Yolunuz batsın

Dönemin politik zemine uygun olarak yazıya başlayayım. Yolların elektrikli olsa kaç yazar.

Bu yazıyı CNBC’de önceki gün (25.04.2018) okuduğum bir yazıya istinaden yazıyorum. Haber diyordu ki İsveç’te elektrikli araçlar üzerinde seyahat ederken elektrikli araçların şarj olmalarını sağlayan bir yol yapılmış. Haberin detay kısmına bakınca eRoadArlanda isimli bu projenin aslında henüz 1,25 milinin tamamladığını okuyoruz. Peki, haber hangi bağlamda geliyor, yani İsveç’te birileri neden böyle bir yol inşa etmeye çalışıyor. Çünkü İsveç 2030’lu yıllarda ulaşımda karbonsuzlaşmayı hedefliyor.

Bu noktada o can alıcı soruyu soralım. İklim değişikliğine sebep olan, bizlerin kullandığı fosil yakıt tüketen şeyler midir yoksa bunları kullanmaya iten hayat tarzımız mı? Cevapları duyar gibiyim. Yazı boyunca bireysel araçlanma olarak isimlendireceğim durum problemin kendisiyken (kaynağı hayat tarzı) enstrümanı değiştirerek problemin çözümünü sağlamak abes bir yöntem olacaktır. Tabii problem olarak gördüğümüz şeye göre bu tanımlamada değişiklik olabilir.

Yönetici özeti

Taşıtlar hakkında en ilginç bulduğum konu, aslında elektrikli araçların buharlı araçlar kadar eski olmaları. Yani henüz kimse pratik bir içten yanmalı motor üretmediği yıllarda gerek demiryolu gerek karayolu aracı olarak ikisinin de kullanılmakta olmaları (denizde elektrikli araç kullanımını gerçekten bilmiyorum o yıllar için. Havacılık da söz konusu değil zaten henüz.) Peki, ne oldu da elektrik içten yanmalı motora karşı kaybetti. İşin tuhafı rekabetteki bu konular hala geçerliliklerini koruyor.

İlk sebep olarak hep fiyatı gösterilir, ya da benim girdiğim konuşmalarda gösteriliyor diyeyim, ancak Henry Ford T modelini üretimine başlayana kadar içten yanmalı motorlu araçlar da çok pahalıydı. Henry Ford T modelini elektrikli araç olarak üretime soksaydı, elektrikli araçların fiyatlarının düşmüş olacağını iddia etmek sanırım yanlış olmaz. Ayrıca elektrikli araçlar hala içten yanmalı motorlu muadillerine göre daha pahalı.

İkincisi konu kesinlikle menzil ki içten yanmalı araçlar ortaya çıktıklarında mevcut pil teknolojisinden ötürü daha uzun menzile sahip olarak gelmişlerdi. Fakat bir saniye 20. Yüzyılın sonlarından bahsediyoruz. İnsanlar hangi yoldan yüzlerce kilometre nereye gidiyor olabilir ki. Hem de yaklaşık 100 yıldır oturmuş bir demiryolu kültürü varken. Bu noktaya döneceğim.

Sonuncu ise, tüm elektrikli, umut vadeden uygulamanın başına gelen gibi Birinci Dünya Savaşının başlamış olması. At, askeri anlamda artık çok işe yaramıyordu. Hem yılbaşına kadar bitmesi gereken savaş uzadıkça uzuyordu. Yiyecek tüketmeyen ve Batı cephesinin çamuruna saplanmayacak kadar güç üreten bir metot gerekiyordu. İçten yanmalı motor bu konuda imdada yetişen şey oluyor.

Kirli bir şey nasıl yaygınlaşır

Peki, savaşta kullanmak için çok sayıda üretmek gereken bir şeyi ucuzlatmanın en iyi yolu nedir? Bireysel tüketim ya da bu konuda olduğu gibi bireysel araçlanma. Bu gelecekte barış için atom ve uzay yarışı sırasında da farklı türlerde karşımıza çıkacak olan bir uygulama.

Yol alt yapısını arttırıp, uzun mesafelerde toplu ulaşımı köreltir ya da hiç yeni kapasite eklemez ve bu sırada da keşfettiğiniz yeni petrol yataklarıyla idamesini ucuzlatırsanız, evet, içten yanmalı motoru ucuzlatırsınız. Bir de insanların hala sahip oldukları, elektrikli arabaların efemine olduğu bakış açısını yerleştirirseniz başarılı olma şansınızı iyiden iyiye arttırırsınız. Biraz araba övmeye başlamış gibi oldum. Bu sebeple daha hızlı toparlamayı deneyeceğim.

Daha çok yol, ucuz bakım, yüksek hızlar, buna paralel havacılık ve deniz taşımacılığının artmış olması alışkanlığımızı kökünden değiştirdi doğru. Artık kimse soframda neden Hollanda’dan salça, elimde Çin’den telefon, bira mayalama kitim içinde neden Yeni Zelanda’dan (bakın Yeni Zelanda diyorum) bira maltı var diye sormuyor. Oldukça normalleşen bu durum bizim de iş ile ev arasında her gün onlarca, üç günlük tatil için ev ile tatil yapılacak alan arasında binlerce kilometre yol kat ettiğimizi de açıklıyor. Birkaç yüzyıl önceki atalarımızın yaşadığı hatta doğduğu bölgeden çok az uzaklaştığı, seyyahlığın oldukça ender hatta macera dolu bir şey olduğunu muhakkak duymuşsunuzdur. Göç ya da hac gibi farklı motivasyonlarla yapılan yolculukları kastetmiyorum elbette ancak seyahat bizim tabiatımıza uygun bir davranış olmayabilir. Tahminime göre bu ihtiyaç da iPad gibi suni ve bir takım icat sonucunda oluştu.

Artık bu ihtiyacın değişeceğini zannetmiyorum. Belki yüzyıllar sonra yerini alabilecek başka bir şeyle mümkün olabilir bu değişim zaten böyle bir şey de önermiyorum. Burada dikkat çekmek istediğim asıl hususa geliyorum.

Değişim rüzgarları ve insanın değişmeyen akıl tutulması

19. Yüzyıl başında buharla gelen astronomik altyapı yatırımı (sadece ray olarak düşünmeyin, kömür madenleri, tren garları, fabrikalar vs) ve 20. Yüzyıl başında içten yanmalı motorla gelen yine astronomik altyapı yatırımı (aynı şekilde sadece yol değil, rafineriler, akaryakıt istasyonları, otoparklar) bir değişimin eşiğinde. Bu yeni lityum madenleri, yeni şarj tesisleri, yeni güç santralleri, Elon Musk’ın önerdiği gibi devasa yer altı tünelleri anlamına geliyor.

Sayılarla sıkmayacağım, sadece düşünelim. Bu hükümetin yapmakla en övündüğü şey malumunuz yollar. Her kasabaya kadar da bölünmüş yollar inşa edildi. Buna köprüler ve tüneller cabası. Karayolları Genel Müdürlüğüne göre 2013 yılında Türkiye’de 65,382 km yol mevcuttu. Peki dünyada en hızla büyüyen ekonomi malumunuz Türkiye değil. Aynı dönemde Çin ne kadar yol inşa etmiş olabilir. Ya dünyada ne kadar yol var. 2014 tarihli bir kaynağa göre dünyadaki yolların toplam uzunluğu 4,3 milyon km. Bu veriye yol genişlikleri dahil olmadığı için kim bilir kaç milyon kilometrekareden bahsediyoruz. Aynı zaman diliminde toplu ulaşıma ne kadar yatırım yapılmıştır. Kim bilir, ama karayolundan az olduğunu söylemek için dahi olmaya gerek yok.

Kişisel araçlanmanın bu altyapı yatırımlarından daha can alıcı bir tarafı olduğunu düşünüyorum. Bu da kamusal alanın işgali, yoğun şehirleşmiş alanları zararlı partiküller doldurmak, yarattığı alt yapının bir yansıması olarak tüketim, seyahat alışkanlıklarında değişim ve dünyanın bir ucunda üretilen malları hep diğer ucunda tüketme arzusu. Ben açıkçası kişisel araçlanmanın kişisel silahlanma kadar tehlikeli sonuçlar yarattığını düşünüyorum. TÜİK verilerine göre sadece 2016 yılında 1 milyon 182 bin 491 trafik kazası meydana gelmiş, bu kazaların 997 bin 363 adedinde maddi hasar, 185 bin 128 adedinde ise ölümlü ya da yaralanma gerçekleşmiş. Toplam ölen kişi sayısı 7 bin 300 kişi. Bu arada BM, aynı sebeple silahlı çatışma sırasında ölü sayısının 25’in üzerinde olduğu durumları savaş kabul ediyor. Bu kişisel araçlanma denilen illetten vaz geçilerek engellenmeli Neden mi?

Sebepler

Güç santrallerini şehrin dışına çıkarmak, hele ki Hollanda’da yapılmakta olduğu gibi kömür yakmak, ulaşımı karbonsuz hale getirmez ve hava kirliliğini sizin alanınızdan uzaklaştırarak konuyla hiç alakası olmayan birilerinin ortamına bırakır. Yani kişisel araçlanma, elektrikli araç formunda bile olsa birilerini hasta eder ve öldürür.

Kişisel kar hırsları yüksek birkaç kişinin ve şirketin ekmeğine yağ sürerek tüm sistemin kilitlenmesine sebep olur. Bu benzer kilitlenmeyi motorlu taşıtlar, doğru akım – dalgalı akım gibi konularda yaşıyoruz. Böyle kişi ve şirketler kesinlikle toplum çıkarını düşünmediler, düşünmüyorlar ve düşünmeyecekler. Kişisel araçlanma, silah sanayii ile de çoğunlukla ilişkili otomobil üreticisi firmaları zengin eder.

Kişisel araçlanma, hangi yakıtı kullanıyor olursa olsun gezegenin bir yerinde üçüncü dünya ülkelerine zarar verir. Kabul ediyorum o ülkelere tek zarar veren otomobil endüstrisi değil ancak geçen yüzyıla bakarsak petrol önemli savaş sebeplerinden birisi olageldi ve İki Dünya Savaşı haricinde, Nijerya, Kongo, Angola gibi ülkelerde çatışmalara sebep olurken Ortadoğulu ve Asyalı totaliter ülkelerin yozlaşmış yöneticilerini besledi. Batılı kapitalistleri saymıyorum bile. Durum böyle iken gelecekte de pil ve elektrik motoru imalatında ve idamesinde kullanılan maden ve minerallerin tatlılık ve dost canlılığı içinde paylaşılmasına mümkün gözüyle bakamıyorum.

Son olarak bir şey sorayım. Kendinize hiç, bu araçlar şehrin ne kadar çok yerini işgal ediyorlar dediniz mi? Aynı alanlar parka bahçeye dönüşse, biz de ev ile iş arasında bu onlarca kilometrelik yollardan kurtulsak. Keşke.

 

 

Ali Serdar Gültekin