Hafta SonuManşet

Elveda, Omelas’tan uzaklaşmayı öğreten Ursula K. Le Guin

İngilizce dersinde haftada bir saat kitap okuma yapardık. Güzel kısmı, istediğimiz kitabı seçebiliyorduk. Google daha hayatımızda yoktu, güzel bir kütüphanemiz vardı, ben de yazarları deneme-yanılma yöntemiyle keşfediyordum. İsmi, kapağı hoşuma giden kitabı alıyordum. Ursula K. Le Guin adıyla ilk bu şekilde karşılaştım. Kütüphanenin sevdiğim janrlarından biri olan bilim kurguda bir sürü kitabı vardı. “Planet of Exile”ın kapağı çekmişti dikkatimi, uzaylı kitap diyerek onu seçtim. Ancak dil seviyesi beni aşmıştı. Bir sayfayı 2 defa okuyordum anlayabilmek için. Bu durum fazla sıkıcı olduğu için kitabı rafına geri koydum. Birkaç sene sonra, bir arkadaşımla ilişkilerde sahiplenicilik üzerine konuşurken, “Mülksüzler”i okumamamı tavsiye etti. Ursula K. Le Guin ile gerçek tanışmamız da bu sayede oldu. Okuduktan sonra içine girmiş olduğum evrenin bana sorgulattıklarıyla farkettim ki kişiyi evrilten bir yazarla arkadaş olmuşum. Anarşizm nedir, kapitalizm nedir, hatta feminizm nedir hepsinin hatlarını çizmişti kafamda.

Ursula K. Le Guin, 1974’te yazmış olduğu “Mülksüzler” (Dispossessed) kitabının 2017 baskısı için, kitaba nasıl başladığını şöyle anlatıyor:

Mülksüzler, bitirmek için uğraşmadığım ama bir yandan da bırakamadığım kötü bir kısa öykü olarak başladı. İçinde bir kitap olduğunu biliyordum, ama kitabın benim ne hakkında yazdığımı ve nasıl yazacağımı öğrenmemi beklemesi gerekliydi. Bitmeyecekmiş gibi süren Vietnam savaşına karşı şiddetle karşı duruşumun, evde protesto edişimin sebebini anlamam gerekliydi. Eğer ülkemin hayatım boyunca agresif savaşlar yapmaya devam edeceğini o zaman bilseydim, o zamanki protestolara daha az enerji harcardım. Ama, daha fazla savaş üzerine çalışmak istemediğimi biliyordum. Barış üstüne çalışmak istiyordum. Ütopyalar hakkında durmadan okumaya başladım. Pasifizm ve Gandhi ve şiddetsiz direniş denen bir şeyler öğrenmeye başladım. Bu öğrenilerim beni Peter Kropotkin ve Paul Goodman gibi şiddet karşıtı anarşist yazarlarla tanıştırdı. Onlara karşı hemen büyük bir yakınlık hissettim. Bende Lao Tzu gibi etki bıraktılar. Savaş, barış, politika, birbirimizin üzerine kurduğumuz hakimiyet, yenilginin değeri ve güçsüz olanın gücü hakkında düşünmeme sebep oldular.

Sonuç olarak, o güne kadar kimsenin anarşist ütopya hakkında yazmamış olduğunu farkettiğimde, kitabımın neye benzeyeceğini görmeye başladım. Orijinal ve gayrimeşru olan hikayede bir anlık bakıştığım baş karakterin hayatta olduğunu ve Anarres’e doğru rehberim olduğunu farkettim.

(Tüm yazı için: https://www.tor.com/2017/08/30/introduction-from-ursula-k-le-guin-the-hainish-novels-stories-volume-one/)

Ursula K Le Guin 22 Ocak’ta 88 yaşında vefat etti. Sevenleri sosyal medyada övgüyle, minnetle alıntılarını paylaşarak veda etti.

1929 yılında antropolojist Alfred Kroeber’in kızı olarak dünyaya geldi. Dönemindeki bilim kurgu romanları genellikle beyaz adamların gidip evreni işgal etmesi temelindeydi. Onun amacı ise bambaşkaydı. Bir röportajında, ‘’Bir antropolojistin kızı olunca mazbutların açısından bakıyorsunuz.’’ diyor. Karakterleri hiçbir zaman dayatılan normlardan olmadı. The Left Hand of Darkness’taki karakterleri ne kadın ne erkek. Bu konuda ‘’Cinsiyeti dışarıda bırakınca neler olacağını görmek için karakterlere cinsiyet vermedim’’ diyor. Karakterlerini bilinçli biçimde beyaz ten renginde yaratmamış olması da yine algıda yaratılmak istenen normlardan uzaklaşmak istemesinden.

(https://www.theguardian.com/books/2005/dec/17/booksforchildrenandteenagers.shopping)

Çocukları hedefleyerek kaleme almamış olsa da, eserleri okullarda okutuldu. 1973’te yazmış olduğu ‘’The Ones Who Walked Away From Omelas’’ (Omelas’tan Uzaklaşanlar) da okullarda okutulan kısa öykülerinden biri. Yaz festivali havasında mutlulukla yaşayan insanların olduğu Omelas şehri (Omelas’ın tersten okunuşundan ötürü Salem’e gönderme olduğu söylenir) aslında hapsedilmiş, sevgisiz, aç bir çocuğun acılarından dolayı refah düzeyi yüksek bir yerdir. Herkes iyi yaşamlarının sebebinin bu olduğunu bilir, fakat anlaşmanın bu şekilde olduğunu kabullenip kimse çocuğu kurtarmak istemez. Ama bazen, bazı kişiler, çocuğu gördükten sonra onu bu şekilde tutsak eden şehirden uzaklaşırlar. Tüm refahı, mutluluğu geride bırakıp bilinmezliğe doğru terkederler.

Bizlere Omelas’tan uzaklaşma seçimimizin de varolduğunu öğreten (hatırlatan), eserleriyle yeni dünyalar yaratarak ölümsüz olan kelime ustasına teşekkürlerle, kafa açan sözlerinden bir kısmını paylaşarak veda edelim.

Kitaplar Üzerine 

“Kitabın kendisi meraklı bir eserdir, teknolojisi şatafatlı değil ancak karmaşık ve aşırı etkilidir: küçük, kompakt, genellikle bakması ve elde tutması keyifli, on hatta yüzyıllar boyunca yaşayabilen. Fişe takılması, aktive edilmesi, bir makine tarafından çalıştırılması gerekmez; sadece ışık, insan gözü ve insan aklı ister. Eşsizdir ve fani değildir. Güvenilirdir. Bir kitap size 15 yaşınızda bir şey dediyse, 50 yaşınızda size yine aynısını söyleyecektir. Ama o kadar farklı anlayabilirsiniz ki yepyeni bir kitap okuyor gibi olabilirsiniz.”  — Harper’s Magazine, Şubat 2008. (https://harpers.org/archive/2008/02/staying-awake/3/) 

“Kim olduğumuzu bulmak için kitap okuruz.” — The Language of the Night, 1979. 

Cinsiyetçilik Üzerine 

“Kendimi muhtemelen Brian Aldis’in benim işlerime dudak bükmesinin yer aldığı bir kitabın tanıtım yazısını yazarken hayal edebiliyorum, çünkü böylelikle kendime yücelikle çekidüzen verebilirim. Ama kendimi yeni bir serinin ilk ve tahminen emsal niteliğinde olan ve hiç kadın yazarı olmayan, kendini tatmin dolu ve klüp ya da soyunma odası gibi erkeklere has bir tona sahip bir kitabın tanıtım yazısını yazdığımı hayal edemiyorum. Bu yücelik değil, aptallık olurdu. Beyler, kısaca ben buraya ait değilim.” — Yayımcı John Radziewicz’e mektubundan, 1987, New Science Fiction, Volume 1’in tanıtım yazısını reddetmesi. 

“Buradaki beylerin, boş bir anlarında bir ihtimal kadınları dışarıda tutmak veya kadınların oldukları yerde kalmaları için duvar örüp örmediklerini, ve böyle yaparak neleri kaçırdıklarını düşünmelerini rica ederim.” — AussieCon,  33. Worldcon Bilimkurgu Toplantısı, Melbourne, Avusturalya, 1975. 

“Kadınlar içten konuştuklarında tahrip edici konuşurlar. Ellerinde değildir: eğer aşağıda bırakılmışsan, ezilmişsen patlarsın, sarsarsın. Bizler yanardağlar gibiyiz. Biz kadınlar deneyimimizi gerçeğimiz olarak, insanlığın gerçeği olarak sunarsak tüm haritalar değişir. Yeni dağlar olur. İstediğim bu. (Yanardağ gibi) patladığınızı duyuyorum. İçindeki gücün farkında olmayan siz gençler.. Sizi duymak istiyorum. — 1986 Bryn Mawr College mezuniyet konuşması, 1989 yılında denemeler koleksiyonu olan Dancing At The Edge of the World: Thoughts on Words, Women, Places ‘ta yayınlandı. 1989.

“Hey, bil bakalım ne oldu? Sen bir kadınsın. Bir kadın gibi yazabilirsin. Kadınların, erkeklerin yazdığı, düşündüğü, okumak istediği şeyler hakkında yazmaları gerekmediğini gördüm. Kadınların erkeklerin sahip olmadığı pek çok deneyime sahip olduğunu gördüm. Ve bunlar haklarında yazılmaya ve okunmaya değer şeyler.” 

Politika Üzerine 

“Devrimi satın alamazsın. Devrim yapamazsın. Sadece devrimin kendisi olabilirsin. Ya ruhundadır, ya da hiç yoktur.” — The Dispossessed, 1974

“Kötülüğün razı olmayan ruhu ele geçirmesi çok zordur.” — A Wizard of Earthsea, 1968

“Kapitalizmin içinde yaşıyoruz. Gücünden kaçmak imkansızmış gibi geliyor. Kralların yönetme hakkı da öyle geliyordu. Her insan gücü direnilebilir ve insanlar tarafından değiştirilebilir. Direniş ve değişim genellikle sanatla, ve genellikle bizim sanat dalımızda başlar: kelime sanatı.” — National Book Awards konuşmasından, 19 Kasım 2014 (http://www.sfcenter.ku.edu/LeGuin-NBA-Medalist-Speech.htm) 

“Tanrılar hakkında konuşuyorum, ateistim. Ama aynı zamanda bir sanatçıyım, yani yalancıyım. Söylediğim hiçbir şeye inanmayın. Doğru söylüyorum.” — The Left Hand of Darkness, 1969.

Aşk Üzerine

“Aşk orada öylece kaya gibi durmaz, yapılması gerekir adeta bir ekmek gibi; hep yeniden yenisinin yapılması gerekir.” — The Lathe of Heaven, 1971 

‘’İki kişi arasındaki derin aşk, derin acı yaratmanın gücünü ve ihtimalini barındırır.’’ – The Left Hand of Darkness 1969 

Ölüm üzerine

“Öleceksin. Sonsuza kadar yaşamayacaksın. Hiç kimse, hiçbir şey ölümsüz değildir. Ama ölmemiz gerektiğini bilmek sadece bize verilmiş. Ve bu harika bir armağan: kendilik. Sadece kaybedeceğimizi bildiğimiz şeye sahip olduğumuz için, kaybetmeyi göze alıyoruz… Kendilik bizim azabımız ve hazinemiz, ve insanlığımız sonsuza kadar devam etmeyecek. Denizde bir dalga. Tüm denizin durulmasını, dalgaların yok olmasını ister misin; sadece bir dalgayı, kendini kurtarmak için?” — The Farthest Shore, 1972

“Yolun sonunun olması iyidir; ama sonunda önemli olan yoldur.” — The Left Hand of Darkness, 1969. (Bu sözün Hemingway’e ait olduğu sanılısa da LeGuin’e aittir.) 

“Eğer yazılarınızın ciddiye alınmasını istiyorsanız evlenmeyin ve çocuk yapmayın, daha da önemlisi ölmeyin. Ama illa ölmeniz gerekiyorsa intihar edin. Onu onaylıyorlar.” — Kadın Yazarlardan Beklentiler konuşması, Portland, Oregon, 1986. 

Son Olarak

“Sana söylemiştim” diyen hiç kimse kahraman olmadı, asla da olmayacak. – The Language of the Night: Essays on Fantasy and Science Fiction

“Bir mum yaktığın zaman, aynı anda bir gölge yaratmış olursun.”

“Bizi bir araya getiren şey çektiğimiz acı. Aşk değil. Aşk zihne boyun eğmez, ya da zorlandığında kine dönmez. Bizi bir araya getiren bağlar seçim ötesi. Bizler kardeşiz. Paylaştıklarımızda kardeşiz. Acılarımızı tek başımıza çekmeliyiz, açlıkta, fakirlikte, umutta, kardeşliğimizi biliyoruz. Biliyoruz, çünkü öğrenmek zorunda kaldık. Biliyoruz ki birbirimizden başka alabileceğimiz bir yardım yok, elimizi uzatmazsak tutacak el yok. Uzattığın el boş, tıpkı benimki gibi. Hiçbir şeyin yok. Sahip olduğun hiçbir şey yok. Özgürsün. Sahip olduğun tek şey, olduğun ve verdiğin şeydir.   — The Dispossessed, 1974

Başarı bir başkasının yenilgisidir. — Dancing At The Edge Of The World

“Git ve işini yap. İyi yap. Yapabileceğin tek şey bu.”  —A Wizard of Earthsea, 1968

 

Kaynaklar:

The Guardian

Goodreads

 

Rana Söylemez

Kategori: Hafta Sonu