[Hayvan Deneyleri] ‘Sıçanı öldürmediğim için ne kaybettim ya da öldürenler ne kazandı bilmiyorum’

Geçen ayki yazımda, hayvanlar üzerinde yapılan çalışmaların insana uyarlanmasındaki yanılgı ve problemleri ele alacağımızı yazmıştım. Ancak bir hekimin bu sorunları ele almasının daha çarpıcı olabileceğini düşünerek, Deneye Hayır Platformu Bilim Komitesi üyesi, Medipol Üniversitesi Hastanesi’nden Dahiliye Uzmanı Oğuzcan Kınıkoğlu ile hayvanlar üzerinde yapılan çalışmaları konuştuk.

Oğuzcan Kınıkoğlu

Kendisi hem bir hekim, hem de bir hayvan hakları savunucusu. Bu kısa söyleşiyi paylaşmak istiyorum…

***

Yağmur Özgür Güven: Günümüzde bilim insanlarının çoğunluğunun, geçerliliğine inanmasalar dahi, hayvanlar üzerinde yapılan deneylerin arkasında durduğunu açıkça görüyoruz. Bir hekim olarak deneylerde hayvanların kullanılmasına karşı tepkin ne zaman ve nasıl gelişti? Bununla ilgili yaşadığın bir deneyim oldu mu?

Oğuzcan Kınıkoğlu: Tıp fakültesi 1 ya da 2. Sınıftaydım, fizyoloji dersleri alıyorduk. Çok sevdiğim bir fizyoloji hocam vardı, ders aralarında kendisiyle iki yakın arkadaş gibi sohbet ederdik. Bir gün fizyoloji laboratuvarına gideceğimizi söyledi, ne yapacağımızı bilmiyordum tabi. İçeri girmemle büyük bir şok yaşadım. Onlarca beyaz sıçan kafeslerde hapsedilmiş, arka ayakları üzerinde kalkıp kafesten çıkmak için çabalıyorlardı.

Ellerine giydiği sert eldivenler, yanında sırıtan asistanıyla masanın bir tarafında fizyoloji hocam, diğer tarafında ise şaşkın ve dehşete kapılmış bir şekilde ben duruyordum. Sanki vahşi batı filmindeki düello yapan kovboylar gibiydik. Bir sıçan kaptı kafesten, ilaç zerk etti vücuduna sonra da minyatür bir giyotinle kafasını kopardı, ardından bütün kaburgalarını ufak bir makasla keserek karınca büyüklüğündeki sıçan organlarını bizlere gösterdi. Şimdi hepimizden bunu yapmamız bekleniyordu.

Dehşete kapılmıştım. Hiç unutmam hemen sınıftan çıkıp babamı aramıştım. “Ben yapmak istemiyorum” dedim. Babam da bana “yapma tabi, hala bu tür uygulamalar mı var” demişti. Bir tıp fakültesi öğrencisi olarak sıçanın vücudundan ne öğrenmem bekleniyordu bilmiyorum. Sıçanı öldürmediğim için ne kaybettim ya da öldürenler ne kazandı onu da bilmiyorum. Ama günümüzde teknoloji bu kadar gelişmişken, 3 boyutlu gerçeklik simülasyonları bile çıkmışken, başka canlıların öldürülerek deneyim kazanılması ya da tababet öğretilmesi vicdansızlık ve çağ dışılıktır.

Yapılan araştırmalar da bu söylenilenleri destekler nitelikte. Bir grup tıp fakültesi öğrencisine fare diri kesimi yaptırılıyor, diğer grup öğrenciye ise aynı konunun eğitimi bilgisayar üzerinde veriliyor. İki grup kıyaslandığında bilgisayarla eğitim gören öğrencilerin aynı sorulara diri kesim yapan öğrencilere göre daha iyi cevap verdikleri görülüyor. Bahsettiğim çalışma 1996 yılına ait. Demek ki günümüzdeki teknolojik şartlarla çok daha iyi sonuçlar elde edilebiliriz.

Yağmur Özgür Güven: Peki sence hayvan kullanımı bir geleneğin sürdürülmesinden ibaret olabilir mi? Neticede çalışmalarında hayvanları kullanan kişiler üzerinde yapılan anket çalışmalarını incelediğimizde, yarısından fazlasının aslında bunu güvenilir bulmadığını ancak hayvan üzerinde çalışmaya devam ettiğini görüyoruz. Bu ikilemin sebebi ne olabilir?

Oğuzcan Kınıkoğlu: Gelenek ve bence maalesef kişisel çıkarlar.

Yalnızca Türkiye’de her yıl 450.000 hayvan deneylerde kullanılıyor. Hangi ilacı bulmuşuz? Hangi hastalığın gelişimini ya da tedavisini aydınlatmışız? Çok az, ancak hayvan deneyleri sayesinde birçok kişinin doçentlik dosyasını doldurduğumuza eminim.

“Hayvanlar üzerinde denenen ve güvenli denilen ilaçların yalnızca %8’i insanlarda da güvenlidir.” 

Yağmur Özgür Güven: Hayvanlar üzerinde yapılan çalışmaları etik tartışmalardan sıyırmak ve dokunulmaz kılmak için yüzyıllardır insan sağlığı ve geleceği öne sürülür. Deney karşıtları da insanlık düşmanı gibi lanse edilir. Bir hekim olarak senin fikrini öğrenmek istiyorum; hayvanlar üzerinde yapılan çalışmaların insana sağladığı faydalar iddia edildiği gibi tartışılmaz mı?

Oğuzcan Kınıkoğlu: Hayvanların fizyolojisi ve anatomisi insanlarınkinden farklıdır. Bu yüzden hayvanlar üzerinde yapılan çalışmalardan elde edilen veriler insanlar üzerinde direkt olarak uygulanamaz. Bugün yeni bir ilacın piyasaya çıkabilmesi için önce hayvanlar üzerinde denenmiş olması gerekir. Ancak, denendikten sonra yan etki göstermemesi, insanlar üzerinde de yan etki göstermeyeceği anlamına gelmez. Aynısı tam tersi için de geçerlidir. Romatizma ilacı vioxx yıllar önce yalnızca ABD’de 160.000 kişinin ölümüne yol açmıştır. Bu ilaç da diğerleri gibi hayvanlar üzerinde denenmiş ve yan etki saptanmamıştı.

Bu örneklerin sayısını arttırabiliriz. Zomepirac, bromfenac, phenylbutazon hayvan deneylerinde yan etki saptanmayan, ancak insanlarda ölümcül yan etkiler gösteren ilaçlardan yalnızca birkaçıdır. Çalışmalar da gösteriyor ki geliştirme sürecinde hayvanlar üzerinde denenen ve “güvenli” denilen ilaçların %92’si insanlar üzerinde tehlikeli yan etkiler gösteriyor ve ilaç geliştirilmesi durduruluyor. Yani hayvanlar üzerinde denenen ve güvenli denilen ilaçların yalnızca %8’i insanlarda da güvenlidir. Sanırım esas tartışılması gereken insan sağlığını hiçe sayan bu yöntemlerin hala neden kullanıldığıdır.

Tıp dünyası bugün hayvanların beyin damarlarını önce suni olarak tıkıyor ardından 114 farklı ilaçla duruma müdahale edebiliyorlar. İnsanlarda ise bu ilaçların hiçbiri işe yaramıyor. Günümüz ilaç sektörü hayvanlarda inme tedavisinde gerçekten oldukça başarılı. Öte yandan bugün sıkça kullandığımız penisilin, aspirin, parasetamol gibi ilaçlar daha önce hayvanlarda denenmiş ve büyük yan etkiler saptandığı için insanlar tarafından kullanımları ancak gecikmeli olarak yıllar sonra olabilmiştir. Yalnızca ilaç gelişimi için de değil aynı zamanda hastalıkların anlaşılması için yapılan hayvan deneyleri de kayda değer sonuçlar ortaya koymamaktadır. İncelenen çalışmalar bunu açıkça gösteriyor. Hayvanlar üzerinde yapılan 1183 çalışmanın yalnızca 4 tanesi direkt insan sağlığı ile ilgili çalışmalarda kaynakça olarak kullanılmıştır.

Yağmur Özgür Güven: Yaşam hakkı savunucusu Abdullah Onay, hayvanlar üzerinde yapılan çalışmalarla ilgili şimdilerde emekli olmuş bir cerrah ile çarpıcı bir söyleşi yapmıştı ve söyleşide, 1960-70’lerdeki uygulamalara dair ayrıntıları dehşetle okuduk. Günümüzdeki mevcut uygulamalar elbette farklı ve kısıtlamalar da daha fazla ama gelişmeler hayli yavaş ve ihlaller sürüyor. Hayvanlar üzerinde yapılan deneysel çalışmaları içeren bir “database” halen yok, dolayısıyla tekrar deney konusu var. Bu konuda neler söylersin?

Oğuzcan Kınıkoğlu: Yazıyı ben de okudum, gerçekten birkaç kere okumayı bırakacak noktaya geldim. Çok acı uygulamalar. 30-40 sene önce, köpeklerin yakılması sonrasında midelerinde neden ülser çıktığı araştırılmış. Söyleşiyi yapan doktorun dediğine göre bu deneyler doçent olmak için gerekiyormuş ve onlarca köpek bu yüzden öldürülmüş.

Bugün hala ağır yanığı olan insanlarda midede ülser olur, peki tedavi? 30 yıldır aynı. Deneylerin ne kadar işe yaradığı tartışılırken bir de hayvanlar üzerinde yapılan deneysel çalışmaların yarısı istatistiksel olarak anlamsız çıkmış.

Çalışmaların power analizi iyi yapılmıyor. İstatistiksel olarak anlamlı çıkması için bazen gereken sayıdan çok daha fazla hayvan deneylere alınıyor, bazen de az hayvan çalışmaya alınıyor ve çıkan sonuç hiçbir anlam ifade etmiyor.

“Akademisyenler hayvan deneylerine yönleniyorlar. Bunun da altında yatan en büyük sebep kariyer kaygısı”

Yağmur Özgür Güven: Özellikle batıda güvenirliği kabul edilmiş çeşitli alternatif yöntemler olduğunu ve yeni yöntemler geliştirmek için çalışıldığını biliyoruz. Hatta, hayvan kullanmak için etik kurulları alternatif yöntemlerin olmadığı konusunda ikna etmek gerektiğini de… Ülkemizdeki yerel etik kurulların hayvan kullanımının azaltılması için dikkate alması gereken en önemli şey nedir?

Oğuzcan Kınıkoğlu: Bu kurullarda bulunan insanların işin hem etik hem de bilimsel boyutunu iyi bilmeleri gerekir. 1183 çalışmanın yalnızca 4 tanesi insan sağlığı ile ilişkilendiriliyorsa burada yanlış olan bir şeyler var.

Söylediğin gibi alternatif yollar çok arttı, artık akciğer dokusunu organ çipiyle taklit edebiliyor alveol ve damar arasında gaz alışverişini gözlemleyebiliyoruz. Bu sayede de akciğer hastalıklarını modelleyebiliyoruz. İlaç yan etkilerini hücre kültürlerinde gözlemleyebiliyoruz, bu örnekleri daha da arttırabiliriz.

Etik kuruldaki insanların yenilikleri hepimizden daha iyi bilmeleri ve araştırmacıları alternatif yollara yönlendirmeleri gerekiyor. Hatta her başvurana 1183 çalışmanın yalnızca 4’ünün insan sağlığı ile ilişkilendirildiğini söyleyebilirler. Ancak maalesef biliyorum ki akademisyenler tam tersi hayvan deneylerine yönleniyorlar. Az önce söylediğim gibi bunun da altında yatan en büyük sebep kariyer kaygısı.

Ayrıca her başvurunun power analizi detaylıca incelenmeli, anlamsız sonuç çıkacağı ön görülen başvurular reddedilmelidir.

Yağmur Özgür Güven: Sen aynı zamanda bir vegansın. Hem hayvan hakları hem de deney konusundaki ilke ve görüşlerin, meslektaşların tarafından nasıl karşılanıyor?

Oğuzcan Kınıkoğlu: Tıp fakültesinde ilk derste öğretilen şey “primum non nocere- önce zarar verme” dir. Bunu hayatımın her alanında uygulamaya çalışıyorum. Hissedebilen tüm canlılar için. Ama en yakınımda olan insanlar bile “zarar vermeme” çabamla dalga geçiyorlar.

Veganlık için; “biz yemezsek hayvanlar dünyayı ele geçirmez mi” diyen de var, “herkes vegan olursa her yer tarla olur o zaman” diyen de. Hayvan deneylerine karşı oluşum nedeniyle “Hasta olursan sana ilaç yok diyen” de var, “o zaman yeni geliştirilen ilaçları sizin (sen de dahilsin buraya) üzerinizde deneyelim” diyen de.

Önceleri zarar vermeme çabamla dalga geçildiği için bozulurdum. Sonra gerçeğe inanmanın 3 aşaması olduğunu hatırladım. 1. Evre: dalga geçme 2. Evre: karşı çıkma 3. Evre ise: kabul etme. En azından dalga geçseler bile bu yola girdiğimiz için mutlu oluyorum artık…

Yalnız bu süreçte şunu fark ettim, meslektaşlarımın hayvan deneyleri ile ilgili daha çok bilgilendirilmeleri gerekiyor. Çünkü kiminle konuştuysam tıbbın gelişimi için hayvan deneylerinin şart olduğunu ve bu deneylerin kesin ve doğru sonuçlar verdiğini düşünüyorlar. Bilimsel gerçekleri konuştuğumuzda ise oldukça şaşırıyorlar. Görünen o ki maalesef hayvan deneyleri yapan insanların bile bu konuda yeterli bilgileri yok. Bu yüzden önümüzde kat etmemiz gereken çok uzun bir yol var.

Yağmur Özgür Güven: Hekimlerin bu konudaki net duruşu ve dürüstlüğü gerçekten çok değerli. Bu yüzden sana hayvanlar adına yürekten teşekkür ediyorum.

Oğuzcan Kınıkoğlu: Bu konudaki duyarlılığın, çabaların ve yol göstericiliğin için ben sana teşekkür ederim.

 

Röportaj: Yağmur Özgür Güven

(Yeşil Gazete)