[Gözlem] Bahar kokusu- Selim Altınok

En güzel mevsim hangisi sizce?

Bu sorunun cevabı herkese göre değişir. Kimileri sıcak sever, kimileri soğuk.

Sıcaktan hoşlananlar, yaz mevsimini tercih edecektir muhtemelen. Bazıları soğuk havayı sever. Sayılarının daha az olduğunu tahmin ettiğim bu gurup ise kış diyecektir.

Her mevsimin ayrı güzelliği var diyenlerin sayısı da az değildir elbet.

Benim favorim ise bahar! Şimdi soracaksınız hangi bahar diye…

İlkbahar mı? Sonbahar mı?

İlkbahar tabi ki! Hayatın canlandığı mevsim. Okulda öğretmişlerdi bize, Aralık, Ocak, Şubat kış aylarıdır. Mart, Nisan, Mayıs ilkbahar. Haziran, Temmuz, Ağustos yaz mevsimi. Eylül, Ekim, Kasım ise sonbahar. Şimdilerde havalar bize öğretilene pek de uymuyor. Mevsimlerin kaydığı söyleniyor hep.

Gerçekten de, mayıs ayı bitiyor ama hala serin. Haziran bile şöyle ilikleri kemikleri ısıtan bir ay değil artık, en azından İstanbul’da. Kitaplarda okuyoruz, belgesellerde izliyoruz, dünyamız değişim geçiriyor. Kimi zaman ısınıyor, kimi zaman buzul çağı yaşanıyor. Ne var ki bu işler bir anda olmuyor, yüzbinlerce, milyonlarca yıl içinde yavaş yavaş gerçekleşiyor.

Oysa bugün elli yaşının üzerinde olan bizler düşündüğümüzde, iklimdeki değişme sanki geçen yirmi, otuz yılda gözle görünür derecede belirgin. Mevsimleri gereği gibi yaşayamıyoruz bile. Bilim insanları buna İklim Yıkımı diyorlar.

Kar yağmadan kışlar geçiyor, Nisan yağmuru diye bir şey vardı bir zamanlar, şimdi şiirlerde şarkılarda kaldı ne yazık. İnce ince, tatlı tatlı yağan yağmurları unuttuk, birden kararan gökyüzü, aniden boşalıyor, tıkanan logarlar, yolda kalan araçlar, insanlar. Yağmurun televizyon kanallarında son dakika haberi olarak verilmesine hala alışamadım doğrusu.

Geçen kış İstanbul’da “kar geliyor”! diye bir şehir efsanesi yayıldı, cep telefonlarımıza düşen bir son dakika haberiydi, çok bekledik yağsın diye olmadı. Basının dikkat çekmek için asparagas haber yaptığı söylendi, geldi geçti.

Uzmanlar dünyayı güneşin zararlı ışınlarından koruyan tabakanın yer yer inceldiğini söylüyor. Milyonlarca yıla yayılan süreçlerde gerçekleşen iklim farklılıklarının bir insan ömründe bu kadar net hissedilmesi olacak şey değil ve korkutuyor insanı. Büyük şehirlerde yaşamanın bazı kolaylıkları olduğu muhakkak. Ancak karşılığında nefes alamamak gibi büyük bedeller ödendiğini söylemek zorundayız. Gün geçtikçe artan beton adaları yeşili azaltıyor, orman yangınları cabası!

Sanayileşme, trafiğe her gün eklenen yeni araçlar, fabrika bacaları ve egzozlardan çıkan duman, zararlı partiküller. Hepsi üzerimize yağıyor, ciğerlerimize oturuyor. Dünyamızın eski sahipleri dev dinozorların sonunu karbondioksit getirmişti.

Şimdi bu zehirli gazı insan, kendi eliyle bol bol salıyor atmosfere!

Şehrin gürültüsü artık hiç susmuyor. Kışı ılık geçiriyoruz, ısınma bütçemiz azaldı diye seviniyoruz belki ama iklimleri bu denli kısa süreler içinde değiştiren koşulların dünyamızı nerelere götürebileceğini düşünüyor muyuz acaba?

Çevreyi, doğayı koruma konusunda üzerimize düşeni yapabiliyor muyuz? Çocuklarımıza suyun değerini anlatabiliyor muyuz? Dişini fırçalarken musluğu gürül gürül akıtan, duş yaparken sıcak suyun rehavetine kapılıp israfa kaçan nesiller geleceği düşünüyor mu hiç?

Yağmur suları boşa gitmesin, kuşlar, kediler, köpekler susuz kalmasın diye, her yere yalaklar, sulaklar yapan atalarımızın torunlarıyız.

1970’lerde çoğumuzun evinde kurna vardı, hamam tası vardı. Boşa su akıtmazdık. O zaman suyumuz şimdikinden az mıydı? Tam tersine. Kaynaklarımız tükeniyor. Belki doğal varlıklarımız demek daha doğru. Doğanın bize bahşettiği her şeyi insana sunulmuş bir kaynak gibi gördük ve tükettik-tüketiyoruz. Oysa ki onlar da tıpkı bizler gibi birer varlık ve onlara yaşamaları için gereken saygıyı bizden bekliyorlar.

Nüfusumuz artıyor, oysaki biz arabalarımızı daha tazyikli suyla yıkamaya devam ediyoruz, mutfakta, banyoda gereğinden çok su harcamayı sürdürüyoruz. Parasını ödüyorum ya demekle olmuyor ne yazık ki. Bir an gelecek ki, paramız olsa da suyumuz olmayacak.

Bahar en güzel mevsim benim için, ilkbahar hem de. Kuşların cıvıltısını duyduğum, ama en çok uyanan tabiatın hayat dolu kokusunu doya doya içime çektiğim mevsim. Baharla birlikte biz de canlanıyoruz. İçimize heyecan doluyor, sevinç doluyor. Bu duygular insanı gençleştiriyor.

Bahar ile birlikte umutlarımız da yeşeriyor. Ne olur doğayı koruyalım. Bizler yaşadık, çocuklarımız da yaşasın daha nice baharları.

Mayıs ayların gülüdür

Taze bir çiçek dalıdır

İçerim ateş doludur

Mayısta gönlüm delidir.

Değerli şairimiz Sabahattin Ali’nin dizeleriyle umudumuzu yineleyerek bitireyim.

@iklimicinhareketegec

 

 

Selim Altınok