Sular özelleştirilerek şirketlere devrediliyor – Göknur Yumuşak

Sularda tohumlar ve hava gibi yaşamsal maddelerdir. İnsanlık var olduğundan beri  yaşamın sürekliliğini sağlamışlardır. Bu yüzden stratejik öneme sahiptirler. Bu çok önemlidir.

Gelecekte su ve tohum savaşlarının yaşanacağı öngörüsünün gerçekleşme olasılığı çok yüksektir. İşte buradan hareketle bu savaşlarda lazım olacak silahlar su ve tohum olduğu için çok uluslu dev şirketler bu iki madde üzerinde hegemonya kuruyor.

Çok uluslu şirketler buradan doğru politikalar belirliyorlar ve ülkeler de onların işlerinin kolaylaştırıyor. Zaten genel anlamda bu şirketlerin politikaları çiftçiliği ve dolayısıyla köylülüğü bitirerek yığınları kentlere göç ettirmek ve onları doyurmaktır. Afrika’da bu politikalar tamamen hayata geçmiştir.

Sular üzerinde hegemonya kurmakta bu politikalarının  bir parçasıdır.

Türkiye’de doğduğumuz  ve Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olduğumuz için ülkemizdeki bütün kaynakları kullanmak ve yönetmek bizim en doğal insan hakkımızdır. Dolayısıyla sularımızın tamamen çok uluslu şirketlerin eline geçmesine ve onların sular üzerinde her türlü hak sahibi olmasına olanak sağlayan ve “TBMM Tarım Orman ve Köy İşleri Komisyonu’ndan geçen 1. 5. ve 6. Maddeler yasallaşmamalıdır.

Sulama birliklerinin baskısıyla bu konu şu anda beklemede. Ama ne zaman görüşülüp yasallaşacağı belli olmaz. Bu kanun tasarısı asla yasallaşmamalı. Zira bunun geri dönüşü yoktur. Çünkü şirket parasını ödeyip çok yıllığına kiraladığı  suyu ve su kullanım hakkını kimseye geri vermez. Yasal olarak geri almaya da hakkımız yoktur zaten.

Suların tamamen şirketlerin  eline geçmesi ülkemizdeki insanların yaşamlarına da bir tehdit. Çünkü susuz bir yaşam mümkün değil.

Bu tasarıdaki değişiklikler  şu sonuçları doğuruyor.

  • Tasarının 1. Maddesinin kabul edilmesiyle barajlar göletler, ve su kanallarının etrafına ve üzerine güneş enerjisi sistemlerinin kurulması için kamu arazilerinin enerji firmalarına kiralanması ve bu sistemlerin ilgili firmalarca işletilmesi mümkün hale getiriliyor. Enerji firmalarına enerji üzerinden yeni rant alanları yaratılması ve kamuya ait arazilerin ilgili firmalarca kiralanması asla kabul edilemez. Bu bütün su kaynaklarımızın elimizden geri dönüşüşüz alınmasıdır.
  • Tasarının Komisyonda kabul edilen 5. Maddesiyle 6200 sayılı DSİ Müdürlüğü Teşkilat ve Görevleri Hakkındaki Kanunun 28. Maddesinde yapılan değişiklikle tarla içi sulama hizmeti almak isteyen gerçek ya da tüzel kişilere sulama tesisinin sağladığı hizmetlerden yaralanabilmesi için “ sulama tesisinden yaralanma sözleşmesi “ imzalanması zorunluluğu getirilmiştir. Sulama tesislerinin özel şirketlerce işletilmesi durumunda çiftçiler bu sözleşmeyi sulama tesisini işletme yetkisini alan şirketle imzalayacaklardır.

Bu uygulama çiftçiliği ve köylülüğü tamamen bitirir. Zaten dünyada ki genel politika gereği amaçlanan da budur. Üretim olmasın, yığınlar kentlere göçsün ve çok uluslu şirketler onları doyursun.

Bu durum çiftçilerin kendi iradeleriyle sulama yapma olanağının ortadan kaldırıp kar amaçlı bir ticari yapıya dönüştüğü için çok tehlikelidir. Örneğin çok sıcak geçen yaz aylarında sular şirketler tarafından az verildiğinde ürünler kuruyabilir ve çiftçiler çok zarar edebilirler bu da köylülüğü bitirme politikalarının hayata geçmesi sağlar..  Oysa çiftçi kendi deneyimleri doğrultusunda sulama yaparsa verimlilik artar. Asıl önemlisi  bu uygulamayla girdiler artar. Zaten dar boğazda olan çiftçiye büyük bir darbe vurmaktır bu düzenleme. Bu da çok uluslu şirketlerin politikalarına hizmet etmektir. Zaten yıllardır aynı taktikle yani köylüler zarar ettirilerek çiftçilik bitirilmiş ve köylüler topraklarını  şirketlere satmak zorunda kalmıştır. Topraklar şirketler tarafından büyük oranda toplanmıştır. Bu çok önemli bir sosyolojik sorundur. Çünkü yığınların kentlere göç etmesi  çok önemli bir sorunlar doğurur. Bu sadece kapitalizme hizmet eder. Hiç bir köylü kesimin refah düzeyini artırmaz. Kimseyi mutlu etmez.

Böyle bir düzenleme örneğin şirketlerin sulara sayaç takma işi  ilk etapta suların tasarruflu kullanılacağı algısını yaratabilir toplumda. Oysa sularımızı şirketlere teslim etmek yerine  daha verimli kullanılmasını sağlayacak bir dizi çalışma yapabilir Tarım Bakanlığı. Örneğin damlama sistemini bütün çiftçilere bedava kurmak, çiftçilere “sulama ustası  “eğitimi vermek gibi vb. bir çok çalışma yapılabilir. Bunun için bakanlıkta yeterli  teknik eleman ve bütçe olduğunu düşünüyorum.

Sulama yapabilmek için şirketlerle sözleşme zorunluluğu getiriliyor. Bu dayatmanın  çiftçilerin zararına şirketlerin ise yararına olduğu gün gibi ortadadır..  Zaten tarımsal alanlarda  ilaçlama  vb. gibi bütün tarımsal üretim sürecinde çiftçilerle sözleşme zorunluluğu getirilmektedir. En son sulama konusunda da yine şirket sözleşmeleri dayatılmaktadır.

Gerçek anlamda çiftçiliği ve Köylülüğü bitirecek olan ve uluslararası şirketlerin politikalara hizmet eden bu dayatmalardan vazgeçilmelidir. Çünkü bizim ülkemizde bizim karnımızı doyuracak kadar üretim yapabileceğimiz toprağımız ve suyumuz ve çiftçimiz vardır.

  • Tasarının komisyonda kabul edilen 6. Maddesi ile 6200 sayılı DSİ Müdürlüğü Teşkilatı ve Görevleri Hakkındaki Kanun’un 32. Maddesinde yapılan değişiklik ile sulama birliklerinin ; işletme bakım ve yönetiminin özel şirketlere devredilmesinin önü açılmaktadır.

Ayrıca su kaynaklarını ele geçiren özel şirketlere hiçbir sınırlama getirmeksizin ücret belirleme ve belirlenen ücreti istediği zaman tahsil etme yetkisi verilmektedir. Özel şirketler sulama hizmetlerini ticarileştirecek ve karlarını artırmak hedefleri olacaktır. Bu durumda çiftçiler sulama sularını çok yüksek fiyatla kullanmak zorunda kalacaklar. Zaten can çekişen çiftçilik ve dolayısıyla köylülük tamamen bitecektir. Amaç budur özünde. Yani çok uluslu dev canavar şirketlerin politikaları ülkemizde de tamamen hayata geçmiş olacaktır.

Zaten bir çok tarım toprakları hakkındaki düzenlemeyle şirketlerin toprakları satıl alması çok kolaylaştırıldı. Yani köylerdeki toprakları şirketler bir bir topluyorlar. Dünyamızda ki her türlü canlı yaşamının temel kaynağı suları da alırlarsa artık yaşamımıza ipotek altına  koymuş olurlar. Bizler yaşamak için hegemonya kuran şirketlere bağımlı olmak zorunda kalırız mecburen. Bunun başka bir mümkünü yoktur.

Henüz topraklarımızın . tohumlarımızın, sularımızın tamamı çok uluslu devlerin eline  geçmedi. Henüz Afrika gibi değiliz. Ama hızla Afrika gibi olma yolunda ilerliyoruz. Fakat kurtulma şansı yüksek bir ülkeyiz yine de. Çok azda olsa yerel tohumlarımız var. Sularımızı kurtarma şansımız  var.

Bu tasarı yasallaşırsa 1 Milyon 300 bin dolayındaki çiftçinin oyuyla seçilen 378 sulama birliği kapatılacak. Bunlar DSİ tarafından şirketlere devredilebilecek.

Özel şirketler hiçbir sınırlama olmadan su bedelini ve tahsis zamanını belirleyecekler.

Görüldüğü gibi bu uygulamalar tamamen çiftçiliği köylülüğü yani üretimi bitirme politikalarıdır. Şirketlerin tam hegemonyasıdır. Bütün yaşamsal kaynaklarımız  önce ulusal sonra da uluslararası şirketlerin eline geçmesidir. Direkt olarak yaşam hakkımız elimizden alınmasıdır. Bu çok uluslu canavar şirketlerin hegemonyası altında yaşam mücadelesi vermek demektir. Bunu asla kabul edilemez.

Bizler hakkımız olan  yaşamsal kaynakları asla çok uluslu şirketlere teslim etmeyeceğiz. Bu ülke bizim bu topraklar bizim bu dünya bizim. Yaşamsal kaynaklar bizim en doğal insan hakkımız bu yüzden bu kaynakları  ihtiyaçlarımıza göre biz  yöneteceğiz biz kullanacağız. Hakkımız olan suların özelleşmesine dur diyoruz.Çok uluslu şirketlerin yaşamımızı yok edecek bizleri kendilerine tam bağımlı kılacak  politikalarına dur diyoruz.

Biz doğa ve insan dostları ülkemizi,  dünyamızı ve içinde yaşayan canlıları çok seviyoruz. Ekolojik döngüyü bozmadan barış içerisinde bir yaşam için mücadelemiz devam edecektir. Bu bizim bu döngü içerisinde ki insan olma sorumluluğumuzdur. Tüm doğa ve insan dostlarını ve sevgili doğamızı sevgiyle kucaklıyoruz…

 

Göknur Yumuşak