[8 Mart] Bir imkanın olsaydı kadınların hayatında neyi değiştirirdin?

Bugün 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü…

160 yıl öncesinin Amerika Birleşik Devletleri’ne gittiğimizde gündemde kadınlar vardı.

Onları sokağa inmeye iten sebepler ise fabrikalardaki çalışma koşulları, sendika ve işçi-işveren arasındaki ilişkileri, düşük ücretler ve uzun çalışma saatleriydi.

Çalışan kadınların insanlık dışı çalışma koşulları, eşit iş ve eşit maaş talepleri grevleri beraberinde getirdi.

ABD tarihine geçen en büyük kadın grevinin kökleri Triangle Gömlek Fabrikası’nda çalışan 150 kadının 1909 sonbaharında işlerine son verilmesine dek uzanıyordu.

Taleplerin çoğunun kabul edilmesiyle bir yıl sonra grev sona ermişti ancak 1911’de sendika karşıtı Triangle fabrikasında çıkan yangında ölen 146 kişiden 129 kadın hiç unutulmadı.

Bundan 108 yıl önce Almanya Sosyal Demokrat Partisi önderlerinden Clara Zetkin, 8 Mart’ın Dünya Kadınlar Günü olarak anılması önerisini getirdiğinde öneri oy birliğiyle kabul edildi.

Dünya Kadınlar Günü ilk kez 19 Mart 1911’de anıldı.

Tarihin 8 Mart olarak yerleşmesi ise 1921’de Moskova’da düzenlenen 3. Uluslararası Kadınlar Konferansı’nda gerçekleşti.

İlk kez Ankara’da bir bağ evinde düzenlenen toplantıyla 1921’de ülkemizde kutlanan 8 Mart, bugün taleplerini sokağa taşıyan kadınların kitleselleşen eylemleriyle daha güçlü bir güne dönüştü.

BBC Türkçe’nin paylaştığı Kadir Has Üniversitesi “Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Algısı Araştırması” 2017 sonuçları

Kadın hareketleriyle birçok başarılar elde edilmiş olsa da hala mücadele gerektiren konular var.

Türkiye İstatistik Kurumu’nun  yayımladığı Toplumsal Cinsiyet Göstergeleri Veri Setine göre, kadınların istihdamdaki oranı yüzde 28. Erkeklerde ise bu oran yüzde 65,1 seviyesinde.

Kadına yönelik şiddet, işsizlik, eğitimsizlik, duygusal ve fiziksel taciz Türkiye’de öne çıkan kadın sorunlarının başını çekiyor.

Türkiye’de erkek şiddeti nedeniyle son 1 yılda 417 kadın hayatını kaybetti.

Yeşil Gazete olarak 8 Mart’ı anarken kadınlara “Bir imkanın olsaydı kadınların hayatında neyi değiştirirdin?” sorusunu sorduk.

 

Duygu Er:

“Sanırım kadınların fizyolojisinden kıskançlık, kıyas, yalan ve asabiyet özelliklerini çıkarırdım.

Bence o zaman dünya daha güzel olabilirdi.

Kadınlar ve tüm canlılar için adaleti sağlamayı isterdim.”

Güneş Dermenci:

“Yeşil Gazete’nin aklını, kalbini ve kalemini çok sevdiğim kadın yazarlarından Merve Damcı, “Bir imkanın olsaydı kadınların hayatında neyi değiştirirdin?” sorusuna bizden 8 Mart’tan önce yanıt beklediğini yazdığında gülümseyip, zor soru dedim, zoru severiz yazdı. Buradan aradım cevabı.

Hayatı değiştirme, sevgiyle iyileştirme, kendimize yetme, inanma, hayal kurma, istediğimizi olma, özgür yaşama, bazen sadece yaşama, doğamızı doğayla anlama, koruma, var olma hakkımızı, gücümüzü, adımızı unutturmanın yolunu güçsüzlüğünün ardına sığınıp şiddetle bulan, üzerimizde her türlü baskıyı kurarak bizi yok sayan, ışığımızı çalan, yok etmek isterken kendini hep haklı çıkaran anlayışı, alışkanlığı, yargıyı, insanları değiştiririm.

Hem de her şeye, erkeklere, “erkek sisteme” rağmen hayatı değiştirme gücünü hatırlayan ve buna göre yaşayan, ilham olan kadınlarla yan yana durarak, hep birlikte…

Sorudaki imkanı defalarca yaratan kadınlar tanıyorum.

Zoru seven, bir arada ya da tek başına hem kendini, hem de başkalarını, hayatı değiştiren, güzelleştiren, gülümsemeleriyle umudu çoğaltan, yeniden yeninden başlayan kadınlar…

Var olsunlar… Var olalım.”

 

Işıl Bayraktar Thomsen:

“Bir imkanım olsaydı, kadınların zihnindeki güçsüzlük kabullenişini değiştirmek isterdim.

Kabullenişi tersine çevirip uyandığımızda ortaya çıkacak kolektif enerjinin önüne hiçbir şeyin geçemeyeceğini düşünüyorum.”

Melisa Kutluğ:

“Kadınların, hane yani ev ile arasındaki sıkı bağını; böyle olması gerekir gibi görünen algıyı değiştirirdim.

Kadınların önce kız çocukları olarak “evlerinin kızı” olma, bu sorumluluk halinden tüm ev içi emek ve bakım işlerinin tek ve doğal sorumlusu olma haline uzanan bu bağlantıyı yıkardım.

Kadının önce evinde özgürleşmesinin, kamusal alandaki özgürleşmeyi de beraberinde getireceğine inanıyorum.”

İllüstrasyon: Dilem Serbest 

Menekşe Kızıldere, Melahat Kızıldere:

Sevgili Merve bu soruyu sorduğunda annemle birlikteydim. Hemen dönüp sordum ‘Anne imkanın olsa kadınların hayatında neyi değiştirirdin?’

Hemen şunu söyledi; “Hiçbir kadının bir erkeğe muhtaç olmamasını sağlardım. Kadınlar ekonomik olarak erkeklere muhtaç bırakıldıkları için susmak zorunda kalıyor. Kadınların bağımsız olması gerek. O zaman her şey çok güzel oldurdu.”

Annemle çok farklı dönemlerde yaşadık. O daha zorlu, daha baskıcı bir dönemde yaşadı. Ben biraz da onun etkisi ile daha özgür, daha bağımsız yetiştim.

Ama maalesef bu ülke değişmedi. Hala annemle aynı şeyleri talep etmek bu ülkedeki kadınların kazanımları adına çok acı aslında.

Bence kadınların değişmeye ihtiyacı yok. İmkanları olsa zaten değişecekler.

Bir zahmet bu eşitsizliği yeniden üreten eril sistem değişsin.

Kadınların hayatında bir şey değiştirmeye imkanım olsa kadınların hayatlarındaki erkeklerin değişmesini dilerdim.

İktidarı doğal hakkı olarak gören erkeklik zehirlenmelerinin iyileşmesini ve sağlıklı bir birey olma yolunda psikolojik sağlıklarına kavuşmalarını dilerdim.

Bu 8 Mart dileğim, erkeklerin ve homofobiklerin ‘erkeklik zehirlenmesi’ ve homofobi hastalıklarından kurtulması.”

Özgecan Aşlamacı:

“Bir imkanım olsa cinsiyetçi dilin, cinsiyetçi tüm kelimelerin, kalıpların hafızalardan silinmesini sağlardım.

Çünkü kadın yerine bayan demek gibi kibarlaştırmalardan tutun da kadına cinsel şiddetle zarar verme üzerinden kullanılan küfürler, LGBTİ bireylerle ilgili hakaret içeren “şakalar”, kadının erkeğe muhtaç olduğunu anlatan söz kalıpları, “erkeklerin üstün olduğu” yanlış düşüncesini besliyor.

Bu düşünce yerleşip normalleştiğinde “kadın bana itaat etmedi” ‘gerekçesiyle’ birçok kadın öldürülüyor, tecavüze uğruyor!

Bu yüzden en çok da göz önünde olan, sözleriyle toplumsal algıyı değiştirme gücü olan siyasetçilerin veya ünlülerin cinsiyetçi söylemlerine engel olmak isterdim.”

Pınar Demircan:

“Bir insanın yaşamı boyunca 0-6 yaşları arasındaki döneminin kaderini belirler nitelikte olduğu bilimsel bir gerçek.

Kadın cinsinin istismarı, şiddete maruz kalması ya da içinde sevgi olmayan nedenlerle evlendirildiği için yaşadığı mutsuzluk dünyaya gelecek çocukların geleceği için de sevgisizlik  temelli birçok sorunun nedeni.

Bu da demek oluyor ki kadınların hayatında değiştirebileceklerimiz ne erkeklerden ne de kurulu düzenden ayrı.

Dolayısıyla ben her şeyden önce kadınların geleceklerini tesis etmekte özgür olmalarını, her tür şiddete maruz kalmalarını önleyecek ve çocuk sahibi olmuşlarsa sağlam bir psikoloji içinde çocuklarını yetiştirebilmelerini sağlayacak yasaların tesis edilmesini isterdim.

Anneler evliliğe mecbur bırakılmayacak şekilde çocuklarını tek başına yetiştirebilmeli.

Zira sonraki aşamalarda yapılabilecek tüm diğer değişiklikler, sağlam bir sevgi temelinin üstüne inşa edilemezse kısa süreli çözümlerden ibaret kalabilir.”

Sıla Özkavaf:

“İmkanım olsaydı, o kadar çok şey değiştirirdim ki…

Ama öncelikli olarak kadınların hayatından savaşı, korkuyu ve şiddeti çıkarırdım, çünkü fiziksel ve psikolojik yıkımın kadının doğasına özellikle ters olduğunu düşünüyorum.

Bazı insanların her ne kadar yaşamın her alanında kadın ve erkek eşitliğini sözde savunursa savunsun yeri geldiğinde erkek egemenliğine dayanan öğretiler ile seçim yapıyor veya davranıyor olmalarını değiştirirdim.

Bazı mesleklerin erkek işi algısıyla parsellenmesini, kadın bedenine karşı hem kadınların hem de erkeklerin algısını değiştirmek isterdim.”

Yağmur Özgür Güven:

“Çocukluklarından itibaren kadınlara sanki bir zorunlulukmuş gibi empoze edilen itaatkâr olma, çekingenlik ve sürekli kontrollü yaşama durumunu yok etmek isterdim.
Üzerimize yüklenen bu yüklerle yaşamak, biçilen rollere bürünmek zorunda değiliz.
Kadın savaşçıdır.
Kadınların ömürleri boyunca küçük bir kuş ürkekliğiyle yaşamalarını, sürekli kendilerini korumak zorunda hissetmelerine bir son vermek isterdim.”

Filiz Kerestecioğlu’nun 1987 yılında Türkiye’de kadınların ilk kitlesel yürüyüşü özelliğine sahip “Dayağa Karşı Dayanışma Yürüyüşü” için yazıp bestelediği “Kadınlar Vardır” şarkısıyla 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü anıyoruz.

 

Merve Damcı – Yeşil Gazete