Hafta SonuManşet

[Hayvan Deneyleri] ‘Neden?’ ‘Çünkü bizimle aynılar’; ‘Etik?’ ‘Ama bizden farklılar’

 “Bilimsel seviyede deney, hayvanlarla insanlar arasındaki benzerlik üzerine kuruludur; ahlaki zeminde de, aralarındaki farklara dayanarak haklı gösterilir.”  –Prof.R.Ryder

İnsan hastalıklarına dair bilgi edinmek ya da tedavi geliştirmek için, aynı türün bireylerinin dahi birbirlerinden farklı olması ve kalıtım gibi etkenler nedeniyle insan bile yüzde yüz güvenilir bir model sayılamaz iken, dünya üzerindeki milyonlarca hayvan türünden laboratuvarlarda en çok tercih edilen dokuz hayvan türü güvenilir birer deneysel model olabilir mi? Yıllardır bu konuyu sadece viviseksiyon karşıtları değil, hekimler de sıklıkla sorgulamaktadır.

Tıp tarihi sayfaları, yeni cerrahi ve tedavi teknikleri ve özellikle viral hastalıklarla ilgili başarılı buluş ve ilerlemelerle doludur ancak bir o kadar sayfada da ilaçların insanlarda yarattığı olumsuz etkiler ya da hırslı bilim insanlarının yanlış eylemleri nedeniyle ölümler ve hayal kırıklıklarıyla biten milyon dolarlık hayvan araştırması öyküleri okuruz.

Savaş esiri, engelli ya da yoksul insanlarda yapılan deneyler ve elde edilen “bilimsel kazanımlar”dan da daha önceki haftalarda bahsetmiştik. Tüm bunları bir süzgeçten geçirdiğimizde, tehlikeli olanın bilgi edinmek değil, onu nasıl elde ettiğimiz ve ne için kullanacağımız olduğu sonucuna kolaylıkla varabiliyoruz. Onyıllardır deney karşıtlığı=ilerleme karşıtlığı gibi bir algı yaratılmaya çalışıldı ve kısmen de olsa başarılı olundu. Bu karşıtlık hayvan hakları savunucularından geldiğinde insan düşmanlığı, bilim çevrelerinden geldiğinde mesleki yetersizlik olarak adlandırıldı. Felsefe dünyasından karşı ses çıktığında da duymazlıktan gelindi; örneğin, “türcülük” teriminin ortaya atıldığı, Singer’ın Hayvan Özgürleşmesi kitabının yayınlandığı ve doğa-çevre ve hayvan hakları aktivizminin doruğa çıktığı 1980’lerde her türlü kanserin tedavi edilebilir olacağının açıklanması, etik tartışmaları sonlandırmaya yetmişti.

Tüm bu çabalara karşın “iyi amaçlar için kötü araçlar”a karşıtlığın, tüm çevrelerden daha yüksek sesle büyümeye başladığı gerçeğini görmezden gelemeyiz. Ancak bu karşıtlık toplumda her tür için eşit düzeyde gelişmedi -ki hayvan hakları savunusunun kendi problemlerinden biri de budur. Toplumda deneylerde hayvan kullanımıyla ilgili yapılan anketlerde genetik benzerliğimizin bilimsel olarak kabul edildiği insandışı primatlar ya da evlerimizi paylaştığımız kedi ve köpeklerle ilgili çok net bir karşıtlığa dair sonuçlar alınmış olsa da, laboratuvarda yaşamını sürdüren ve deney sonunda boynu kırılarak öldürülen bir sıçan ya da kobay için durum farklıdır. Jerry, Lassie karşısında daima daha değersiz  durumdadır. Jerry’nin evin kedisi Tom’dan kaçışını eğlenerek izleriz, Lassie ile de evimizi paylaşırız.

İngiliz veteriner hekim ve biyoetik uzmanı Michael W. Fox şöyle diyor: “Hayvanların hakları, insanlarla aralarındaki ilişkiye göre değişir. Örneğin, bir ev hayvanının özgürlük hakkı, bir yaban hayvanın özgürlük hakkına göre daha sınırlıdır”. Bu tespit hayli doğru olmakla birlikte, aynı zamanda hayvanlar üzerinde yapılan deneylere muhalefeti azaltmaya yönelik çabanın da ilham kaynaklarından biridir. Bilimsel yayınlarda “deneylerde kullanılan hayvanlar” terimi kullanılmaz iken, “deney hayvanları” ve “hayvan refahı”, deneyle ilgili yasal metinler de dahil olmak üzere birçok alanda kullanılan standart terimler haline gelmiştir. Deney hayvanı diye ayrı bir tür olmamasına rağmen, bu hayvanlar sanki acıyı deneyimlemekten yoksun, bu amaç için üretilmiş, yaşaması ya da yaşamaması konusunda pek kafa yormamıza değmeyecek ve ahlaki hiçbir sorumluluğumuzun bulunmadığı robotumsu varlıklardır ve “deney hayvanı” dendiğinde, kediler-köpekler-tavşanlar-kuşlar vb. gibi gözümüzde net bir hayvan imajı canlanamaz. Bu bilinçli yönlendirme, hayvan refahı tanımlamasında da geçerlidir.

Hayvan deneyleriyle ilgili dünyadaki tüm yasal metinlerde geçen bu terimin hedefi hayvanların haklarını savunmak değil, insandaki ahlaki şüphe ve kaygıları azaltmaktır. Basitçe anlatmak gerekirse hayvan hakları; insandışı hayvanların her ne sebeple olursa olsun yaşam haklarına müdahale edilemeyeceğini, acı ve eziyet çektirilemeyeceğini savunur. Oysa ki hayvan refahı, insan yararına kullanıldığında hayvanların az acı ve eziyet çekmesini sağlayacak öneriler bütünüdür. Hayvan haklarında, hayvanların daha az acı çekmelerini öneren yöntemlere yer yoktur çünkü az acı/çok acı çektirme kavramlarının hayvan haklarında farklı bir karşılığı yoktur.

Hayvan refahı, bilim adamı tamamen özgür olmalıdır diyen deneyin yanındaki ve hayvanlar üzerinde her türlü deney yasaklanmalıdır diyen tam karşısındaki iki farklı kutbun arasında kalan, hayvan hakları savunusunun reddettiği, bilimin de sıkı sıkıya sarıldığı bir gri alandır. Ancak bilimin yanısıra milyar dolarlık birçok sektörü de arkasına almış bir dev ile iki yüzyılı aşkın süredir mücadelesini sürdüren anti-viviseksiyonist hareket gerçekçi davranarak, 3R prensipleri gibi yaklaşımları ya da etik kurulları reddetmek yerine bilimsel çalışmaların kontrolden çıkmasını engelleyecek fren mekanizmaları olarak kabul etmiştir.

Ağrı çalışmalarında kullanılan kemirgenlerin ağrının klinik seyrini anlamakta yetersiz olduğunu, şempanzeler üzerinde yapılan 95 deneyin yarısının bilimsel yayınlarda dahi alıntılanmadığını, MS araştırmalarında tür farklılıklarından kaynaklanan insana uyarlanamayan sonuçların zaman kaybı sayılabileceğini, sistematik incelemelerde 20 klinik incelemenin sadece 2’sinin hayvan modellerin önemli ölçüde kullanılabilir olduğunu gösterdiğini, hayvan kullanımının bilimsel geçerlilikten çok tarihsel ve kültürel sebeplere dayandığını ve bunlara benzer şekilde hayvan deneylerinin insana uyarlanmasındaki hataları anlatan bilim insanlarının yazdığı yüzlerce makaleden örnekler verilebilir. Ancak bilimsel verilere dayanacak tüm bu örneklerden ziyade Ryder’ın bahsettiği çelişkili durum bile tek başına hayvan deneylerinin oturtulmaya çalışıldığı zeminin ne kadar kaygan olduğunu göstermeye yeterlidir.

Önümüzdeki ay, hayvanlar üzerinde yapılan çalışmaların insana uyarlanmasındaki yanılgı ve problemleri ele alacağız.

KAYNAKLAR:

Prof.Pietro Croce: Vivisection or Science: A Choice to Make, 1991, Hans Ruesch Foundation

M.W.Fox: Humane Ethics and Animal Rights, 1983, International Journal for the Study of Animal Problems, 4(4)

 

Yağmur Özgür Güven

 

 

Kategori: Hafta Sonu