Suyu dinleyin, nehre karışın, denize varın

Bir nehir düşünün. Nereden doğar, nereye akar? İçinden sadece su mu akar? Bir nehri nehir yapan nedir?

Kendinizi bir akarsuyun içinde hayal edin. Mevsimlerden yaz olsun. Sıcaktan bunalıp buz gibi sulara atmışsınız kendinizi, yüzüyorsunuz. Teninizden ve saçlarınızdan kayıp giden su bedeninizin etrafından gürül gürül akıyor. Suyun akışıyla aynı yönde yüzüyorsunuz. Onun parçasısınız artık. Hemen yanınızdan akıntıya kapılmış ağaç dalları geçiyor. Suyun yüzeyinde kelebekler ve sinekler, içinde balıklar ve kurbağalar sizinle. Dalıyorsunuz akarsuyun içine. Dipte çakıl taşları, kayalar, pisi balıkları. Yosunlar ve envai çeşit su bitkileri sanki yavaş çekim bir rüzgârda salınıyor. Güneşin vuran ışınlarıyla suyun içinde yüzen sayısız parçacık birer yaldıza dönüşüyor. Hemen yanınızdan bir alabalık kıvrılarak geçiyor. Suyun ayna yüzeyinde perdeli ayaklarıyla bir ördek yüzüyor. Küçük tombul bir kayık gibi süzülüyor. Az sonra gagasını suya sokup batmamış bir tohumu kursağına indiriyor. Ötede bir yaprak düşüyor dereye üstündeki tırtılla birlikte. Küçük bir dalga yaprağı da tırtılı da suyun dibine gönderirken bir kızılkanat ışık hızıyla fırlayıp tırtılı yutuyor.

Bir nefes alıp bir batıyorsunuz. Suyun tadını çıkartıyorsunuz. Sonra kafanızı çıkardığınızda suyun üstüne, artık başka bir yerdesiniz. İki yanınızda başka ağaçlar, çalılar, çiçekler, başka kayalar ve başka insanlar. Suyun hızı değişmiş artık yavaş akıyor. Bir balıkçı oltasını atmış kenarda bekliyor. Üstünüzde başka bir gökyüzü, başka bulutlar. Yağmur başlıyor. Önce tek bir damla düşüyor suyun yüzüne. Sonra milyonlarca yağmur damlasının darbesiyle nehrin çehresi bulanıklaşıyor. Düşen her damla, çapı giderek büyüyen yuvarlak dalgalar yaratıyor. Başka damlaların yarattığı dalgalarla çarpışıyor ve birleşiyor. Yağmur dere oluyor.

Çıkıyorsunuz sudan. Dereden su içen bir köpek yan gözle size bakıyor, selamlıyorsunuz. Giysilerinizi almak için geriye yürümeye başlıyorsunuz. Yürürken az önce içinde olduğunuz dereye şöyle bir bakıyorsunuz. Kocaman bir kütüğü önüne katmış götürüyor su, şaşıyorsunuz. Derenin içinde beş dakika öncesinden farklı şeyler akıyor, görüyorsunuz. Heraklitos’un sözü kulaklarınızda çınlıyor “Aynı nehirde iki kez yıkanılmaz” anlıyorsunuz.

Peki, okulda size öğretilen nehir nasıl bir şeydi? Onu hatırlıyorsunuz. Nehirden su akar değil mi? Hatta bütün nehirlerden su akar. Adı üstünde bunlara genel olarak “akarsu” denir. Sadece okulda değil, sokakta ve evde de hep bu soyut su kavramından bahsedilir. Aslında bu su ancak laboratuarda görebileceğiniz bir şeydir. Hani şu iki Hidrojen ve bir Oksijen atomunun birleşmesinden meydana gelen bileşik, H2O. İyi ama az önce neler görmüştünüz doğanın suyu içinde? İnsanlar, bitkiler, hayvanlar, kum, çakıl, taş, kaya, güneş ışınlarıyla belirginleşen yüzen parçacıklar. Göze görünmeyen Kalsiyum, Magnezyum, Azot, Fosfor ve daha nice elementler, bileşikler. Kendi havzasının, yani onu besleyen toprağın her santimetre karesinden bir şey alıp taşıyan sonsuz hareketli bir varlık bu. Tek başına akmayan, kendine katmadan bir yerden başka yere gitmeyen bir canlı bu. Yere ve ana göre içeriği sürekli değişen su.

Evet, en uzun nehrinden tutun da en küçük dereye kadar tüm akarsular başka başka. Her biri gezegenimizin birbirine benzemez eşsiz damarları. Eşsiz çünkü her birinin içinden aktıkları havzaları farklı, çevresinde yaşayan insanları farklı, akış hızları ve içindekiler farklı. Bir ördeğin ayağından, kanadından tüyünden; bir ağacın yapraklarından dalından; rüzgârın, yağmurun ve karın taşıdığı havanın tozundan ve özünden alır su. Kendi parçası yapar. Vardığı yere bünyesine kattığını taşır su. Gittiği yerde değişime, dönüşüme neden olur. Mekanik gücüyle kayaları taşlara, taşları çakıllara, çakılları kumlara dönüştürür. Vardığı yere toprak, besin ve şifa taşır. Bitkilere, hayvanlara ve insanlara bereket olur.

Ancak suyun başka bir yüzü daha vardır. Gittikçe daha sık görmeye başladığımız bir başka yüz. Nehir, kendi havzasında ne yapılırsa ne yaşanırsa aslında onu yansıtır. Tıpkı bir ayna gibi. Mesela tarımsal atıkları ve zehirleri de toplar. Tarımsal zehirleri, gübreleri ve büyümeyi hızlandıran hormonları yağışlarla kendine akıtır. Şehirlerde evlerimizden çıkan atıkları, sanayinin kimyasal zehirlerini de taşır. Yani sadece besin taşımaz su. İçinden geçtiği topraklardaki toksik maddeleri de taşır havanın kirini de. Bazen simsiyah bazen kıpkırmızı akar. Bazen sel olup taşar can alır su. Önüne ne çıkarsa darmaduman edip yıkar.

Derelerden akıp çaylara varır büyür, nehir olur su. Denize vardığında içindeki toprağı, besiniyle ve zehriyle deltaya bırakır. O deltada pirinç, meyve, sebze yetişir. O delta yüz binlerce kuşa yuva ve konaklama alanı olur. O deltada balıklar yetişir, balıkçılar yaşar. Hastalığı da şifayı da deltada biriktirir su. Nehir taşıdığı suyla denizin tuzluluk oranını, kirlilik yükünü, sıcaklık derecesini ve besin içeriğini değiştirir. Nehirler denizlere, denizler okyanuslara kavuşur. Dünyanın etrafında dolanır, hiç durmaz su. Bir damla içinde besiniyle zehriyle hem hayatı hem de ölümü taşır.

Hayat da öyle değil midir? Acısıyla tatlısıyla akan bir nehir. Ne kadar çok yerden akarsanız, ne kadar farklı diyarlardan geçerseniz, yani ne kadar büyükse beslendiğiniz havzanız o kadar büyürsünüz. Dünyayı dolaşır koca bir okyanus olursunuz. Kâh buharlaşıp göğe çıkar, kâh yeryüzüne yağarsınız. Yere düşen ilk damlayla, bir su zerresiyle başlar nehir. Dağların yamaçlarından aşağı akarken bir damla bir ötekine tutunup büyür. Büyüdükçe hızlanır çevresinden alıp kendine katar. Denize varana kadar sadece su değil geçtiği topraklardan aldıkları oluşturur nehri. Geçtiğiniz yerler ve yaşadıklarınız sizi siz yapar. Yaşadıklarınız bir yandan kırarken sizi, öte yandan güçlendirir. Bazen bir baraj çıkar karşınıza onu aşıp akamazsınız. Birikmeniz, güçlenmeniz gerekir. Bazen de doğa elini uzatır size. Bir sağanak yağmur yağar nehrinize taşarsınız. Ve denize varırsınız çünkü su akıp yolunu bulur.

Peki, vardığınızda hayalini kurduğunuz gibi midir deniz? Ne siz artık aynı nehirsiniz, ne de deniz aynı deniz. Her bir zerresi farklı bir deniz, her damlası farklı bir siz. Ne dünkü siz ne de bir sene önceki artık aynı nehir değilsiniz. Yarın da değişmeye devam edeceksiniz.

Değişimden korktuğunuzda nehirleri düşünün. Tıkandığınızda, tükendiğinizde hep doğayı aklınıza getirin. En tükenmez ilham ve cesaret kaynağı doğadır. Akmaktan korkmayın. Korksanız da durmayın. Suyun sesi korkunun sesini bastırana kadar akmaya zorlayın kendinizi. Üzücü deneyimleri bile silmeye çalışmayın. Doğada tersine akan dağlara doğru çıkan bir akarsu gördünüz mü? Sizi siz yapan o şeyi silmek yerine bundan sonra yaşayacaklarınızı güzelleştirmeye bakın. Ancak böyle acının tadını bastırabilir, tatlı akabilir nehriniz. Akıttığınız suyla değişir varacağınız deniziniz.

İnsan nehrini ve havzasını temiz tutmalı. Çünkü bütün havzalar değer birbirine. Hepsi bir bütünün parçası değil mi? Her insan, her canlı yaşar bir havzanın içinde. Sizi besleyen havza neyse siz osunuz. Hiç erinmeden kolları sıvayıp temizliğe girişmeli. “Benim tek başına ne yapabilirim ki” diye düşünmeden. İyileştirmeli bir hastalığı. Bir değişimi tetiklemeli. Şems-i Tebrizi’nin dediği gibi ne olursa nasıl olursa olsun, bir zerre kadar küçük de olsa “bir şey yapın, güzel olsun”. Eğilip kaldırın yerden ayağınıza dolanan çöpü. Koklayın havayı; kirliyse bir ağaç dikin ya da dikili ağaca bir yudum su verin. Zehirden çok şifa taşıyın nehrinizde. Akıp ihtiyacı olanlara taşıyın, onlardan başka şifalar katın kendinize. Geçtiğiniz her yeri değiştirin iyileştirin.

Bir nehirdir insan bir damlayla başlayıp aktıkça çoğalan. İzin verin çoğalan şey güzellik olsun içinizde, kötülük değil. Yolculuğun sonunda denize ama hep farklı bir denize varan ve taşıdığı her zerreyle o denizi yeniden yaratan. Vardığında durmayıp yeniden doğan bir nehirsiniz. Denizleri üreten yine sizsiniz. Nehir de siz, deniz de siz. Bulut da siz yağmur da siz. Yerin altından akan da, üstünden çağlayan da siz. Denize ulaştığınızda vardığınız yine siz. Denize vardığınızda yeniden doğmaya hazır olun. Yeni hayallerle, düşüncelerle ve hedeflerle tanışmaya hazır olun. Her bitişin bir başlangıç olduğu bu dünyada her seferinde yeni bir nehir olarak akmaya ve yeni bir insan olarak yaşamaya hazır olun.

Suyu dinleyin, nehre karışın, denize varın.

Akgün İlhan