunları. AB’de piyasa esaslı entegrasyon 2005 yılında başladı. 2007 yılında yayımlanan AB Temel Haklar Bildirgesi (EU Charter of Fundamental Rights) sendikalar tarafından destekleniyor ama hala tam olarak hayata geçirilemedi.

İrlanda, Portekiz, İspanya ve Yunanistan’ın durumuna baktığımızda piyasa değerleri üzerinden düşünmememiz gerektiğini görüyoruz. Ama AB bu temele dayanıyor. Sosyal hakların araçsallaştırılması, yeşil yıkama (bir markanın/firmanın  ürünlerinin çevre duyarlı, temiz vb olduğunu söyleyen reklamlarla yeşilmiş gibi gösterme), kızıl yıkama (yerel halkların doğal kaynaklarına, kültürlerine vb onlara yardım ediyormuş gibi göstererek el koyma/sömürme) hala Avrupa’daki iş dünyasında geçerli. İnsanların merkeze konduğu bir iş dünyası öngörmeliyiz.

Yapay zeka, hiç bir ahlaki değer taşımıyor. Über, airbnb gibi platform ekonomilerdeki platform şirketler belki vergi ve çevre ile ilgili yasalara uyabilirler; ama iş kanunları için bunu söylemek zor. Bu platformlardaki “kendi işinde çalışanlar (self-employed)”dan oluşan çalışanların, sağlık ve sosyal güvenlik konuları nasıl halledilecek? Sendikalaşma giderek azalmakta. Örneğin Über’de çalışanlara “kendi işinde çalışanlar” demek de güç; çünkü pazarlık güçleri yok. Bunlar “sahte” kendi işinde çalışanlar.

Çalışma koşullarında esneklik tek başına kötü değil; ama korumanın da buna dahil edilmesi gerek.

[1] Sosyal Hakların Avrupa Ayağı kapsamında 3 başlık altında açıklanan 20 ilke şunlar:

  1. Fırsat eşitliği ve iş piyasasına girme
  • Eğitim, öğretim ve yaşam-boyu öğrenme
  • Toplumsal cinsiyet eşitliği
  • Fırsat eşitliği
  • İstihdamın aktif olarak desteklenmesi
  1. Adil çalışma şartları
  • Güvenceli ve uyarlanabilir istihdam
  • Ücretler
  • İstihdam koşulları hakkında bilgilendirme ve işten çıkarılma durumunda koruma
  • Sosyal diyalog ve işçilerin ilişkilendirilmesi
  • İş-hayat dengesi
  • Sağlıklı, güvenli ve iyi adapte edilmiş çalışma ortamı ve verilerin korunması
  1. Sosyal koruma ve dahil etme
  • Sosyal koruma
  • İşsizlik haklarından yararlanma
  • Asgari gelir
  • Yaşlılık geliri ve emekli maaşları
  • Sağlık yardımları
  • Engellilerin dahil edilmesi
  • Uzun dönemli bakım
  • Konut edindirme ve evsizlere yardım
  • Temel hizmetlere erişim (gaz, su elektrik, vb)

Bu ilkelere ilişkin ayrıntılı açıklamaları bu linkten görebilirsiniz:

Avrupa Yeşiller Partisi ise, söz konusu toplantıda kendi öncelikli 5 prensibini şöyle sıralamış:

  1. Tüm işçiler için sosyal haklar

  2. Tüm işçiler için uygun çalışma koşulları ile asgari ücret

  3. Bakmakla yükümlü oldukları tüm kişiler için mali olarak karşılanabilir kaliteli bakım

  4. İhtiyacı olan herkese yeterli minimum bir gelir

  5. Herkes için iş-hayat dengesi

 

 

Sema Alpan Atamer