[Babil’den Sonra)] TangEsta – İstanbul Tangocuları

Tangueros De Estambul veya sahne adlarıyla TangEsta genç bir tango topluluğu. Grup altı yıl önce kurulur. Grubun kurucusu, Genel Sanat Yönetmeni ve Müzik Direktörü Ortaç Aydınoğlu konservatuvarda klasik müzik eğitimi alır ve birçok müzik türüyle ilgilenir.

Aydınoğlu’nun tangoyla bugün de süren tutkulu yolculuğu 12 yıl önce başlar. Akordeon çalıyor olmasının tangoyla buluşmasında önemli bir rol oynadığını ifade eden Aydınoğlu, Hollanda’da akademik tango eğitimi veren Codarts’da bir yıl tango eğitimi alır.

Ardından klasik tangonun ana vatanı sayılan Arjantin’e, Buenos Aires’e gider. Orada klasik ve modern tangonun ustalarıyla çalışma şansı bulur.

TangEsta’nın üyeleri Cenk, Ortaç, Aydın ve Baturay, Açık Radyo’da.

Ortaç Aydınoğlu, Türkiye dönüşünde bir tango grubu kurmak için kollarını sıvar. Önce konservatuvarda öğrencisi olan piyanist Baturay Yarkın’a düşüncesini açıklar. Yola çıkarlar. Tango çalmanın yegâne yolunun tango müziği eğitimi almaktan, bilineni tersine çevirmekten geçtiğine inanan Aydınoğlu’nun teşvikiyle, klasik piyano eğitimi alan Baturay Yarkın da daha sonra tango eğitimi için Codarts’ın yolunu tutar. Sonra konservatuvardan arkadaşı olan ve Hollanda’da birlikte oldukları kontrabasçı Aydın Balpınar gruba katılır. Geçen sürede gruba çeşitli sanatçılar dâhil olurlar. Keman sanatçısı Cenk Atasoy’la birlikte grup bugünkü son halini alır. Kuruluş günlerinde bir müzisyenin başına gelebilecek en büyük felaket Ortaç Aydınoğlu’nu da gelir bulur: Kolunu kırar ama alçılı kolu bandoneon çalmasına engel olamaz. Geçen 12 yılda çeşitli tango projeleri içerisinde yer alan Aydınoğlu’nun 6 yıl önce başlattığı TangEsta projesi, tango müziğine ve ülkemize özel her türlü zorluğa ve olanaksızlığa rağmen bugün de yoluna devam ediyor.

Ortaç Aydınoğlu’nu, 2003’de iki yıl süreyle çalıştırdığı Ruhi Su Dostlar Korosu’nda korist olarak yer aldığım günlerde tanıdım. 2015’de askerlik görevi nedeniyle aramızdan ayrılmıştı. Sonrasında onun tango macerasını bilmekle beraber, grubu TangEsta’yı (dolayısıyla bir tango grubunu da) ilk kez bu yıl şubat ayında canlı olarak dinleme şansını buldum. Konser performansları mükemmeldi. Konser, yorumladıkları tangolar hakkında küçük bilgiler vererek, dinleyicilerin şarkının ruhunu anlamalarını da kolaylaştıran bir atölye çalışması gibiydi. TangEsta üyeleri sahnede izleyiciden daha çok kendileri için çalıyorlardı adeta. Konserin tadı hala damağımda…

Tango müziği, uzun yıllar halk şarkıları kadar ilgimi çeken bir müzik türü olmamakla birlikte, çocukluk günlerimin TRT radyolarından dinlediğim melankolik Türkçe tangolardan aşina olduğum bir müzikti. Sonra birçoğumuz gibi Astor Piazola’nın tangolarıyla tanıştım. Geçen yıllarda da en son Carlos Gardel ismini repertuvarıma ekledim.

Uzun yıllar benim için hafif bir müzikti tango. Ortaç Aydınoğlu’nun deyimiyle “ Aslında tango hafif bir müzikti ama hiç de hafife alınacak bir müzik değildi!” Tangonun 150 küsur yıllık tarihine gömülünce tangonun ve tango kültürünün hiç de hafife alınamayacağını gördüm. Yani tango yüksek sosyetenin hayatına, dans salonlarına girmeden çok önceleri, 1865-1880 yılları arasında Arjantin- Buenos Aires’de ve hemen aynı çatalda yer alan Uruguay- Montevideo’da ilk kez ortaya çıkıyor. Arjantin o yıllarda ticarette, tarımda ve sanayide atılımlar yapan, büyük ekonomik zenginliklerin ortaya çıktığı bir ülke. Bu zenginlik kısa sürede Avrupa’dan büyük işçi göçlerini de beraberinde getiriyor. Fransa’dan, İspanya’dan, Portekiz’den, İtalya’dan ve diğer bazı Avrupa ülkelerinden gemilerle Buenos Aires limanına büyük işçi kitleleri akıyor. Ailelerini geride bırakıp gemilerle umuda doğru yola çıkan bu insanlar için buralar hemen bir cennet olmuyor; hiç bilmedikleri yabancı topraklarda, ekonomik ve sosyal birçok problemler, hayal kırıklıkları yaşıyorlar.

Gün boyu oldukça zor işlerde, düşük ücretlerle çalışan işçiler için akşamları liman kentinin varoşlarında yer alan salaş eğlence mekânları, genelevler birer sığınak oluyor. İlk tango grupları da buralarda ortaya çıkıyor. Avrupalı ve Afrikalı göçmenlerle kıtaya ulaşan farklı müzikal renklerin yerel müziklerle etkileşimi tangonun da zamanla ana rengini belirliyor.

1900’lerin başlarında Pire limanının yoksul emekçi semtlerinde ortaya çıkan ve Anadolu’dan gelen göçlerle harmanlanan Rebetiko kültürü ve müziği bu anlamda bana tango kültürü ve müziğinin doğuş koşullarını anımsatıyor. Benzer sosyal ve ekonomik koşullarda ortaya çıkan bu iki kültür de bir maço kültürün izlerini taşıyor. Tango ve Rebetiko sadece müzik ve danstan ibaret birer tanım değil, sert, erkek egemen bir yaşam formunun, bir alt kültürün de tanımları aynı zamanda. Zaman zaman her iki müzik muhalif bir işlev de görüyor. Yunanistan’da ve Arjantin’de diktatörlük dönemlerinde bu iki müzik ve kültürü yer altına inmek zorunda kalıyor… Tangonun görkemli hikâyesi bir gazete yazısına sığdırılamayacak kadar uzun bir hikâye…

Kısaca bandoneondan bahsedip TangEsta’ya dönmek istiyorum: Bandoneon Avrupa kökenli bir çalgı. Bir Alman icadı. Almanya’nın taşrasında, kilise orgunun olmadığı yerlerde kullanmak amacıyla üretilmiş körüklü çalgılar ailesine ait bir çalgı. Çalınmasının zorluğunun bu çalgının Avrupa’da yayılmasına engel olduğu rivayet ediliyor. Neden zor? Akordeondaki klavye yerine çok sayıda düğme var ve bu düğmelerin her biri körük çekilirken ve itilirken ayrı ayrı notalara karşılık gelen farklı sesler çıkarıyorlar. Hoş bir de her iki körük hareketinde de tuşların aynı sesleri çıkardığı Fransız stili bir tür daha varmış ama… Buenos Aires’e göç eden Alman işçilerle Yeni Dünya’ya ayak basan bandoneon burada tango müziğiyle yeniden yaşam buluyor ve aynı zamanda tango müziğine de yaşam veriyor. Gitar, keman ve flütün başlangıçtaki hâkimiyetine son verip kısa sürede tango gruplarının temel çalgısı oluyor.

On yıllar içerisinde dünyanın birçok yerinde, birçok tango stili ortaya çıkıyor ama klasik tango bugün bütün dünyada Arjantin Tangosu tanımıyla anılıyor. TangEsta da Arjantin Tangosu’nun ülkemizdeki en iyi temsilcilerinden birisi olmaya aday genç bir grup. Repertuvarlarında D’arienzo, Di Sarli, Troilo, Pugliese, D’angelis gibi Arjantin Tangosu’nun ustalarının yapıtlarına yer veren TangEsta’nın, geçen yıl yayımlanan Tangueros De Estambul- İstanbul Tangocuları albümünü müzik marketlerde ve dijital platformlardan edinmek mümkün.

Arjantin Tangosu’nun evrensel sesini iyi bir yorumla İstanbul’dan dünyaya duyurmayı ve zaman içerisinde Türkçe tangoları da yeniden yorumlamayı amaçlayan TangEsta’nın hak ettiği ilgiyi göreceğine eminim.

TangEsta’yı https://www.facebook.com/Tangesta/ adresinden takip edebilirsiniz.

Bu hafta Açık Radyo’da TangEsta grubunun üyeleri konuğum oldular. Tango müziğinden, grubun kuruluş hikâyesinden söz edip, albümlerinden tangolar dinlettik. Sohbeti tamamlayamadık ve en kısa sürede bir kez daha tango müziğini konuşmak üzere Açık Radyo’da buluşmaya karar verdik.

Kaynak: Tango Böyle Bir Şey!- Yeşim Narter- Ayrıntı

 

Ercüment Gürçay