[Kuşlar, Orman ve Ben] Bodrum’da doğa koruma alanlarının tespiti projesi

Türkiye’de Doğa ve İnsan Konularının Yakın Tarihi’nde Tanıklıklar

Güneşin Aydemir

***

24 – Bodrum’da doğa koruma alanlarının tespiti projesi

G.A.: Öte taraftan çalışmaya da başlamam gerekiyordu. Boş gezmek de bir yere kadardı. Kıl tüy işlerle daha ne kadar uğraşacaktım? Gerçi Türkiye Tabiatını Koruma Derneği’nde harçlık karşılığında çalışıyordum ve aslında çok da paraya ihtiyacım yoktu ama geleceğim konusunda çok da umutlu sinyaller veriyor olduğum söylenemez etrafıma. Kazanmak az insana nasip olan Amerika bursunu reddeden, akademik kariyerden vazgeçen, sivrisinek projesinden ayrılan biriydim ve görünüşe bakılırsa sırtında çanta ile dağ taş gezinen bir aylaktan başka bir şey değildim.

Tam da bu sırada, sivrisinek projesi günlerimden hocam Bülent Alten’in danışmanlık yaptığı BETUYAB (Belek Turizm Yatırımcıları Birliği), bölgede yapacakları eko turizm çalışması için bir uzman pozisyonu açmıştı. Önerilen isim ben olunca hayatımdaki ilk iş görüşmesine gittim. Çok fazla seçenek ve aday olmadığından ertesi gün işe başlamak üzere ayrıldım. Buradaki ömrüm çok uzun süreli olmadı ama kurumsal bir ofiste çalışmayı, çalışma arkadaşları ile kahve arası muhabbeti etmeyi, sabah dokuz akşam beş düzeninin ne demek olduğunu anladım.

Evet, çok geçmemişti ki ofiste bir gün telefon çaldı.

Ç.G.:  Hah. Neydi o? Önemli bir şeydi?

G.A.: Şimdi hikaye uzun. N’apsak?

Ç.G.:  Yan çizmek yok.

G.A.: Benim kuzen askerden döndü. Yıl 1995 falandı galiba. Askere gitmeden önce emanet bıraktığı teknesini (7 mlik bir Tirhandil) görmeye Bodrum’a gitti. Orada Türkiye Tabiatını koruma Derneği’nin Şubesi vardı o zamanlar. Onlar da foklarla, Bodrum’un çevresindeki doğayla ilgili bir şeyler yapıyorlar. Proje gibi şeyler. Kuzen (daha önceden de adı geçti zaten Yalçın Savaş) de fokçudur bizim, bir şekilde Bodrum’daki projelere dahil olmuş. Neyse uzatmayayım bir proje yapacaklar, Bodrum ve çevresindeki adalarda doğa koruma alanlarının tespiti diye. O proje bir şekilde fonlanmış da, yürütecek birilerini arıyorlar. Akıllarına bil bakalım kim gelmiş?

Ç.G.:  Hadi!

G.A.: Bizim kız yapar bu işi, bir soralım bakalım diyerekten beni aradılar. İşte o telefon bu telefon. Efendim işte Bodrum Yarımadası ve çevresindeki adalarda bir sürü biyolojik çeşitlilik varmış, bunların araştırılması gerekiyormuş, bütün bu işleri kim yapacakmış gibisinden sorularla benim tam da o sırada beklediğim teklifi yapmak üzere aramışlar. Ben de tamam dedim tabii. Bir saniye bile düşünmedim. O zaman gel de bir konuşalım dediler. Ben de sanırım ya o akşam ya ertesi akşam bindim bir otobüse gittim Bodrum’a.

Ç.G.:  Eee?

G.A.: İki gün boyunca oturduk konuştuk, proje olursa kimlerle çalışılacaksa onlarla tanıştım. Açık söyleyeyim Bodrum’da yaşadıklarım ve orada tanıdığım insanlar yaşamımın ondan sonraki kısmını hatrı sayılır derecede etkilemiştir. Detaylarını çok anlatmak istemiyorum ama burada öğrendiğim şey sadece doğa, doğanın korunması, yerelde bir proje yürütmek değildi.

Yalnız yaşamak, komün halinde yaşamak, kararlarının bütün bedelini baştan ödemek gibi deneyimler de vardı bu paketin içinde. O nedenle Bodrum’u bir ayrı severim. Sonuçta elbette projede çalışma konusunda en ufak bir şüphem olmadan eşyalarımı toplamak üzere Ankara’ya döndüm. Herkesle konuştum, yaptığım işten ayrıldım. Birkaç valiz sığdırdığım eşyalarımla ömrümün yeni durağına doğru yola çıktım. 1996 yılının Nisan ayında Bodrum otogarında otobüsten indim.

Ç.G.:  Nisan. Güzel mevsim ama değil mi?

G.A. : Enfes bir mevsim. Şimdi bahar erkene kaydı. Aslıda Bodrum’un en güzel mevsimi şubatın sonu, martın ilk yarısı arasındaki dönemdir. Yeşillik, çiçekler yani renk, kokular, börtü böcek, kuşlar derken şenlik gibi bir şey yani. Malum bizim proje de gez, gör, öğren projesiydi, yarımadanın pek çok yerini dolaştık bu dönemde. Bodrum’a geldikten sonra bir süre etrafa alışmak, işleri düzene sokmak, insanlarla tanışmakla geçti. Projeden gelen ilk para ile Yalçın ve ben ufak bir harçlık alıyorduk. İlk harçlıklarımızın bir kısmını derneğe bağışladık.

Ç.G.:  Yaşamla iş içiçe yani.

G.A.: Benim hep öyle oldu. Yaptığım işle birlikte yaşadım. İş denen şey benim için kendimi gerçekleştirme deneyimi, yaşama pratiği. İçimden gelmeyen hiçbir işi yapmadım bugüne kadar. Ve bunun parayla alakası yok. Öyle de olması gerektiğini düşünüyorum. İnsanlar son derece keyif aldıkları işlerde çalışabilirler, bu bir hak.

Ç.G.:  Başka neler yaptınız proje kapsamında?

G.A.: Neler yapmadık ki?. Ben Bodrum’da 2 sene kaldım. 1996-1998 arasındaki dönemde. Bu dönem tam da İstanbul’daki büyük Habitat buluşmasından sonraya dek gelmekteydi. Habitat’ın verdiği imece kültürü ve heyecan vardı sivil toplumun üzerinde. Ben Habitat’a katılmadım ama hissini bilirim. Burada ilhamla Bodrum’da bir ufak Habitat uygulaması yapıldı. Bodrum Habitat çalışması Akdeniz Akademisi tarafından koordine edildi. Bu kapsamda pek çok konuda yurttaşların ve alanda yaşayanların oluşturduğu kozalar kuruldu. Bu kozalardan biri de Çevre Kozası idi. Üyeleri arasında Saynur Gelendost, Bilge Contepe gibi doğa ile ilgili konularda aktivist çalışmalar yapan isimler vardı. Ben de tabii ki bu grubun içinde yerimi aldım.

Ç.G.:  Bu ama senin çalıştığın proje ile ilgili bir konu değil aslında.

G.A.: Değil ama bizim projede pek çok kişiyi de katmak gerekiyor işin içine. Dolayısıyla bu toplantılar ve bu çalışmalar, ilgili insanlarla konuyu konuşmak için fırsat da oluyordu. Öte taraftan Bodrum sürekli yapılaşan ve sınırlarından taşmaya çalışan bir kasabaydı. Aslında kasabaya hapsedilmiş bir metropol ruhu vardı onda. Tam da o sırada bir de belediye imar planlarını yeniliyordu. Yeni imar planında elbette dikkatle izlememiz gereken taraflar vardı. Zira projemizle korunması gerektiğini ortaya koyacağımız araziler tehdit altında olabilirdi.

Nitekim bu “proje dışı” etkinliklerin büyük katkısı oldu sonradan.

Ç.G.:  Proje ne oluyor bu arada?

G.A.: Şimdi bizim proje aslında bir ütopya projesi. Hayalimizdeki Bodrum Yarımadasında değirmenle un yapıyor, Çilek Dağı’ndaki tarım teraslarında üretilen kaparileri topluyor, kuş gözlüyor, Akdeniz Foku seyrediyor, Bodrum sandaleti giyiyorduk. Böyle bir niyetle Bodrum Yarımadası ve çevresindeki adalarda korunması gereken alanların tesbit edilmesini hedefleyen de bir proje vardı masamızda. Bu murada erişebilmek için doğa konusunda değişik uzmanları bir araya getirmemiz, bol bol arazi gezmemiz gerekiyordu.

Ç.G.:  Bir ekip mi kurdunuz?

G.A.: Bu noktada asıl çekirdek ekipte kimler var ondan bahsetmem gerek.

Ç.G.:  Dur, onda önce bir şey sorayım. Hayatta yapmaktan en çok zevk aldığın şeylerden biri?

G.A.: Muhallebi tenceresinin dibini kaşıklamak

 

Devam edecek….

 

Güneşin Aydemir