Zeytin severleri Ayvalık’ta buluşturan Slow Olive 2018 başladı

Bu yıl ikincisi düzenlenen ve iki gün sürecek olan Slow Olive 2018 zeytin severleri Balıkesir’in Ayvalık ilçesinde yeniden buluşturdu.

Halka açık ve ücretsiz gerçekleşen etkinliğin ilk gününde (14 Nisan) üreticiler, uzmanlar ve gönüllüler zeytine ve zeytinyağına dair tecrübelerini katılımcılarla paylaştı.

Ayvalık’ın ilk kilisesi Taksiyarhis’te başlayan etkinlik tüm gün devam etti.

Açılış konuşmasını yapan Ayvalık Belediye Başkanı Rahmi Gençer zeytinciliği korumak adına son 15 yıldır ciddi bir karşı duruş sergilendiğini anlattı.

Slow Olive 2018 hatırası

Türkiye’den ilk defa UNESCO’ya kültürel miras başlığı ile müracaat eden yer Ayvalık oldu

“Zeytin bölgeleri nadide bölgeler olması sebebiyle zeytin ağaçlarının kesilip oraya beton ya da madencilik yapılması niyetleri var. Bununla ilgili yaklaşık 15 yıldır bir karşı duruş var. Ama tehlike bitmiş değil. Zeytincilik kanununu değiştirmek istiyorlar. Amaç ise bu alanların ranta çevrilmesi. Ben de bu bölgenin çocuğuyum. Geçmişte çok hatalar yapıldı. Kooperatifler, inşaatlar. Aynı durum tarım alanları için de geçerli. Devlet kanunları değiştirmeden korumalı. Bu iş vatandaşlara kalınca miras kanunu ve hissedarlık yüzünden tarım alanları ranta açılabiliyor.”

3 yıl önce UNESCO yolunda çalışmalara başladıklarını paylaşan Gençer, Türkiye’den ilk defa UNESCO’ya kültürel miras başlığı ile müracaat eden yerin Ayvalık olduğunu, Paris’e gittiklerini ve geçici listeye alındıklarını, bu süreçte de kendilerine destek olan Kültür Bakanlığı’na teşekkür ettiklerini ifade etti.

“Bir tufan geliyor ve o tufana karşı haysiyetli bir duruş sergilememiz lazım”

Açılışta söz alan Slow Food’un Türkiye’de 9 yılına tanıklık eden gönüllü lideri Defne Koryürek ise, konuşmasında ulus odaklı bir stratejiye ihtiyaç duyulduğunu ve bu süreçte dayanışmanın önemine vurgu yaptı.

Defne Koryürek

“Zeytinle ilgili bir şey öğrendiysek bunu Ayvalık’ta öğrendik. Topluluk olarak yıllarca zeytinyağcılarla beraberdik. Zeytini koruyan ve kollayan, bunun için kendi işlerini geride bırakan, lobisini yapan zeytincilere çok teşekkür ediyorum. İyi ki varlar. Neoliberal, küresel bir dünyada yaşıyoruz. Milyonlarca mülteci İngiltere, Fransa, ABD tarafından bombalandı. Bir yandan küresel iklim değişikliğinden bahsediyoruz. 5 yıl sonra suyumuz olmayabilir. Balıkların önümüzdeki 10 yıl içinde tükenme ihtimali var. Bu işin şuuruyla Slow Food hareketini başlattık. Bir tufan geliyor ve o tufana karşı haysiyetli bir duruş sergilememiz lazım. İyi alternatifler üretmek için el birliği yapmamız gerekiyor. Bizim artık ulus ötesi bakmaya ihtiyacımız var. İşgal ekonomisinin formülünü çıkarırsak, uyduruk bir etiket vermek yerine yaklaşan felakete karşı birbirimize omuz vermemiz gerekiyor. Yaklaşan felakete karşı birbirine omuz veren insanlar olmalı. Bir zeytinin etrafındaki canlıları da korumamız gerekiyor. Emanet edebileceğimiz bir zeytin ağacından daha iyi bir sembol düşünemiyorum.”

“Zeytin tıpkı buğday, üzüm ve incir gibi uygarlık yaratan bir bitki”

Program arkeolog, gıda mühendisi, yazar Ahmet Uhri ve İtalyan Angelo Lo Conte’nin sunumlarıyla devam etti.

Ahmet Uhri

Zeytinin anavatanını, kullanım alanlarını ve geçmişten günümüze yaptığı tarihsel ve kültürel yolculuğu anlatan Uhri, zeytinin tıpkı buğday, üzüm ve incir gibi uygarlık yaratan bir bitki olduğunu söyledi.

2016 yılında İstanbul Modern’in ev sahipliğinde Yoko Ono’nun ahşap tabutlar ve zeytin ağaçlarından oluşan “Ex It” adlı yerleştirmesiyle zeytinin nasıl bir saldırı altında olduğunu sanatsal açıdan anlattığını söyledi.

Ahmet Uhri’nin ardından söz alan Angelo Lo Conte ise Capri Adası’ndaki zeytin yetiştiriciliğinden bahsetti.

2. Dünya Savaşı’ndan sonra adanın önemli bir turizm merkezi haline geldiğini söyleyen Lo Conte, zeytin yetiştiricilerinin zararlı canlılarla mücadele yöntemlerini ve ağaçları nasıl tedavi ettiklerini anlattı.

Program öğle yemeği molasının ardından Doğa Derneği ve Doğa Okulu’nun kurucularından Güven Eken, İtalya’dan Marco Antonucci ve Arnavutluk’tan Silvana Subashi ile devam etti.

“Zeytinyağı çeşidini korumak istiyorsak bu coğrafyada yaşayan insanları dinlemek zorundayız”

Güven Eken

Gıdanın doğayla uyumlu kaynakları üzerine çalışmalar yürüttüklerini anlatan Güven Eken, kusursuz zeytinyağının üretilip üretilmeyeceğini, bununla ilgili alternatif modellerin neler olabileceği sorusunu sordu.

“Zeytin hasadı zaman zaman zor olduğu için şikayet edilebilen bir iş. Ama insanlar için zeytin hasadı sosyalleşmek için bir araç. Çocuklar zeytin ağacına dokunuyorlar. Zeytin ağacı ile bir oluyorlar. Yüksek kaliteli yağ elde etmek için hasadı hızla yapmak gerekebilir. Ama hasat bir iş değildir, bir bayramdır, bir keyiftir. Bunu göz ardı etmemeliyiz. 4 bin yıldır hasat yapan insanlar böyle yaşıyor ve biz onlara nasıl yaşamaları gerektiğini dikte edemeyiz. Sosyokültürel yapı zeytincilikte çok önemli. Hasatta çalışanların emekleri sömürülüyorsa, aile kendi içindeki sosyalleşme şansını kaybetmişse, burada kusursuz bir hasattan bahsedemeyiz. Ancak bunu konuştuktan sonra zeytinin savaş ve barıştaki anlamını konuşabiliriz. Mutsuz insanların elleriyle yaptıkları bana çok lezzetli gelmiyor. Gerçekten mi kusursuz tartışılır. Kırsal kesimde bu kadim kültürü taşıyan insanlara birden bire bilinçlendirme projesi yapamazsınız. Zeytinyağı çeşidini korumak istiyorsak bu coğrafyada yaşayan insanları dinlemek zorundayız. Zeytinliğe mal mülk olarak sattığınız bir madde olarak bakmazsanız, yaşam değişir. O zeytinliklerin altında birçok canlı, pek çok orkide yaşıyor. Mülkiyet diye bakarsak dört duvar arasında zeytini konuşuyor oluruz. Yaşadığımız hayatı paylaşarak mı yoksa sadece kendimiz için mi biriktirerek sürdürmek istiyoruz?”

Marco Antonucci

“Zeytinyağı alırken kimse size onu doğru şekilde tattırmaz”

Etkinliğe İtalya’dan katılan Marco Antonucci ise konuşmasında zeytin ve üzümü karşılaştırdı. Zeytinin neden popüler olamamasının ardındaki sebepleri paylaştı.

“İtalya da 453 çeşit üzüm var. Dünyada ise 6154 farklı üzüm türü var. İtalya’da zeytin çeşidi üzüm çeşidinden daha fazla. Çünkü insanlar farklı üzümlerin farklı aromaları olduğunu biliyor. Ama zeytinyağı söz konusu olunca insanlar zeytinyağı zeytinyağıdır diyor. Zeytinyağında bir de fiyat konusu var. Çok ucuz ya da pahalı şarap bulabilirsiniz. Ama konu zeytinyağına gelince neden çok ucuz ya da pahalı olabilir ki diye soruyorlar. Şaraba kıyasla zeytinyağındaki farkı anlamıyorlar. İtalya’nın kuzeyinde yaşıyorum. Burada şampanya üretiyoruz. Avrupa’dan o kadar çok insan geliyor ki o şampanyayı tatmak için. Peki kaç kişi bir zeytin tarlasına zeytinyağı tatmak için gidiyor? Neden şarapta her şey gelire dönüştürülebiliyor ama bu zeytinyağı dünyasında gerçekleşmiyor?

Şarap dünyasını zeytinyağı dünyasından farklı gibi düşünüyoruz. Aynı vizyona sahip değiliz. Ben zeytinyağını çok seviyorum. Size sadece iki örnek vermek istiyorum. Öncelikle şarap tadınca mükemmel bir kadeh kullanıyoruz. Zeytinyağı alırken kimse size onu doğru şekilde tattırmaz. Sizin güzel kentinizde sofra zeytinlerinin vitrinde güneşin altında olduğunu görüyorum. Bu zeytinlerin doğru şekilde korunmadığını görüyoruz. Şarapta sunuma çok özeniliyor. Zeytinyağı tadımı plastik bardakta yapılıyor. Konuya yaklaşım maalesef bu şekilde. Bir üzüm bağı hiçbir zaman böyle kötü bakılmaz, çok özen gösterilir. Üzümler her zaman çok iyi korunuyor. Üretimle manzarayı doğayı birleştirip para kazanabilirim, bu mümkün. Hasat başlanmadan bir hafta önce İtalyanlar birlikte zeytin toplamaya gidiyorlar mesela. Geleceğimizi korumalıyız.”

Marco Antonucci’den sonra söz alan Silvana Subashi Arnavutluk’taki zeytincilikten örnekler verdi.

“Küçük bir ülkeyiz ama zeytincilik bizim için çok önemli. Zeytin ve zeytinyağı ile birlikte bir yaşam kuruyoruz. İnsanları ve aileleri eğitimden geçirerek bunu daha fazla yapabileceğimizi düşünüyorum. Şarap kültürü bir gelenek haline geldi. Bizlerin de aynı şeyi zeytinyağı için yapmamız gerekiyor. Turizmi zeytincilikte kullandık. Şu an 35 farklı ürünümüz var. Yeşil ve siyah zeytinin yanı sıra zeytinle birlikte tüketilecek baharatlar bile satılıyor. Bu bir pazar haline geldi.”

Önder Algedik

“Hiçbirimiz Meclis’in yaptığı politikayla ilgilenmiyoruz”

Programda Mustafa Alper Ülgen’in moderatörlüğünde Meclis’te gündeme gelen ve geri çekilen zeytinlik yasa tasarısı da konuşuldu.

İklim ve enerji uzmanı, aktivist Önder Algedik TBMM’de daha önce tüm partilerin oyları ile 6 kez red edilen, geçtiğimiz yıl 7. kez yeniden meclise gelen zeytincilik tasarısının geri çekilmesi için nasıl bir mücadele verildiğini kişisel tecrübesi üzerinden anlattı.

“24. yasama döneminde 72 bin tane soru önergesi inceledik. İçinde iklim değişikliği ile ilgili önerge sayısı 20 idi. Sorun neydi? Muhalefet mi? Hayır sorun biziz. HES’ler ülkenin kanayan yarası. Hiçbirimiz Meclis’in yaptığı politikayla ilgilenmiyoruz. Bu süreçten sonra 8 tane soru önergesi verdim. Bu iş meclisi takip etmekle başlıyor. Ancak bunu size kimse anlatmıyor. Bu süreçte istisna maddelerinin çok tehlikeli olduğunu öğrendik. 17 günde 30 kanun değiştiren torba kanundan mera ve zeytinleri kurtardık. OHAL’e rağmen de kazanılıyor. Kazanmak için partiler üstü olmanız gerekiyor.”

Kemal Kolçak’ın Doğa Derneği tarafından hazırlanan Ege Zeytin Meraları hakkında hazırladığı film gösterimi ve sunumunun ardından Slow Olive etkinliğine Gülpınarlıların termik santral mücadelesi damga vurdu.

Slow Olive 2018 etkinliğinin ilk gününe Gülpınarlı kadınlar damga vurdu

Gülpınar Sürdürülebilir Yaşam Derneği üyeleri dinleyicileri hukuki sürece dair bilgilendirdi.

Çanakkale’nin Gülpınar Köyü’ndeki sondaj çalışmalarına karşı zeytin nöbeti başlatarak sondajı durduran Gülpınarlı kadınlar etkinliği Zeytin Nöbetleri’nin türküsü ile kapattı.

Etkinliğin Kıvanç Eliaçık’ın moderatörlüğünü üstlendiği “Zeytinin dünyası, Dünyanın Zeytini” adlı son oturumunda ise Filistinli gazeteci Fareed Tamallah, Fas’tan Souhad Azenhoud ve Lübnanlı aşçı/fotoğrafçı ve “Suriye İçin Çorba” kitabının yazarı Barbara Masaad konuşma yaptı.

Filistin’de 80 bin aile geçimini zeytinden sağlıyor

Fareed Tamallah, zeytinciliğin Filistinliler için nasıl bir ulusal değer taşıdığını şu sözlerle paylaştı.

“Filistin’de 10 milyon zeytin ağacı var. Çoğu Batı Şeria’nın kuzeyinde. 900 bin hektarlık bir alanda bulunuyor. Üretimin yüzde 90’ı yerel tüketiciye gidiyor. Zeytin üretiminin tarımsal üretime yüzde 14 katkısı var. 80 bin aile geçimini zeytinden sağlıyor. Üzüm de önemli bir ürün. 1,5 milyon üzüm genellikle güneyde ekilmiş durumda. Her yıl 80 bin ton üzüm üretiliyor. Tarımsal üretimin yüzde 12’si ise üzümden oluşuyor. Filistin’in doğasından bahsedersek küçük arazisi olmasına rağmen çok çeşitliliğe sahip. 7 bin kilometre büyüklüğünde. Doğal bitki örtüsü çok çeşitli. Avrupa ve Asya’nın kesişim noktasında. Farklı ekosistemler var. Aynı gün hem denize girip hem de kayak yapabilirsiniz.

Dört önemli iklim bölgesi var. Ürdün vadisi deniz seviyesinin 400 metre altında sıcak ve sulak bir bölge. Tropik bitki ve ağaç yetişiyor. İkinci olarak kıyı bölgesi son derece düz bir alan, domates ve salatalık gibi sebze ve meyveler yetişiyor. Nemli bir havası var. Üçüncü olarak Filistin’in güneyinde çöl sıcaklığı var, burada palmiyeleri görebilirsiniz. Dördüncüsü ise dağlık bölgeler. İklimi ılıman olduğu için zeytin, üzüm ve badem ağaçları yetişiyor. Filistin topraklarında çok fazla doğal taş bulunduğundan gözlem kulelerimizi bu taşlardan yapıyoruz, ürünleri ve tarlaları bu kulelerden izliyoruz. Ancak bazıları yıkılmak üzere, çoğu terkedilmiş ve zarar görmüş durumda.

Fareed Tamallah

“Filistin’in kendine yetememesi gıda güvenliğinin ortadan kalkmasına neden oluyor”

Geleneksel ekim yöntemlerini de kullanıyoruz. Bütün hasat elle yapılıyor, zeytinler elle toplanıyor. Bin yıllık ağaçlarımız var. Ekilebilecek alanlar gitgide küçülüyor. İklim değişikliği Filistin için büyük bir zorluk ortaya çıkarıyor. Kuraklık sorunu var. Bazı umut vaat eden fırsatlar da var. Bunlardan biri de 1980’lerde ağaç sayısı 6 milyonken 2012’de bu sayı 10 milyona çıktı. Zeytin ağaçlarının çeşidi ve zeytinin üretimi arttı. Farkındalık da arttı. Tarımın ve ekimin önemi anlaşıldı. Filistin’deki tüketim alışkanlıkları da değişti. Sebep neoliberalizm ve küreselleşmenin her yeri vuruyor olması. Zeytinyağı tüketiminde azalma var. Kişi başına yıllık 3,5 litre tüketiliyor. Bu insanların zeytinyağının faydalarını bilmemelerinden kaynaklanıyor. 1980’lerde kişi başı yıllık tüketimi 10 litreydi. Şimdi yapay zeytinyağı tüketimi kişi başı yıllık 8,5 litre çünkü fiyatlar daha düşük. Buğday üretimi konusunda Filistin kendine yetemiyor. Sadece zeytinyağı, üzüm, domates ve salatalık gibi ürünler Filistinlilere yetiyor. Giderek İsrail ürünlerine daha bağlı hale geliyoruz. Filistin’in kendine yetememesi gıda güvenliğinin ortadan kalkmasına neden oluyor.”

 

Etkinliğin ikinci günündeki (15 Nisan) program akışına buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Slow Olive Cunda: İyi, Temiz, Adil

Slow Olive Cunda’da devam ediyor

Yeşil Gazete, Slow Olive için Cunda’da

Slow Olive için geri sayım başladı

Çocuktan al haberi: Zeytin 600 yaşında, Güneş ise kavuracak bizleri!

Zeytini sevenler bu yıl ikincisi düzenlenen Slow Olive 2018’de buluşuyor!

 

Merve Damcı – Yeşil Gazete