[Aile Boyu Hindistan] Kerala’dan sevgilerle – Işıl Bayraktar Thomsen

Umman Okyanusu’nda gecenin bir vakti balığa çıkmış derme çatma teknelerin cılız ışıkları ve balkonu çevreleyen hindistan cevizi ağaçlarının sıklığından görebildiğim tek bir yıldız eşliğinde, okuyan herkese iyi gelmesi dileğiyle bu satırları, Hindistan’ın Kerala eyaletinden yazıyorum.

Bu benim Hindistan’a ikinci gelişim. Amacım ilkiyle aynı ama sebebi değişik. İlk gelişimde vizemi alıp hiçbir plan yapmadan uçağa atlamıştım. Dımdızlak Hindistan’a ayak bastığımda sırt çantam ve bir el kamerası dışında yanımda taşıdığım kayda değer tek şey, son yedi yıldır yaşam mücadelesi vermekte olan ruhumdu. Hayatımın koca yedi yılını batı tıbbının depresyon ve yaygın anksiyete bozukluğu tabir ettiği bir kara deliğin içinde geçirmiştim. Çok mutsuzdum bile diyemiyorum, çünkü mutsuzluk dahi gıpta ettiğim bir yaşam belirtisiydi. Aynı hastalıktan muzdarip insanlar nasıl bir varoluş krizinden bahsettiğimi anlayacaklardır. Her hamlen bir kırmızı kart ve hayat yedek kulübesinde bile cezalı olduğun satılık bir maçtır. Tarifi güç bir ızdıraptır anksiyete. O yüzden aslında kimine büyük cesaret, kimine deli saçması gelen ilk ”Hindistan’da Tek Başına” hikayem, hayata karsı göndere çekilmiş bir teslimiyet bayrağından başkası değil. Boğulacaksam büyük denizde boğulayım dedim. Ve böylece geldiğim Hindistan’da içine Nepal’i de katarak beş ay geçirdim. Elimdeki kameraya başımdan geçen hemen her şeyi kaydettim. Yedi bölümlük bir belgesel serisi haline geldiğine göre, başımdan çok şey geçtiğini söylemek yanlış olmaz. Hepsi birer mücevher. Ama aralarından en güzeli yolculuğumun üçüncü haftasında, Ganj Nehri kenarında başımdan geçendi.

Bu anıda elimde kamera, Beatles’ın 1968 yılında inzivaya çekildiği cangıla doğru çekim yaparak yürüyorum. Bir yandan da ”The White Album”ü dinliyorum. Çünkü Beatles albümdeki tüm parçaları Rishikesh’de çekildiği bu inziva süresince üretmiş. Ganj Nehri kenarında cangılın içinde bir ashram -spiritüel inziva yerinde, kalmışlar. İşte ben de bu ashrama doğru yürüyorum. Ganj’in taşlarından yapılma büyükçe bir kapıdan geçip ashramdan içeri girerken, uzun boylu sarışın bir çocuk aynı kapıdan dışarı çıkıyor. Bakışıp gülüşüyor ve ayaküstü konuşuyoruz. ”Nasıldı içerisi?” diye soruyorum, ”büyüleyiciydi” diyor. Ay tutulmasının olduğu bu aynı günün akşamı, Ganj kenarında bir kafede buluşup muhabbet ediyoruz. Adının Nikolaj olduğunu öğrendiğim bu Danimarkalı çocuk, şimdi iki yaşında olan oğlum Teo’nun babası. Ve biz altı sene sonra yeniden Hindistan’dayız. Bu defa aile boyu.

Nikolaj Bayraktar Thomsen, Teo Bayraktar Thomsen ve Işıl Bayraktar Thomsen

Hindistan’a ilk gelişimden bu yana ruhum tamamen iyileşti. İşin ilginci değişen hiçbir şey yok. Ben biraz daha genişledim sadece. Ama bahsettiğim, vurdumduymazca bir genişlik değil. Nasılsa geçip gideceklerini bildiği için gri bulutları bağrına basan gökyüzünün bilgeliğine öykünerek edinmeye çalıştığım bir genişlik sözkonusu. Tam da bu yüzden yeniden Hindistan’dayım. Yerin fersah fersah dibinden gökyüzüne çıkış yolculuğumda bana rehberlik ettiği için. Bu uzun hikayeyi baştan sona yazarken, sondan başa bir yol izlemeye niyetliyim. Dolayısıyla şimdiki zamana geri dönüp, Hindistan’a bu ikinci gelişimizin öyküsüyle başlıyorum.

Danimarka’da kolektif bir çiftlikte yaşamaya başladık. İşimiz doğaya ve toprağa zarar vermeden sebze yetiştirip, bunu insanlara birinci elden teslim etmek. Bütün yaz ırgatça çalışırken, kışın hippice gezmeyi düşledik. Çünkü Danimarka’da yaz yağmurlu, bereketli, yeşil ama kış epey soğuk ve bir o kadar uzun. Toprak üç dört ay uyuyor. Işıksız, ısısız üzerinde pek bir şey bitmiyor. Oysa bu aynı dönem Güney Hindistan’da tam tersi. Bizim kış uykusuna denk gelen ocak ve mart arası dönemde, Güney Hindistan’da mevsim yaz. Uzun zamandır beklediğimiz bu denkleşme gerçekleşince vakit tamam dedik. Tası tarağı bile toplamadan harekete geçtik. Ve kısa bir plan yapıp gerisini Hindistan’a bırakarak, aşık olduğumuz paralel evrenimize Teosko’yla birlikte ışınlandık.

Toplam iki ay sürecek kalışımızda tek bir yere sabitliyiz. Kaldığımız yer Hindistan’ın on üçüncü büyük eyaleti olan Kerala’nın Varkala beldesi. Kerala’yı seçme nedenimiz aslında Hindistan’a da geliş nedenimiz. Kerala, Hindistan’in kadim alternatif tıbbı ”ayurveda”nin doğdugu yer. Ayurveda sanskritçe bir kelime. Ayur; hayat -ya da gündelik yaşam, veda; bilgi, bilgelik demek. ”Hayat ilmi” olarak tanımlayabileceğimiz ayurveda, bundan 5000 sene önce Hintli bilgelerin derin meditasyon sonucu beliren içsel görüleriyle, oluşturulmuş değil ama ortaya çıkarılmış bir ilim. Batı ilmi, gerçeği keşif yolculuğunu dışa dönük deneyler yordamıyla tesis ederken, Hintli bilgeler bu arayışı içe dönerek yapmışlar. ”Rishi” denilen bu Hintli bilgeler, ayurvedanın doğuşuna aracı olup onu sistematik bir bütün haline getirirken, temellerini ”samkhya” felsefesi üzerine atarlar. Bu yüzden ayurveda öğrenmek isteyen kişinin, kalbini ve zihnini bu felsefeye açması önerilir.

İşte ben de kalbim, zihnim ve açacak ne kadar duyum varsa apacık Varkala’dayım. Nereden başlayacağıma dair plan yapmadım. Ayurveda engin bir derya ve en iyisi kıyıdan adım atıp gelen dalgalara teslim olarak yol almak diye düşündüm. Bu yüzden ilk on günümüzü, Hindistan’ın gönderdiği uyumlanma dalgalarına ayırdık. Teosko hasta oldu. İshal ve biraz ateşle geçen ilk haftanın sonunda, eskisinden çok daha güçlü ayağa kalktı. Ben bunu doğal ve olması gereken bir süreç olarak gördüm. Sosyal medya üzerinden yamacıma dalga dalga ulaşan Türkiye’deki aşırı korumacı ebeveyn bakış açısıyla ilgili bir açıklama yapmam gerekirse; öncelikle düşüncesi için kimseyi yargılamadığımı söyleyebilirim. Çünkü Hindistan’ın bana öğrettiği en önemli şeylerden biri, sebep sonuç ilişkisini görebilmek.

Ebeveynlerin aşırı korumacı düşünceleri ardında kendi yetiştiriliş şekilleri, onları yetiştirenlerin de kendi yetiştiriş şekilleriyle uzaya uzanan bir sarmal söz konusuyken, bir insanı düşüncesi yüzünden yargılamak her şeyden önce çok eksik bir tutum. Diğer yandan, fiziksel ya da ruhsal her hastalığın, bu gereksiz korkularla yıllarca işlenmiş zihinlerden türediğini düşünüyorum. Ki bu aslında tam da beni Hindistan’a getiren sebep. Ayurveda da altını çiziyor. Diyor ki; beden, zihin ve evren birbirinden ayrı değildir ve insan evrenin mikro bir yansımasıdır. Zihnimizde yarattığımız olumsuz düşüncelerden yayılan dalga toksiktir. Bu toksik enerjiler, evrenden yayılan prana -asal enerjinin, bedene giriş yaptığı portalları tıkar. Hastalık denen de, bu tıkalı kanalların yarattığı dengesizliktir. İşte ayurvedaya tam da bu kıyıdan giriş yapmak istediğimi anladığımda, Varkala’daki ilk on günümüzü tamamlamıştık. Ben ayurvedik masaj öğrenmek istediğime karar verdim. Nikolaj ise yoga eğitmenliği kursunda karar kıldı.

Dolayısıyla yakında bu her iki deneyimle ilgili aktaracak çok bilgim olacak. Şimdilik aktarabileceğim ilk deneyimim, aldığım iki haftalık ayurvedik terapi olacak. Bunun için öncelikle yüzlerce ayurvedik klinik arasından birini seçmek gerekliydi. Bu çok sıcak ve nemli havada hasta Teo’nun vekaletinde kapı kapı dolasıp uygun klinik aramak çok da kolay olmadı. Ama önemli bir şey öğrendim. O da; internetten yorum okuyarak klinik seçmektense, çevredeki insanlardan tavsiye alarak secim yapmak oldu. Çünkü ayurveda merkezlerinde, doktorlar genellikle konsültasyon ve eğitim kısmında varlar. Terapiyi birebir uygulayanlar ise masaj terapistleri. Dolayısıyla internette, yazdığınız klinik adının altına yapılan yorumlar, orada eskiden çalışmış bir masaj terapistine yönelik olabilir. Bu yüzden güncel masaj terapistiyle ilgili birinci ağızdan öneri; kilit nokta. Nihayetinde onun elinden geçiyorsunuz. Ama elbette klinikteki ayurvedik doktorun deneyimi, belgeleri ve hakkındaki öneriler de çok önemli. Çünkü terapi süresince uygulanacak ayurvedik tedavi çeşidine doktor karar veriyor. İste ben de bu yoldan gidip bir klinik buldum ve önce doktoruma anksiyete geçmişimden bahsettim, şimdi iyi olsam da, o yıllardan kalma uyku ve konsantrasyon sorunumun tedavisini talep ettim. Doktora bunları anlattıktan sonra onun sorularını yanıtladım. En sevdiğim tat nedir? Günde kaç kere tuvalete gidiyorum? Çabuk öfkelenir miyim? Ellerim ayaklarım sıcak mıdır, soğuk mu? Bir şeye başlamak için çabuk harekete geçebiliyor muyum? gibi soruları yanıtladim. Son olarak nabzıma, dilime ve gözlerime bakıp kafamın tepesini eliyle yokladı. Ona verdiğim bilgiler sonucu, günde iki saat süren toplam iki haftalık bir terapiye basladım.

Masaj terapistim her seansa ayurvedik vücut masajıyla başladı. Kendi hazırladıkları bitkisel bir yağla yapılan bu masajda amaç, metabolizmayı hızlandırmak ve kasları olabildiğince gevşetmek. Bu masajın üzerine her gün farklı bir ayurvedik tedavi uygulandı. Gözlerime, kulaklarıma ve burnuma farklı yağlar akıtıldı, yüzüme değişik karışımlar sürüldü, suratıma her gün vücuduma tek bir gün olmak suretiyle buhar banyosu aldım ve iki gün, yağla değil ama bitkisel bir toz karışımla tam vücut masajı yapıldı. Bunlar haricinde dört gün üstüste, uyku, konsantrasyon ve bilumum zihinsel problem için uygulanan ”shirodhara” tedavisiyle tanıştım. Bu tedavide, yattığım sedyenin kafa kısmı üzerinde asılı olan bakır hazneden, kesintisiz ve sağa sola sallanarak yarım saat boyunca ılık bir bitkisel yağ akıtıldı. Bu yolla dökülen yağ alından geçerek kafatasına, oradan da sinir sistemine nüfuz ediyor. Alın – sanskritçe ”ajna marma”, birçok sinirden müteşekkil bir alan olduğu için, tedavi sırasında on dakika horlayarak uyuduğumu paylaşmadan geçemeyeceğim. Bu tedaviye paralel olarak verilen bitkisel ayurvedik ilaçlar arasından, uyku problemi için her gün yatmadan evvel aldığım iki mavi hapın da yardımıyla, artık deliksiz uyuyorum. Hafiflediğimi hissediyorum. Bu sebeple birinci ağızdan bu tedavinin sonuç verdiğini söyleyebilirim.

Öte yandan bu iyileşme sürecinde yalnızca uygulanan tedavilerin değil, Varkala’daki gündelik hayatın da payının büyük olduğunu deneyimliyorum. Hindistan’daki gezgin cemiyetin içinde yeniden pişiyor olmak, ilkel ve saf bir mutluluk katıyor. Yeşeren dostluklar, yediğimiz yemekler, dinlediğim hikayeler, baktığım gözler, müzik çemberleri, gece ateş, okyanus sesi ve Teo’nun her yerinden fışkıran mutluluk…

Ayurvedanın da öğrettiği gibi, bütüncül bir iyileşme bu. Anlatacak daha çok şey var. Şimdilik bu iştah açıcılar umarım güzel bir tat bırakmıştır. Görüşmek üzere. Hindistan’dan sevgilerle.

 

 

Işıl Bayraktar Thomsen

Instagram: @misilbayraktar | Youtube: Isil Bayraktar

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on LinkedIn0Email this to someonePrint this page