Çatıda güneş santrallerine dair geçen haftalardan notlar

6 Nisan 2018 günü TAZ gazetede Filiz YavuzHayatın ironisi işte” diyor: “DNA onarımı” çalışmasıyla kimya dalında Nobel alan Sancar, nükleer enerji reklamında tüm heybetiyle karşımızda duruyor. Oysa radyasyonun DNA’ya zarar vererek mutasyona yol açtığını herkesten çok o biliyor olmalı.”

Bence Prof. Sancar bundan böyle bizlere bunun sadece bir deney olduğunu söyleyebilir. DNA’yı önce bozuyoz, sonra onarıyoz. Ama Akkuyu laboratuvar olarak çok büyük değil mi? Küçükçekmece yetmez mi?

………………

9 Nisan günü Yeşil Ekonomi bülteni güne iyi bir haberle başlıyor. “Türkiye güneşte Avrupa’da 7, dünyada 13’üncü sıraya yükseldi.” Mart ayı sonunda kurulu güç 4.590 MW olmuş.

Güneş Gönüllüleri eksik bir şey var diyor. Evet, çatılar eksik, kooperatifler eksik, yurttaşlar eksik. Yurttaşların Enerji Santralleri (YES) için programlar teşvikler eksik. Kentsel dönüşümü solar elektrik ve solar ısı uygulamaları için bir fırsat olarak gören uygulamalar eksik. Haliyle üretici olmanın getireceği enerji bilinci eksik.

……………..

Mehmet Kara (Enerji Gündemi) 5 Nisan günü Dünya Gazetesinde yazıyor: Nükleerin yükünü güneşe çektireceğiz. Yazının başlığı ve içeriği mükemmel. “Şimdi de kurulacak bu santralde üretilecek elektriğin maliyetine gelelim. Devlet bu santralde üretilecek elektriğe ilk 15 yıl boyunca kilovatsaat başına 12,35 dolar/cent’lik fiyat alım garantisi sundu. Şu anda piyasada elektrik fiyatları 4 dolar/cent’ler mertebesinde. Bu durumda Akkuyu Nükleer Santrali ekonomik açıdan çok da akıl kârı görünmüyor. Üstelik elektrik fiyatlarının ileride artacağı gibi bir öngörüde bulunmak da kolay değil.”

14 Nisan’da Enerji Günlüğü’nde yayınlanan “Yenilenebilir maliyetleri ve elektrik stratejisi” başlıklı yazısında Dr. Nejat TAMZOK, “Bir taraftan yenilenebilir enerji teknolojilerindeki hızlı gelişmeler, kurulu güç kapasitelerinin giderek artması ve santral kurulum maliyetlerinde ortaya çıkan gerileme, diğer taraftan bu gelişmelere paralel büyüyen piyasalarda daha deneyimli ve kurumsallaşmış küresel şirketlerin tedarik tarafında rekabeti tetiklemeleriyle yenilenebilir enerjiden elektrik üretim maliyetlerinin giderek daha da düşmesi kaçınılmaz görünüyor. Depolama teknolojilerindeki gelişim de dikkate alındığında, bu sürecin elektrik üretiminde hızlı bir dönüşüme yol açması muhtemeldir.”

Ortaya konulan bu tablodan çıkaracağımız tek bir sonuç var: 2020 ve sonrasında fosil yakıtlardan elektrik üretecek olanların işleri her yıl biraz daha zorlaşacak. Ve elbette, elektrik ihtiyacının yüzde 70’e yakınını fosil yakıtlardan üreten ülkemizin de bu tablodan çıkaracağı önemli dersler var.” diyor Dr. Nejat Tamzok.

Güneş ve rüzgâr hammadde anlamında bedava, petrol gibi taşıma masrafı da yok. Dünya dönüyor güneş her ülkeye doğuyor, rüzgâr zaten kendisi hareket halinde. Bugün fiyatı olmayan bu girdilerin hammaddelerin yarın da fiyatı olmayacak diye not düşüyorum.

Ama mesele son tahlilde fiyatta değil, dövizde değil, mesele bu dünyayı en başta biz insanlar için yaşanmaz hale getirecek olan iklim değişikliğinde, radyoaktif kirlenmede. Şimdiye dek önerdiğimiz çareyi Güneş Gönüllüleri sayfasında tekrarlıyorum: Öyle ise ne yapmalı nükleer karşıtları? Bir Çare? Var, OTONOMİ. Çatılarda kendi elektriğinizi kendiniz üretin, kooperatifler kurun üretin. İklim düşmanı ve pahalı kömür ve nükleer elektrik piyasasına müşteri olmayın. Siz almazsanız kime satacaklar? Satamazlar ise öz-tüketim için üretenler itiraz etmez mi? Bâki kalan kubbede bir hoş temel tören sedası imiş diye yazılır tarihe.

……………

Mehmet Kara’nın 22 Şubat günkü yazısına da değinmek istiyorum. Yazının başlığı “Mini GES kurulum maliyeti beşte bir azaltılabilir.” Önerilere katılıyorum. Maliyeti azaltacak öneriler çok olumlu. Biraz da orta direk teşvik görsün. Hem de kelimenin gerçek anlamına bir vurgu yapma fırsatı görüyorum: Zararlı veya zarar edecek bir iş teşvik edilmez ki! Ulusal menfaatler nedeniyle finansal açığı vergi mükelleflerine karşılatacağız diyebilir ilgililer.

Yazının bir yerinde bir cümle çok dikkatimi çekiyor. “Ama bence asıl sorun, harcanacak tutarın ne kadar sürede geri döneceğinden çok başlangıç maliyetinin ne olacağıdır” diyor Enerji Gündemi yazarı Mehmet Kara.

Evet, yurttaşlara çatınızın ve cebinizdeki paranızın elverdiği kadar bir YES kurun denilmeli. Güneş enerjisinin (Yurttaşların elektrik santrallerinin) tüketici-üretici kesimde yaygınlaşması için en çok gerekli olan şeyin PV elektrik panellerinin çatılarda bir an önce görünür hale gelmesi olduğunu düşünüyorum.

Hesap şöyle:

100 bin adet x 2 kW gücünde mini santral = (toplam) 200.000 kW (200MW) kurulu güç ile

200 adet x her biri 1000 kW gücünde santral, toplam 200.000 kW kurulu güç birbirleriyle eşit değildir.

Birinci şık daha pahalıya mal olmakla birlikte mini santrallerin hızla yaygınlaşması için çok gerekli. Mini santral atılımının enerji konusunda yurttaş bilincine etkisi dışında yüksek bir ekonomik geri dönüşü de olacak, istihdam artışı fosil yakıt ithalinde tasarruf. Orta direk diyelim, nüfusun büyük çoğunluğu kendi elektriğini kendisi üretebilir. Türkiye’de de yenilenebilir enerjilerin yaygınlaşması halkın önemli ölçüde üretici olmasına bağlı.

1990’ların teşvik arayışlarının ardından maliyeti karşılayacak alım fiyatlarının yasayla belirlendiği dönemleri gördük. (20 yıllık bir dönem içinde beklenen toplam üretim, yapılan yatırımın (kurulu gücün) tutarına bölünüyor.) Solar elektriğin en ucuz elektrik olması yeni bir gelişme. Fiyatlardaki bu düşme üretim ve organizasyon modellerinde son dönemde öne çıkan gelişmelerle uyum içinde.

Y.E.S. kurulumlarında artık öz-tüketim modelleri öneriliyor ve akıllı şebeke işletmeciliği konuşuluyor. Burada şebeke, işletmecinin bilgisayar ile birbirine bağladığı üretim santrallerinin ve depoların (akü) arasındaki organizasyon ile elektrik arzının optimum hale gelmesi. Solar elektrikte yerinde üretim yerinde tüketim hayata geçiyor.

Türkiye’de Yurttaşların Elektrik Santrali’nde -bu mini santral ünitesinde- tüketilmeyen elektriği şebekeye mi satacağız yoksa aküde depolayıp güneş battıktan sonrasına mı saklayacağız? Akü ekstra masraf demek ve ayrıca lisanssız üreticiye şebekeye verdiği elektrik için daha iyi fiyat veriliyor. Peki uygulama? Evet, 3-5 kW gücünde bir mini santral solar elektrik fazlasını şebekeye vermek ve güneş battıktan sonra şebekeden fosil kaynaklı elektrik almakla, fiyat farkından biraz kazanıyor. Peki kaç kişi bu lisanssız üretici olabilmek için gereken süreci başardı? Bu prosedürün masrafları da az değil. Bugün için 2 yahut 3 kW akülü Y.E.S. ile öz-tüketim ekonomik değil. Ama yurttaşlar için birkaç yüz tl yılda kazanç beklentisi ile lisanssız üreticilik yoluna girmelerini önermek de ikna edici değil. Bu yol tutmadı. Yoksa PV paneller Gün ısı kolektörleri gibi çatıları doldururdu.

Bir şey daha var. Termik santralden -ileride kim bilir belki nükleer santralden- gelen elektriği kullanmak istiyor musunuz gerçekten? Güneş battıktan sonra şebekeden alacağınız elektrik eko-cereyan yahut temiz enerji değil. Türkiye’de bu tedarik hizmeti verilmiyor. Kurun 2-3 kW gücünde bir mini santral, Y.E.S., akülü ve olağanüstü ihtiyaç ve olağan dışı üretim azalmasına karşı mevcut şebeke ile bağlantınızı da sürdürün. Şebekeden nadiren de olsa kullanmak zorunda kalmamak için çamaşır makinası ile bulaşık makinası ve elektrik süpürgesini aynı anda kullanmamayı da öğrenirsiniz. Enerji verimliliği, enerji tasarrufu ve enerjinin etkin kullanımı konusundan çok keyif alacaksınız. (Bu konu siyaset yapmak için ideal şartlar sunuyor. Bu sayede siyaset konuşmak zorunda da kalmazsınız.)

İsterseniz bir plaket asarsınız: Bu eve fosil yakıtlardan üretilen elektrik girmiyor. Elektriğimiz karbonsuz.

 

Alper Öktem