Kentlere yeni bir ihanet daha: İmar affı – Eser Atak

Hükümetin seçime çok az bir zaman kala Meclis’ten geçirdiği torba yasa ile pek çok konuda getirilen afların yanı sıra “İmar Barışı” olarak sunulan madde de yasalaştı.

Bu yasayla 1984 yılındaki af yasasından sonra ikinci kez çok daha geniş kapsamlı olarak kente ve doğaya karşı işlenmiş suçlar affediliyor. Bu yasa öz itibariyle, yasalara uyan yurttaşları cezalandıran, devletin güvenilirliğini sarsan, adalet duygusunu ve eşitlik ilkesini zedeleyen bir düzenlemedir. Vatandaşın can güvenliğini düşünmeyen, seçim öncesi oy devşirmeyi, bütçeye gelir getirmeyi amaçlayan bir yasadır. Çıkarılan yasa, yapılaşmanın denetimini işlevsizleştiren niteliğiyle bundan sonra kaçak yapılaşmayı daha artıracaktır.

İmar affı ne getiriyor?

Yasanın gerekçesinde 3194 sayılı İmar Kanunu’na getirilen Geçici Madde 16 ile ruhsatsız (kaçak) veya ruhsat ve eklerine aykırı yapıların “kayıt altına alınması” ve “imar barışının sağlanması” amacıyla bu düzenlemenin yapıldığı belirtiliyor. Kabul edilen Yasayla ülke genelinde 2018 yılından önce imar mevzuatına aykırı ya da tümüyle kaçak olarak yapılmış tüm yapılar  “yapı kayıt belgesi” ismi verilen bir belge alarak yasal hale getiriliyor. Daha önce alınmış yıkım kararları ve para cezaları varsa iptal ediliyor, davalar düşüyor, elektrik, su ve doğalgaz bağlanabiliyor. Hatta kat mülkiyetine geçirilip cins değişikliği (arsadan binaya) dönüşebilmesi sağlanıyor. Yani imar mevzuatına uygun olarak yapılmış bir yapıyla tamamen aynı haklara sahip oluyor.

Bu yasa, mevzuata aykırı ve kaçak yapılaşma konusunda –Boğaziçi’nin bir bölümü ve İstanbul Tarihi Yarımada ile Çanakkale Gelibolu yarımadası dışında- herhangi bir hassas bölge sınırı ya da istisnası da tanımlamıyor. Ormanlar, kıyılar, hassas ekolojik özellikleri nedeniyle koruma altına alınmış Özel Çevre Koruma Bölgeleri, tabiat koruma alanları, milli parklar, sit alanları, tarihi yapılar, baraj havzaları, verimli tarım alanları, dere yatakları ve yaylalardaki kaçak ve mevzuata aykırı yapılaşmalar da yine bu yasa kapsamında yapı kayıt belgesi alarak yasal hale geliyor. Örneğin hiç imara açılmamış deniz kıyısındaki bir koyun kenarında kaçak olarak bir tatil sitesi ya da otel yapmışsanız yapı kayıt belgesi alarak, yapılar ekonomik ömrünü tamamlayana kadar (50-60 yıl) hiçbir sorun yaşamadan kullanabilirsiniz. 3 kat imarı olan bir arsaya ruhsata aykırı biçimde 10 katlı bir bina yaptıysanız ve bununla ilgili Belediye tarafından binlerce TL para cezası ve yıkım kararı çıkmış olsa bile, bu yasa ile para cezasını ödemez, yapı kayıt belgesiyle elektrik, su ve doğalgaz bağlatır ve yapıyı da ömrünüzün sonuna kadar kullanmaya devam edersiniz. Şehircilik ilkeleri ve kamu yararına aykırı olduğu için yargı kararı ile iptal edilmiş olan imar planları ile yapılmış ya da yapılmakta olan pek çok konut, işyeri, sanayi ve turizm tesisi de yine bu toptancı yaklaşım içinde yasal hale geliyor. Kısaca bu düzenleme, yasa yoluyla yağmayı, talanı ve kuralsızlığı meşrulaştırıyor.

Kaçak yapılaşmanın denetim sorunu var, ancak çözüm bu değil

Ruhsatsız ya da ruhsata aykırı yapılaşmayla mücadelenin Belediyeler ve Valilikler açısından eksik ve yetersiz olduğu yadsınamaz bir gerçek… Gerek cezaların tahsili, gerekse yıkım kararlarının uygulanması konusunda çeşitli güçlükler var. Şu var ki, yaptırımların uygulanmasındaki yetersizliklere rağmen, yurttaşın kendine çeki düzen vermesi, kaçak yapılaşmaya karşı duyarlı kişilerin ilgili mercilere ihbarda bulunması, ya da kaçak durumdaki yapısını yıkarak mühendislik hizmeti almış ruhsatlı bina inşa etme yönünde bir zorlama ve kaçındırma önlemi olarak ilgili idarelerin her zaman için bir caydırıcılığı ve yaptırım gücü vardı. Bu yasadan sonra görülecektir ki kaçak yapılaşma azalmayacak, “nasıl olsa yapana bir şey olmuyor, yine bir af gelecektir” inancıyla mevzuat dışı yapılaşma daha da körüklenecek ve yaygınlaşacaktır.

Ülkemizdeki kentleşme ve kent planlaması sorunları, kırsaldan gelen göçler, toprak sahipliliği ve mülkiyet sorunları, imar yönetmeliklerinin katı ve merkezi olarak hazırlanması, yerel yönetimlerdeki personel ve teknik bilgi birikimi yetersizliği ve denetimden kaynaklanan sorunlar ekseninde şekillenen yapılı çevredeki sorunları toptancı bir yaklaşımla affedip, bu verili koşullar devam etmekteyken bundan sonra imar mevzuatına uygun yapılaşma olacağını varsaymak adeta bir hayal… Yapılaşmanın denetiminde yeni yasal ve yönetsel uygulama araçları ve politikalar tanımlamadan, kentsel dönüşümde yeni teşvik ve mali kaynaklar yaratmadan, kent topraklarını sadece üzerinden para kazanılacak ve sonuna kadar rantından yararlanılacak metalar olarak gören toplumsal bakış açısını değiştirmeden 2018 yılından itibaren kaçak yapılaşmanın engellenebileceğini varsaymak ne kadar gerçekçi diye sorgulamak gerekli…

Adalet ve eşitlik duygusuna olan güven yitiriliyor

Yasa koyucu, bu düzenleme ile kurallara uyanları cezalandırmakta, uymayanları affetmektedir. Artık devlet, vatandaşın gözünde inandırıcılığını ve güvenilirliğini yitirmiştir, geçmiş olsun… Bu bakımdan yapılan bu düzenleme, ‘kuralsızlığı ödüllendiren’ yapısıyla, “devletin koyduğu kurallara ve yasaklara uyulur” düşüncesini akamete uğratacak, adalet ve eşitlik duygusuna olan güveni onarılmaz biçimde zedeleyecektir.  Binasını imar mevzuatının gereklerine göre yapmış, ya da yasaya aykırı yapılaşma nedeniyle cezalandırılmış ve para cezasını ödemiş, yapısını yıkmış vatandaşların mağduriyeti ve duyduğu öfke ise işin ayrı bir boyutu, onlara da geçmiş olsun…

İstanbul Maslak 1453

Bundan sonra yurttaşlardan devletin kurallarına uymasını, imar ve şehircilik mevzuatına uygun yapı yapmalarını nasıl bekleyecek/ nasıl zorlayacaksınız? Çünkü ülkemizde kazananlar, hep kurallara uymayanlar olurken, dürüst ve sorumluluklarını yerine getiren yurttaş ve kurumlar yine mağdur edilmektedir. Devletin koyduğu kurallara uyanları, bu kurallara saygılı olmaktan dolayı pişman edecek bir yasa nasıl bir sorunu çözmeyi ummaktadır?

Öte yandan bu imar affı yasasının kamuda görev yapan idareciler, teknik görevliler ve yargı mensupları açısından da ciddi bir iç çatışma ve açmaza yol açması kaçınılmaz hale gelmektedir. Sürekli değişen mevzuat ve çeşitli çevrelerin baskısı altında zaten zor bir görev yapan, adalet ve eşitliği tesis etmeye çalışan kamu görevlilerinin kendileri açısından yaptıkları göreve olan inançları, vatandaş gözünde ise itibarı ve inandırıcılığı da yitirilmektedir. Bir yerde yerel yönetimlerin varlık nedeni ortadan kaldırılmakta, belediyelerin imar ve yapı kontrol müdürlükleri işlevsizleştirip görev yapamaz hale getirilmektedir. Yasa maddesi, Belediyelerin denetim konusundaki işlevini elinden alan yapısıyla devlet görevlilerinin bundan sonra yasa dışı yapılaşmaya yönelik yaptırım uygulama yönündeki motivasyonlarını ortadan kaldırmaktadır.

Vatandaşın can güvenliği 50 yıl daha öteleniyor

Yasada yazılan öyle vahim bir cümle var ki, devlet yasallaştırılan kaçak yapıların “depreme dayanıklılığı hususu malikin sorumluluğundadır” diyerek işin işinden bir çırpıda sıyrılmaktadır. Mühendislik hizmeti almamış, yapımında hangi malzemenin kullanıldığı denetlenmemiş yapıların süresiz biçimde yasal hale gelmesi, devletin asli sorumluluğu olan vatandaşların can ve mal güvenliğini temin etme sorumluluğunu terk etmesi anlamını taşıyor. Yani “ekonomik ömrünü tamamlayana kadar kullanın, bu arada deprem olur da ev başınıza yıkılırsa ben karışmam” diyor. Yine dere yatakları ya da heyelan riskli alanlara yapılmış kaçak yapılar da bu aftan yararlanarak yerleşim açısından sağlıklı yerlerde yenilenmelerinin de önü kapatılmış oluyor.

Devletin gelir ve oy beklentisi ülkeyi batağa götürüyor

Bu yasa, “yaşanan itilaflardan dolayı vatandaşla devletin barışması” olarak gösterilse de asıl hedefin yapı kayıt belgesi üzerinden elde edilecek iştah kabartıcı gelir ve yaklaşan seçimler nedeniyle bunun oya tahvil edilmesi olduğu anlaşılıyor. Yasa maddesi ile emlak vergi değeri ile yapının yaklaşık maliyet bedelinin toplamı üzerinden konutlarda yüzde üç, ticari kullanımlarda yüzde beş oranında kayıt bedeli alınması hükme bağlanıyor. Kaçak ya da mevzuata aykırı yapılaşan milyonlarca bina olduğu düşünüldüğünde en az 50-60 milyar TL’lik bir gelir bekleniyor. Bu gelirin, genel bütçeye aktarılması öngörüldüğünden önemli bir bölümünün kentlerin sağlıklaştırılması için değil, artan cari açık ve kamu yatırımlarının finansmanında kullanılacağı anlaşılıyor. Sağlıklı kentleşmeyle ilgili kaygılarımızı unuttuğumuzu varsayıp alınacak bedelin kamuya döndürülmesinde bir fayda sağlanıyor mu diye baktığımızda böyle bir yaklaşım da göremiyoruz. 10 katlı kaçak ve lüks bir bina yapmış bir kişi ile barınma amaçlı bir konut yapmış vatandaş aynı kefeye konuluyor.  Bu açıdan alınacak bedel de eşitliğe ve adalete uygun değil…

Sonuç olarak “imar barışı” adı altında çıkarılan bu düzenleme kentlere, doğal ve tarihi çevreye karşı işlenen suçları affeden yeni bir ihanet yasasıdır. “Yasa önünde herkesin eşitlik hakkına sahip olduğu” ilkesi ihlal edilmektedir. Toptancı bir yaklaşımla ve özensizce hazırlanmış, korunması gerekli doğal çevre, kıyılar, baraj havzaları, sit alanları, yaylalar, meralar, verimli tarım alanları da af kapsamına dâhil edilmiştir. Yine imar yönetmeliklerinin katı yaklaşımı ve barınma ihtiyacı nedeniyle ortaya çıkan durumla rant ve yağma kültürü arasında herhangi bir ayrım yapmamıştır. Deprem ve heyelan riskli alan ve binalar da yasa kapsamına alınarak vatandaşın can güvenliği hiçe sayılmıştır. Tüm bu yönleriyle yasanın iptali için Anayasa Mahkemesi’ne başvurulmalıdır. Gerçek bir imar barışı ve uzlaşma hedefleniyorsa, böyle bir yasayla değil, yukarıda izah edilmeye çalışılan tüm yönleriyle, barınma hakkı ile kent rantını birbirinden ayıran özellikte, ilgili kurumlarla geniş bir toplumsal mutabakat sağlanarak, mağduriyeti en aza indirecek ve adalet duygusunu zedelemeyecek bir düzenleme yapılmalıdır.

 

Eser Atak/ Şehir Plancısı

[email protected]