Hafta SonuKültür-SanatManşet

Haydi, Siya Siyabend Murat ile dayanışmaya!

Bir kenti kent yapan, en çok sokaklarında şarkılar söyleyen, müzikler yapan müzisyenleridir. Beyoğlu bu özelliğiyle benim için her zaman İstanbul’un merkezi oldu. 1973’de ilk kez Beyoğlu’nu görmüştüm ve yıllardır hayatım bu semtin göbeğinde, çeperinde, müzikle iç içe geçti. İstiklal Caddesi, değişen kentli dokusu ve farklılaşan insan görüntüleriyle şimdilerde çoğumuz için artık istemeye istemeye gittiğimiz bir yer olsa da, bugün köşe başlarında (daha çok Arapça) şarkılar söyleyen sokak müzisyenlerine rastlamak yine de mümkün. Yarın ne olur, bilemiyorum.

Siya Siyabend, Beyoğlu sokak müzik gruplarının ilklerinden ve en bilinenlerinden birisiydi. Grubun üyelerinden Dede Murat, kardeşi Ahmet ve basçı Memduh arkadaşımdı. 1993’te tanımıştım onları. Henüz sokakta şarkı söylemeye başlamamışlardı. Sonra 1996’de Siya Siyabend’i kurdular.Grubun solisti Murat’ı da bu grupla birlikte tanıdım. Asıl adı Murat Serhasi Toktaş. Şarkılarını söyleme tarzıyla ona Bizon lakabının takıldığını söylemişlerdi. Fakat Murat, Siya Siyabend Murat olarak anılmayı tercih ediyor. Çok fazla muhabbetim olamadı ama güçlü ve buğulu sesiyle değme rock şarkıcılarına taş çıkartacak bir şarkıcı olduğunu teslim etmek gerekiyor. İlhan Erşahin’ e göre “O bizim Tom Waits’imizdi” İlk anda hırpaniliği ve gırtlak yapısıyla ben de bu benzerliği ona yakıştırmıştım. Biraz asabi-huysuz olduğu da rivayet ediliyordu. Sesindeki enerji ve yüksek adrenalin, içi ile dışının bir olması-içtenliği, çok konuşması ve hemen her konuda söyleyeceği bir şeyler olması ilk anda insanda bu duyguyu uyandırıyordu.

Siya Siyabend daha sonraları Fatih Akın’ın da dikkatini çekmişti. Akın’ın “Sound of İstanbul / Crossing The Bridge” belgeselinde Murat’ı ve arkadaşlarını görüyoruz. Murat, Almanya’da çalışan gurbetçi bir ailenin çocuğuymuş ve Fatih Akın ile tanışıklığı sıkıntılı geçen Almanya günlerinde başlamış.

Siya Siyabend müziği sadece yapan değil, müziği yaşayan bir grup. Sokak müzisyenliği onlar için bilinçli bir tercih. Onlara göre “Sokak müziği yoktur, müzik sokakta olmalıdır” Günümüzde her şeye rağmen tercih ettiği hayatı yaşamak pek de kolay bir iş değil. Bir söyleşide Murat “…Salt yaşamak solucanların harcı. Kendinizi ifade edebildiğiniz kadar yaşarsınız…” diyordu. Bir başka söyleşide “… Bunu tercih ettiğimizi anlamıyorlar ya! Yani sokaklarda bire bir insanlara kendimizi ifade etme yolunu tercih ettiğimizi anlayamıyorlar. Çünkü anlayışları şuna müsait; kaseti çıkarıyorsun abi, parayı alıyorsun, bir şekilde konserleri de koyuyorsun, ne söylersen söyle! Söylediğinin altyapısı, mahiyeti, hiçbir şeyi olmasın önemli değil. Biraz güzel bir sesin var mı, biraz da tipin kurtarıyor mu, tamam abi seni sunarız, bu insanlar da yerler…” diyordu.

Çok parlak albüm teklifleri almalarına rağmen her seferinde ana akımın dışında kalmaya çalışarak bu teklifleri geri çevirdiler. Murat, kendi müziklerini yapıp kendisi satmayı tercih ediyordu. Olabildiğince kendisini toplumdan izole edip, kapitalist sistemin kurallarına direnmeyi, popüler kültüre teslim olmamayı seçmişlerdi. Beyoğlu’da, Beşiktaş’ta, Kadıköy- Moda yokuşunda veya Üsküdar iskelesinde davudi sesiyle “Siya Siyabend cdleriiiii, kendi müziğimi kendim satıyorum” çığlığını duyup, bütün şarkıları Youtube’da olmasına rağmen “Versene bi’tane” demeden geçemeyeceğiniz bir adamdı. İçerisinde 60-70 tane şarkı, video ve fotoğraf bulunan CD’yi 20 lira gibi bir fiyata satıyordu. Hepsini tek CD’de verme nedenini de “Çevreye daha az zarar vermek!” olarak açıklıyordu. Alışveriş bitince “Siftah senden bereket haktan! Siftah senden bereket haktan!” tiratını yapıştırıveriyordu.

Onun müziklerini, doğaçlama tiratlarını birçok yerde dinledim; Beyoğlu’nun sokaklarında, irili ufaklı gece kulüplerinde, müzikhollerinde, Barışarock’da… Müziğinin kalitesiyle, sesiyle, ama en çok Gezi’de söylediği şarkıyla yüreğimde yer etmişti: “…Ruhunu arıyor ülkem, barikatlarda…”; bir de Hayyam’daki “…”hiç hiç bir şey bilmiyorlar, şu cahillere bak dünyanın sahibi onlar…” sözleriyle. Bir de Ulus Baker dinletisi var ki…

Bir de kedilerle aynı evi paylaşmasıyla gönlümü kazanmıştı.

Geçen hafta yoğun bakımda olduğu haberini Murat Beşer’in yazısıyla öğrendim. Daha önce de hastalığı zaman zaman nüksediyormuş ama bu kez iş daha da ciddiymiş. Sonra yoğun bakımdan çıktığı haberini aldık. Süreyya Paşa Hastanesi’nde C Blok, 624 numaralı odada yatıyormuş. Yolunuz oralara düşerse belki uğramak istersiniz.

Uzun süreli ve maliyetli bir tedavi süreci olacağını söylüyor arkadaşları. Bu sürede konser de yapamayacaklar. Bir destek kampanyası başlatmışlar. Grubun davulcusu Erdem’in adına açılan bir hesap var ve toplanan bütün para Gülsüm anneye verilecekmiş. Parasal destek verebilecekler için hesap numarasını da yazayım:

Akbank- Erdem Göymen- TR 5300046008820002 7351/ Yurt dışı (EURO) gönderileri için- TR340004600882036000049289

Müzisyen arkadaşları Murat’la dayanışma amacıyla 3 Mart Cumartesi akşamı Kadıköy Sahne’de bir konser düzenliyorlar. Konserde Bandista, Cenk Taner(Kesmeşeker), Adamlar, Luxus, Sena Şener, Ozan Kotra (Flört), Teneke Trampet, Yaşar Kurt, Ötekim, Demircan Demir (Kuan), Kırmızı Nazmi Akyıldız sahne alacaklar. Mekâna kurulacak bir stantta satılacak olan CD vs malzemeler dahil, gecenin geliri Murat Toktaş’ın tedavisinde kullanılacak.

Gerçek bir sanat emekçisiyle, kentin can damarlarına, İstanbul’un sokaklarına yaşam enerjisiyle hayat veren sıra dışı bu adamla, Siya Siyabend Murat’la dayanışmanın tam da zamanı. Bahar ayları geldiğinde, güneş sokakları ısıtmaya başladığında ‘Hayyam’ da yeniden sokaklarda olmalı. Sesi güzel, kafası güzel, yüreği güzel bu adam, hayat bulduğu, hayatını adadığı sokaklara yeniden çıkabilmeli, yine “kendi müziğini, kendisi satabilmeli”. Zaten yeterince eksildik ve eksiliyoruz.

 

Ercüment Gürçay

Kategori: Hafta Sonu