‘Geleceğin Trakya’sında devasa termik santraller ile iç içe bir şehir yaşamı bizi bekliyor’

1970’lİ yılların başında İstanbul’daki sanayinin Trakya’ya taşınmaya başlamasıyla insan eliyle yaratılan çevre kirliliği bugün çok ciddi boyutlara ulaştı. Çevre kirliliğinin boyutları termik santrallerin de bölgede yer etmesi ile doğa tahribatını önüne geçilemez bir seviyeye getirdi.

Termiksiz Gelecek projesinin koordinatörü Afşin Altuntaş, Tekirdağ Tabip Odası, Sağlık ve Çevre Birliği – HEAL (Health and Enviroment Alliance), Greenpeace ve Yuva Derneği tarafından gerçekleştirilen “Trakya Termik Santral Tehdidi Altında” konulu basın açıklaması sırasında Yeşil Gazete için Trakya Platformu üyeleri ile bölgedeki termik santral mücadelesinin geldiği noktaya dair kapsamlı bir röportaj gerçekleştirdi.

Altuntaş’ın Trakya Platformu’ndan Murat Sevgi, Dr. Gamze Varol ve Dr. Atilla Saraçoğlu ile gerçekleştirdiği röportajı paylaşıyoruz

***

‘Her Organize Sanayi Bölgesi için ayrı bir termik santral açılması hedefleniyor’

Afşin Altuntaş: Murat Bey merhaba. Okuyucularımız için biraz kendinizi tanıtabilir misiniz bize?

Murat Sevgi: Adım Murat Sevgi, Trakya Platformu Yürütme Kurulu üyesiyim ayrıca Park Olsun Platformu sözcüsüyüm.

Trakya Platformu Yürütme Kurulu üyesi ve Park Olsun Platformu sözcüsü Murat Sevgi

Trakya Platformu olarak bölgedeki çevre mücadelesinde hukuksal ve bilimsel alt yapılar ile desteklenmiş bir kitlesel hareketi organize ediyoruz. Park Olsun mücadelesinde ise bir kentsel tasarım mücadelesi içerisindeyiz. İmar planlarında kent alanlarında yapılması gereken yeşil alanların güvencesi olmaya çalışıyoruz. Birer yağ lekesi gibi büyüyen kentlerin içerisinde göz ardı edilen yeşil alanların planların içerisine dahil edilmesinin peşindeyiz.

Afşin Altuntaş: Trakya’da 3 tane yeni büyük termik santral yapılması planlanıyor fakat Trakya termik santrallere yabancı değil. Düşük kapasiteli görülen termik santraller halli hazırda şirketlerin kendi tüketimini karşılamak için çalıştırılıyor. Bu konuda okuyucularımızı bilgilendirebilir misiniz?

Murat Sevgi: Şimdi fosil yakıtların tüketilmesi konusunda Trakya sabıkalı bir şehir. Bu sabıkanın birinci nedeni bölgemizde kurulu olan sanayi tesislerinin enerji ihtiyacı, ikinci nedeni ise kentlerin lokal ısınma ihtiyaçları ve enerji ihtiyacının giderilmesi amacıyla makul karşılanabilecekmiş gibi görünmesi.

Petrokok ve motorin kullanan kendi ihtiyacı olan ısıyı ve elektriği üreten küçük şirketler var. Tekstil, deri, kağıt fabrikaları var. Bunların tek başına kullandığı enerji yakıt tüketimi bakımından düşünüldüğünde tek başına çok fazla bir anlam ifade etmeyebilir. Bölge içerisinde yüzlerce fabrikanın aynı anda aynı tüketimi bir arada yapması kümülatif anlamda büyük bir yakıt sarfiyatı oluşturuyor ve bu sarfiyat noktasal bir termik santral tüketiminin bazen belki üstüne çıkıyor olabilir.

Bunun dışında bölgemizde tesislere ihtiyaç duydukları enerjiyi satmayı potansiyel iş olarak gören şirketler termik santral projeleri ile giriyorlar. Ayrıca büyük bazı entegre tesislerin kendi enerji ihtiyaçlarını karşılamak için fosil yakıtları tüketen enerji tesisleri kurma planları var. Bunlarla ilgili en büyüklerinden biri Ulaş’ta Modern Enerji bir kağıt tesisi için kullanacağı buharı üretmeyi amaçlayarak başladığı enerji tesisinde Trakya’nın en büyük kömür tüketicisi haline geldi.

Bu tesisin kömürünün, suyunun, külünün, atığının bölgeye vereceği zararlar ayrı ayrı düşünüldüğünde sadece bu tesis bile çok büyük bir risk iken hemen batı yönünde Kırklareli ilçesinin sınırında Zorlu Enerji’nin yapmayı planladığı 2015 yılında ÇED dosyaları yayınlanan enerji tesisi Büyükkarıştıran’da ve hemen kuzeyinde Kaplan Demir Çelik tarafından yapılmak istenen enerji tesisi Misinli köyünde. Bu tesisler bir araya geldikleri zaman yaklaşık 3-4 kilometrelik bir alan içerisinde çok büyük bir fosil yakıt tüketimi oluşturacaklar.

1994 yılında yapılmış enerji master planında bile termik santraller planlanmışken. 2002 yılında yenilenen enerji master planına göre Trakya bölgesinde E 5 üzerinde yapılması planlanan enerji bölgeleri var. Bunun dışında 2008 yılında 1/100.000’lik planlar haricinde bir çalışma yapıldı. Önce İstanbul Organize Sanayi Bölgeleri  sonra Organize Sanayi Bölgeleri oluşturuldu. Bu “OSB”lerin strateji planlarında her bir “OSB” için enerji üretiminin yapılacağı tesisler planlanıyor bu tesislerin inşa edilmesi durumunda bölgemizdeki bütün fabrikalar öbekler halinde “OSB”ye dönüştürüldüğü için mesela Çorlu Çerkezköy ve Lüleburgaz’ın çevresinde çok sayıda “OSB” var.

Bu her OSB’de termik santral hedefi demek. Bu bölgede şöyle bir çıkmaza giriliyor. Hem “OSB”leri sanayiyi hem kentleşmeyi hem kömür santrallerini hem tarımı hem doğayı bir arada iç içe görmek imkansız. Biri diğerini eritir ve eriyecek olanda genelde doğa ve insandır. Yani kentleşme yüzünden sanayinin eriyeceğini kimse söyleyemez.

Şu an iç içe bir karmaşa içerisinde yaşıyoruz. Hem de şöyle bir durum daha var. Yüz binlik planlara göre Trakya bölgesinde Çorlu, Çerkezköy.Lüleburgaz, Ergene, Muratlı ilçesi gibi ilçeler önümüzdeki 10 ve 5 yıllık planlarda yaklaşık bugün için 2 milyon olan Trakya nüfusu ilk planlara göre 5 milyona genişletilecekti. Bu planlama çalışmasının üzerinden de çok zaman geçti. Sonra başka çalışmalarda yapıldı ve şu anda daha güncel yüksek sayılardan da söz ediliyor.

Şimdi 2,5 kat büyüyecek Trakya’da 300-400 bin kişinin yaşadığı Çorlu 1 milyona doğru koşması beklenirken Çorlu’nun Ergene’nin Çerkezköy’ün Lüleburgaz’ın hemen yanında Kapaklı’da böylesine dev tesisler yapmak kentsel büyüme alanlarının içine termik santrallerin yerleşmesi olur. Yani şehir meydanlarına termik santral koyacağımızı düşünebilirsiniz.  Mesela Ulaş’ta yapılan termik santralin hemen güneyinde Kırkgöz Köyü, hemen kuzeyinde Ulaş köyü var. Bu iki köyün yüz binlik planlara göre bir kentleşme alanına dönüşmesi halinde bu termik santralin kurulacağı yer kentin meydanı olacaktır. Şehir içinde devasa termik santraller ile dolu bir gelecek bekliyor bizi.

Afşin Altuntaş:Bu büyük kapasiteli termik santralleri çalıştırabilmek için devasa su kaynakları gerekecek. Trakya’nın yer altı suları ne durumda bunu kaldırabilir mi Trakya ?

Murat Sevgi: Ergene Havzasının 1/100.000lik planlarında kuyu açılmasıyla ilgili yasak var. Kuyu açılma yasağına rağmen endüstriyel amaçlı olarak OSB bölgeleri içerisinde kuyu açmaya yönelik girişimlerin olduğunu da biliyoruz.  Bunun bir suç oluşturduğu da ortada Bu gibi yasal bir çerçeve mevcutken. Bu bölgelerde su ile çalışması öngörülen tesislere onay veren kurumlar suç işliyorlardır. Bu bilinmeli.

Ergene Nehri

Ayrıca günümüzde 2 milyon nüfusa sahip Trakya’nın, 5 milyon olacağı planlanırken 300 bin 400 bin nüfuslara sahip kentler 15 yıl 20 yıl içerisinde 1 milyon 1,5 milyon nüfuslara çıkması hedeflenirken. Bu şehirlerin hemen diplerine yapılacak endüstri, sanayileşme ve tarım içe içe bir çıkmaza gidiyor. Bu çıkmazın içine 30-40 yıl ekonomik ömrü olan termik santralleri 20 yıl sonrasının milyonluk kentlerinin ortasında planlamak bir çelişkidir. Bu bir planlama çelişkisidir.

Sonuca gelirsek. Bölgenin merkezi tekelden ve her şartı düşünerek entegre şekilde planlanmış bir revizyon planına radikal bir revizyon planına ihtiyaç var. Biz bunu beklerken birkaç yıl önce kömürü sistemin dışına çıkardılar. Trakya’nın 1/100.000’lik çevre düzenleme planlarında 18 sektör yasaklıydı bu 18 sektör arasında kömür de vardı. Bir süre önce kömür bu yasak listesinden çıkarıldı. Bu termik santraller ile ilgili engelleyici en büyük dayanağımız buydu. Bunu kaldırmakla Trakya’nın geleceğine yapılmış en büyük saldırı yapılmış oldu.

Önümüzdeki günlerde yapılması planlanan Marmara kıyısındaki petro kimya tesisi de gündeme geldi. Artık çeşitli kurumlardan görüş istemeye başlamışlar. Böyle bir şeyin yapılması bundan 30-40 yıl önceki İzmit Körfezi kirliliğine benzer bir kirliliğin Trakya’da yaşanması anlamına gelir. 

Ergene Nehrindeki kirliliği Marmara Denizi derinliklerine deşarj edecekler

Murat Sevgi: 2011 yılında Karamusul’ da Trakya’da şimdiye kadar yapılmış en büyük kitlesel eylem ile “Ergene Hayat’a dönsün” demiştik. Bu eylem sonrasında hemen 1 ay sonra o zaman ki adıyla Çevre ve Orman Bakanlığı bir şafak harekatı adıyla bir plan gündeme getirdi. Bu planla ergene nehrinin temizlenmesi ve kirliliğe çözüm bulunmasını hedeflediklerini iddia ettiler. Şu ana kadar bunun ihale inşaat süreçleri yaşandı son aşamaya gelindiğinde Ergene derin deşarjı Lüleburgaz’dan Çorlu’ya Çerkezköy’den Çorlu’ya iki hat üzerinden Çorlu’ya gelecek olan atığı Çorlu’dan Yenice Mahallesinin yakınlarında bir yerden Marmara Denizi’nin derinliklerine boru hattı üzerinden deşarj edilmesini planlayan bir projeden oluşuyor.

Bu projede derin deşarj projesindeki en önemli sorunlardan bir tanesi atıkların arıtılmadan denize boca edilmesi riski. Zaten tuzu ağır metalleri arıtamadıkları proje dosyasında geçiyor bunları Marmara’ya boca edecekler. OSB’lerde çorba gibi toplanan karışık atıkların hiçbir şekilde arıtılması mümkün olmayacak. En basit çevre prosesini öğrenen lise öğrencisi bile bunu fark edebilir. Lise iki, lise üçte çocuklara anlatılan bilgiler ile bile bu anlaşılabilir.

Trakya’nın çevre sorunlarında yetkililerin duyarlılıklarını sağlamanın tek yolu halkın duyarlı olmasından geçiyor. Halk ve stklar bir şekilde seslerini duyuramadıkları, bir araya gelemedikleri sürece yetkililerden bir çözüm beklemenin anlamı yok.

O yüzden diyoruz ki mücadele eden kurumlara, çevre derneklerine ve meslek odalarına el ele veren sivil topluma halkımız da destek olsun.

‘Çevresel Etki Değerlendirmesinin yanında Sağlık Etki Değerlendirmesi mutlaka yapılmalı’

Afşin Altuntaş: Murat Sevgi bu termik santral yapımı planlanan bölgelerde 15 yıl gibi kısa bir süre içinde nüfusun 2,5 kat arttırılmasının planlandığını belirtti. Bu santrallerin halk sağlığı üzerine ne gibi etkileri olur?

Dr. Gamze Varol: Dünya Sağlık Örgütü standartlarına göre zaten kentlerin havası kirli. Temel ölçümlerde partikül madde ve kükürt dioksit oranı çok yüksek çıkıyor. Bu kadar kirlilik varken bu şehirler planlanırken havalanması, binaların yerleşimi, rüzgarın yönü vs. sanayinin yeri planlanmamışken yine bir plansız gelişmeden bahsediyoruz.Bir toz zerresi kadar kirliliği bile artık kaldıramayacak bu çevre hem büyümeyi hem de termik santralleri kaldıramayacak.

Dr. Gamze Varol

Aynısını Bursa’da görüyoruz. Bursa’da yaşanan şey budur. Bursa merkezde çok yoğun bir hava kirliliği gözlemleniyor. Bursa merkezde çimento fabrikaları ve DOSAB ile ilgili yürütülen faaliyetlere karşı vatandaşlar çok mücadele etmiştir. Temel kazanım argümanlarından biri de Bursa’nın havası zaten kirlidir buraya kurulacak bir termik santrali daha kirli bir havanın solunmasına sebep olacak. Bu zaten kabul edilemez hava kirliliğinin çok ciddi sağlık sorunlarına sebep olduğunu biliyoruz.

Afşin Altuntaş: Bize biraz bu sağlık sorunlarından bahsedebilir misiniz?

Dr. Gamze Varol: Hava kirliliği dediğimizde havanın içinde atmosferik oranlarda bulunması gereken doğal maddelerin dışında bir takım maddelerin işte biyolojik fiziksel kimyasal nükleer ajanlar ile kirlenmesi kontamine olması. Biz ikiye ayırıyoruz iç ortam ve dış ortam kirliliği diye.

Dünya Sağlık Örgütü dış ortam hava kirliliğini anlatırken diyor ki grup 1 kanserojen yani dış ortamda hava kirliliği varsa insanlar kanser olabilirler. Akciğer kanserinin sebeplerinden biri hava kirliliğidir diyor. Ayrıca mesane kanserine sebep olduğu yönünde de ciddi kanıtlar var. Bu en önemli şeylerden bir tanesi. Ayrıca felçler, kardiyovasküler hastalıklar, akciğer kanserleri gibi hastalıklarda ortaya çıkan ölümlerin %25 %30 unun sebebinin dış saha hava kirliliğine bağlanıyor.

Afşin Altuntaş: Etkinlikte Edirne ile alakalı katıldığınız yeni bir tezden çok ilginç bilgiler paylaştınız bizimle. Edirne bir sanayi şehri değilken sizce Edirne’de havada arsenik, krom ve nikele rastlanmasının sebebi ne olabilir?

Dr. Gamze Varol: Evet bu çok yeni bir tez. Çalışmayı yapan arkadaşlarımızın tezin bulgularını duyurmaları daha doğru olur ama şöyle bir cevap verebilirim.

Partikül 2,5 ölçemiyoruz. Asıl zarar veren bunlar. Bu partikül maddelerin içinde ne olduğuna bakmak lazım. Bugüne kadar Türkiye’de partikül maddelerin içinde ne var ayrıntılı şekilde incelenmemiş. Bu maddeler havada seyahat ederken başka zehirli maddeler ile birleşirler.

Dün izlediğim tezde partikül maddenin içine bakıldığında aslında havada olmaması gereken grup 1 kanserojen olarak tanımlanan bir takım ağır metallerin olduğunu gördük arsenik, nikel, krom gibi. Bunların hepsi grup 1 kanserojen. Bunlar kesin kansere sebep olur.

Arsenik için akciğer kanserine ek cilt kanseri de yapar deniyor. Bunlar gerçek bilgiler. Zaten dış ortam hava kirliliğinin çok ciddi akut ve kronik etkileri var. Akut gözlerde yaşarma, solunum yollarında yanma, kulak burun boğazda tahriş gibi. Ya da altta yatan bir kronik hastalık varsa astım, kronik bronşit gibi KOAH gibi bunları ağırlaştırıyor. Hastaneye başvuruları ve yatış sürelerini arttırıyor, iş gücü kaybına sebep oluyor. Ama hiçbir şey olmasa bile kükürt dioksitin fazla olduğu dönemlerde siz kendinizi kötü hissediyorsunuz. Ozon fazla olduğunda astıma sebep olduğuna dair bilimsel kanıtlar var.

Ama bunların dışında partikül madde dediğimiz şey içinde çok sayıda kanserojeni barındırabilir. Bunlardan bir tanesine maruz kalmak bile kanser nedeniyken bunlardan birden fazlasına maruz kalmamız mümkün ve ne kadar miktar maruz kaldığımızı bilmeden maruz kalıyoruz. Bu çok tehlikeli bir şey bunun nedenine gelince bilmiyoruz araştıracağız.

Sanıyorum asıl yapılması gereken bu tür akademik çalışmaların önünün açılması gerekiyor. Bu partikül maddeler ne içeriyor? Olması gereken şeylerden fazlası varsa kaynağı nedir? Biz ne yapabiliriz? Akademi ve bilim dünyasına düşen esas görev bunları tanımlayıp ortaya çıkarmak. Bunların ciddi sağlık sorunlarına yol açtığı zaten bilimsel olarak kanıtlanmış ama biz bugüne kadar bunları soluduğumuzu bilmiyorduk.

Termik santral projeleri için ÇED yeterli değil. Kümülatif ÇED ve SED (Sağlık Etki Değerlendirme) mutlaka yapılmalı ve mevzuatta yeri olmalı. İç mevzuatta kükürt dioksit ve partikül madde 2,5 gibi kirlilik indikatörlerinin limitleri hızla Dünya Sağlık örgütü limit değerlerine uygun hale getirilmeli.

 ‘İşçiler için de çevre bilincinin oluşturulması gerekiyor’

Afşin Altuntaş: Atilla Bey siz fabrikalarda iş yeri hekimi olarak çalışıyorsunuz. Kirliliğin önemli bir kaynağı olan işletmelerde mutlaka gözlemleriniz olmuştur. Bize biraz bu gözlemlerden bahsedip önerilerinizi paylaşabilir misiniz?

Dr. Atilla Saraçoğlu: Ben bu şehirde yaşayan bir doktor olarak. Sanayi şehrinde fabrikalarda iş yeri hekimi olarak çalışmaktayım. Fabrikalarımızda çevreye zararlı kirli atıklar üretiyoruz.

Dr. Atilla Saraçoğlu

Biz iş yeri hekimleri olarak şuna bakıyoruz işçinin insanın sağlığına olan etkilerine bakıyoruz ama çevreye verdiğimiz zararı göz önüne almıyoruz. İşçilere korunmaları ile ilgili maskeleri, içeride havanın temiz olması için gereken ortamı ve havalandırmayı sağlıyoruz ama bu hava dışarıya çıktığı zaman çevreye verdiği zararı pek de tartışamıyoruz. İşçilerimizde de bu bilinç yok.

Aslında sorunun özünde bu yatıyor. İşçiler için de bu mühendislik hizmetlerinin sağlanması ve çevre bilincinin oluşması gerekiyor.

Belki çevremiz burada yaşayan halkların çoğu da asgari ücretle çalışan bu insanların çevre bilincini nasıl oluşturacağımızı düşünmeli ve bir çözüm bulmalıyız diye düşünüyorum.

 

Trakya termik santral tehdidi altında

 

Röportaj: Afşin Altuntaş  / twitter.com/termiksiz /facebook.com/TermiksizGelecek/

(Yeşil Gazete)