[Oğuz gidiyor] Tuzluca’nın arıları- Oğuz Tan

Tuzluca’ya vardığımda, canım yumurta istedi. Proteine hasret kalmış olmalıydım ki, bol yağda 6-7 yumurta kırdığımı ve ekmeği bana bana yediğimi hayal etmeye başladım. Bakkaldan yumurta alıp, ocağımda pişirebilirdim. Anayoldan içeride, inin cinin top oynadığı bir mahalleye girdim. Bir evin bahçe kapısının önünde, içtiği sigarayı bitirmek üzere olan biri vardı, bakkalın yerini sordum:

O: Selamın aleyküm. Buralarda bakkal nerde bulurum?

A: Aleyküm selam. Bakkalı ne edecen?

O: Yumurta alacağım.

A: Niye? Karnın mı aç?

O: Evet, karnım aç. Sahanda yumurta pişirip yiyeceğim.

A: İçeri gir. İçerde sana kavurmayla pilav versinler. Bugün rahmetli babamın sene-i devriyesi. Keşke daha erken gelseydin; hayvan kestik, kavurduk. Millet karnını doyurdu, hayvanın güzel yerleri bitmiştir. Artık kısmetine ne kalmışsa onu yiyeceksin.

O: Abi lafı mı olur. Allah rahmet eylesin. Tamam, içeri geçiyorum o zaman.

Kuru üzümlü pilav ve kavurma öğle yemeğim oldu.

Bahçe kapısından girdim ve evin küçük verandasında bana kavurma, pilav ve kola ikram ettiler. Koyun kesmişlerdi. Kısmetime düşen ette, minik kemik parçaları ve kastan çok yağ dokusu vardı. Pirinç pilavını ise kuru üzümle pişirilmişti. Tabii ki, hepsini sildim süpürdüm. Bu sırada Hasan Bey ile tanışmış olduk. Hasan’ın yaşlı bir annesi vardı. Teyzenin elini öptüm, rahmet diledim ve yemek için teşekkür ettim. Hasan’ın, doğulu çoğu ailede olduğu gibi, çok sayıda kardeşi varmış fakat hepsi büyük şehirlerde yaşıyorlarmış. Kız kardeşleri var mıydı bilmiyorum ama Hasan’ın ağabeyi o gün evdeydi ve onunla tanışmış oldum.Hasan, annesi ve ağabeyi ile verandada birlikteyiz.

Evden beraber ayrıldık ve çevrede dolaştık. Yürüyerek yakındaki tuz mağaralarını gittik. Tuzluca, ismini bölgede bulunan tuz yataklarından alıyormuş. Anlattıklarına göre, bölgedeki tuz rezervinin zenginliğine ve tuzun yüksek kalitede olmasına rağmen siyasi nedenlerle bugüne kadar bölgede hiç bir yatırım yapılmamış.

Tuzluca’daki tuz mağaraları

Hasan ve ailesiyle helalleşip Iğdır’a gitmek üzere anayola çıktım. Az ileride, kovanlarıyla uğraşan bir arıcı gördüm. Bisikletimi park edip kovanlara doğru yürüdüm.

Adı Garip’miş. Kovanlardaki güveleri temizliyormuş. ‘Arılar bir şey yaparlar mı bana?’ dedim, ‘yok, vurmazlar’ dedi ve ekledi ‘bunlar Kafkas arısı, çok güzel arı bunlar, hiçbir şey etmezler sana’. Vurmaktan kastı, belli ki arı sokmasıydı.

Arıcı Garip

Garip’in Kafkas ırkı arıları

Video kaydettim biraz sohbet ettik ve o sırada arılar bana saldırdılar. Can havliyle, koşarak kovanlardan uzaklaşmaya çalışırken olan olmuştu, vücudumun altı-yedi yerinden sokmuşlardı. Belimde, sırtımda, ensemde, kafamda, omuzlarımda ve kollarımda şişikler oluştu. Canım çok yanıyordu. Canımın derdinde koşarken, çantamı da kovanların yanında unutmuşum. Arıcı Garip’ten çantamı getirmesini rica ettim.

A: Vurdular mı?

O: Evet, vurdular.

A: Neden vurdular biliyor musun? Hep siyah giymişsin, arılar koyu renk sevmez. Bir de kokun yabancı ya tabii, ondan.

Ne diyeceğimi bilemedim. Gülmeli miydim, ağlamalı mı? ‘Tamam, Garip Ağabey, olan oldu, sana kolay gelsin, arıcılık hayatında başarılar diliyorum’ dedim ve yola çıktım. Çok canım yanıyordu. Pedallara yüklenişim, yükselen nabzım ve bünyeme zerk olan arı zehri arasında bir korelasyon (bağlılaşım) olmalıydı. Bir an için ‘Haberlerde, filmlerde gördüğüm insanlar gibi ölür müyüm acaba?’ diye düşünmüş olsam da, bildiğim kadarıyla arı alerjim yoktu ve ölmeyecektim. Öte yandan, öğlen yemeğinde tükettiğim bol yağlı etin ağırlığı vardı üstümde. Arıların sokmalarıyla enerjim fark edilir düzeyde düşmüştü. İlginçtir, yaklaşık yarım saat sonra metabolizmam hızlanmıştı. Enerji patlaması yaşıyor, bisiklet üstünde adeta bir roket gibi gidiyordum. Bunun nedeni yediklerimi sindirmiş, kan şekerimdeki dalgalanma vs. değildi, başka bir şeydi. Bilimsel bir açıklamasını, arı zehrinin vücutta yarattığı sebep-sonuç ilişkilerini bilmiyor olsam da, yaşadığım durumun tam da bundan kaynaklandığını düşünüyordum. Aslında, başlangıçta canım yanmış olsa da şu anda halimden son derece memnundum. Uzunca bir süre kendimi oldukça enerjik hissettim.

Iğdır’a vardım ve çarşıya doğru sürdüm bisikletimi…

 

 

Oğuz Tan

Bisiklet Gezgini