Hafta SonuManşet

[Güney Amerika’dan Fotoğraf Hikayeleri] Yalnız yolculuk hali

Arjantin, El Bolson

Renklerine ve müziğine yakınlık duyduğum Güney Amerika’ya adım attım. Arjantin ve Şili sınırları içinde İspanyolca bilmeden, daha önce tek başıma bir yolculuk tecrübem olmadan var oldum. Tekliği yaşadım ve şahit oldum dünyanın güzelliğine. Düşten, gerçeğe; soğuktan, sıcağa bir yolculuk bu. Ayağımın tozuyla paylaşmak istiyorum hikayelerimi fotoğraflar eşliğinde sizinle. Ben yoldan çıktım, siz de buyrun…

***

2-Yalnız yolculuk hali

Tek başına yolculuk fikrinin en korkutan yanlarından biri yalnız kalmak.  Evet çok yalnız kaldım, kalıyorum ve artık en az korktuğum şeylerden biri yalnız kalmak.

Şili, Valparaiso

Yaşamadan ahkam kesenlerden ve üretme kabızlarından ne yapıp ne yapamayacağıma dair ahkamlar dinlemekten haz etmediğimden teklik halini veya yolculukta yalnız olma halini seviyorum. Baskı altında olmayınca daha yaratıcı olduğumu farkettim çünkü beni sınırlayan bir şey yok ve bizi çevreleyen hiyerarşiden bağımsızım. Bir kadın olarak ise beni döverek seven Anadolu’nun dizini ben dövüyorum şimdi. Tekim, toplumsal normlara uyum sağlamayı reddediyorum, ”adam” değilim ve adam olmayı da düşünmüyorum.

Patikalar

Arjantin, El Bolson

Şili, Pucon (Mavi çadırın olduğu yer benim kamp bölgem)

Canlı bir varlık olarak; suyun, toprağın ve her yaşamın yanındayım ve bu yüzden asla bir savaşın yanında değilim. Alçakça kurgulanan savaş politikalarını ve savaşın ağır silahlarını öveceğime ömür boyu yalnız yaşamayı tercih ederim. Bu tür bir savaşın destekçisi olmak yalnız kalmaktan daha fazla korkutuyor beni. Yaşamı seven insanlar yaşamın yanında yer alırlar.

Ama biliyorum; yaşamı sevmememiz için türlü zorbalıklar yapıyorlar çünkü onlar da biliyor eğer elimizden yaşam sevgimizi alırlarsa bizi itaate ve kötülüğe, sistematik yalanlarla sürükleyebilirler.

Kadın başına yapamazsın, tek olamazsın, ne gerek var böyle bir maceraya dediler. Ne yapayım? Mezun olduktan sonra evlenip, koltuk takımı mı alayım? Gerçek hayatı yaşamak zorundasın, dediler. En çok takıldığım konudur, ”gerçek hayatı yaşamak”. Bana ders veren ve gerçek hayatı şirket yaşamı olarak gören bir akademisyenin hayatını şirketlerin girdi ve çıktı hesaplarına göre yaşaması ne fena şey. Devletin insan onurunu hiçe sayan yaklaşımı ile ömrünün sonuna kadar bana itaat edeceksin tavrı ve sonra seni 65 yaşında özgür kılıp cebine üç beş lira koyacağım demesi ne trajikomik bir şey!

Ben bir yolculuk yaptım. Kimine göre gereksiz bir tantana kimine göre parlatılmış bir yaygara. Bana göre ise düşten, gerçeğe bir yolculuk.

Okyanus aşan dostluklar

Yolun çekiciliği her zaman bir değişime gebe olmasındandır belki. Çoğu zaman aynı rutinde yaşamaya çabaladığımız rutin dünyamız değişimi yaratmak için gerekli ilhama, güce sahip mi?

Yolda pek çok insanla tanıştım. Onlardan biri dostluk kurduğum Matematikçi Florian. Annesi ve bir arkadaşlarıyla yola çıkmışlar. Müzik paylaşımıyla başladı samimiyetimiz ve birkaç gün içinde çoğalan dostluğumuz bugün de sürüyor. Florian ve ailesinin bana yolda olduğumu hissettirdikleri güzel anlardan biri beni Çav Bella ila uğurladıkları an.

Korkmayın, yolda müthiş dostluklar yaşayacaksınız. Ben bir çok şey paylaştığım güzel insanları fotoğrafladım.

Sevgilisine duyduğu aşkı yazıp okyanusa anlatan bir adamın sesi bize ulaştı. Şimdi biz de dalga dalga anlatacağız rüzgarlara. Florian ile Arjantin, Puerto Madryn’de

Bariloche’de kaldığım bir pansiyonda tanıştığım bir kadın. Bana saatlerce İspanyolca bir şeyler anlattı. Çok anlamıyordum ama çok iyi anlaşıyorduk. Onu güllerle donattım…

Müziği takip ettiğim sokaklardan birinde tanıştım onunla. Sevgilisini dinliyordu… Tekerlekli sandalyesinde şarkılar söyleyen eşini izliyorken bakışlarına kayıtsız kalamadım. Çam gibi uzun bir yaşanmışlığı gösteriyordu çünkü…

Hannnah… Üniversiteden önce dünyayı dolaşmaya karar verip yola çıkıyor. O da dünyanın güzelliğine şahit.

Gökyüzünün bu kızıla çalan rengiyle hiç oynamadım. İçi yaşam dolu bir hatunla bir araya getirdim sadece ve coştu renkler.

Seni seviyorum avakado

İspanyolca bilmeden geldiğim için dil engelini yaşıyorum elbette burada.

 

İlk bir hafta ‘istiyorum’ demek için ‘Te quiero’ diye diye dolaştım. ‘Te quiero una palta’ deyip manavdan avakado istedim. Ya da yol tarifi isterken ‘Te quiero ir…’ dedim dedim durdum! İnsanlar bana hep güldüler. Herhalde aksanım komik geliyor deyip fazla takılmadım ben de güldüm geçtim. Lakin bildiğiniz herkese ‘Seni seviyorum’ diyormuşum! Hatta avakadoya bile manavcının önünde ilanı aşk etmişim haberim yok! Bilmeden sosyal deney yapıp herkesi güldürdüm. Hoş, bilinçli söylesek herşey daha da güzelleşir. Bir sene aldığım akademik ingilizce dil eğitiminin de burada pek bir işe yaradığı yok ama no problema! Sosyal İspanyolcam, beden dilim ve hisler ile iletişim gayet mümkün!

Sevgiler şelale!

*Fotoğraflarımda çift pozlama (double exposure) tekniği kullandım.

1 – Dağların Penceresi Valparaiso

 

Gökçe Atik

Kategori: Hafta Sonu