Köşe Yazıları

Göçmenler ve etnisite- Sermin Özürküt

Kuşlar göçerler.Yaşamlarına uygun olmayan çevre koşullarını bırakıp başka diyarlara uçarlar. Bitkiler göçemez. Kökleri ile toprağa bağlıdırlar. İnsanlar da kuşlar gibidir. Onlar da göçerler. Doğal afet olur, göçerler. Politik afet olur, göçerler. Kökleri yoktur. İnsanların ayakları, kuşların kanatları vardır. Her ayağı ya da kanadı olan da göçmez. Bunun için göçen kuşlara göçmen kuşlar, göçen insanlara da göçmenler denir. Göçenler, yaşadıkları ülkelere başka bir diyardan gelmişlerdir. Başka yerden geldikleri için de gelinen yerin yabancısıdırlar. Konuşulan dili bilmezler. Dil ile kavranılacak toplumsal kodları bilmezler. Bunları öğrendikçe yabancılıktan kurtulmaya başlarlar. Ancak, göç nedenleri ortadan kalktığında, geri dönemiyorlarsa da göçmen olurlar.

Göçmen, bıraktığı yerdeki hangi etnik bağlantıdan gelirse gelsin yerleştiği toplumun en zayıf halkasıdır. Çünkü, yaşamak için geldiği etnik yapıda, ne başat ne de azınlık etnisitesine dahil değildir. Yeni toplumsal yapının, bir tarafı çoğunluk etnisitesi, öteki de azınlık etnisiteleri ise, göçmenlik hiçbiriliktir. Etnik temelde hiçbir toplumsal karar işlevi yoktur. Olamaz da. Yeni ülkedeki kendi etnik grubu, -eğer varsa- homojen değildir. Bu grup da her etnik grup gibi farklı sosyo- ekonomik tabana sahip bireylerden oluşur. Bu nedenle, grubu oluşturan bireylerin ortak bir dünya görüşü etrafında birleşmeleri güçtür. Dünya görüşü olmadan da salt etnisiteye dayalı bir parti, hele de kitle partisi olamaz. Öyle olsaydı, ulus etnisitelerinin ırkçılıktan tutucu sağa, sosyal demokratlıktan sosyalistliğe kadar uzanan parlamenter siyasi partileri olmazdı.Değişik dünya görüşlerini temsil eden bu partilerden hükümete gelenler, göçmenlerin hayatını etkileyen kararlar alır. Günümüzde bu kararları, yükselişe geçen ırkçı partiler yönlendirmektedir. Bu yönlendirme güçlendikçe, dayanışmanın yerini, sınırlar arasına örülen duvarlar almaktadır. Göçmen adayı, sınırda ise, içeri sokulmaması gereken; içeride ise, topluma tehdit oluşturan kişidir. İstenmeyen ve zararlı görülen göçmen, bu politikayı doğrudan etkileyecek etnik grup gücüne sahip değildir. Göçmenin elindeki tek güç, ırkçı partiler dışındaki partiler içinde bu ırkçı görüşlere karşı mücadele etmektir. Ancak, göçmenlerin bir kısmı bunun tam tersini yaparak ırkçı partilere oy verirler. İsveç İstatistik Kurumu’nun son sayısal verilerine göre, göçmen kadınların yüzde onu, erkeklerin de yüzde onbeşi ırkçı partiye oy vereceğini belirtiyor. Bu oy oranı, bundan üç yıl önce yüzde üçlerdeyken katlanarak artıyor. Bugün seçim olsa, ırkçı İsveç Demokratları Partisi (SD)’ne oy vereceğini söyleyen bu seçmenler, ana ve babası yurtdışında doğmuş olan İsveç vatandaşlarıdır.

Yerleşilen ülkenin vatandaşı da olan bu çok çeşitli etnisitelerin tümü, göçmenlik şemsiyesi altında toplanır. Çünkü, göçmenlik, etnik grup oluşumunun ilk aşamasıdır. Politik açıdan bu aşamaya etnik kategori denir. Etnik kategori üyeliğinin temeli, konuşulan dil ile oluşur. Dil ile aktarılan tüm bilgi de bu dili konuşan bireyler arasındaki iletişim ve etkileşimi sağlar. Ancak, etnik kategorinin bireyleri arasındaki iletişim, dağınık; etkileşim ise belirsizdir. Bu nedenle de, kategori aşamasındaki etnik grubun siyasi hiçbir değeri yoktur. Çünkü, etnik ayrıştırma işlemini yerleşilen ülkedeki ulus etnisitesi yapar. Başat olan bu etnisite, Finliden Çinliye, Keldani’den Arap’a kadar uzanabilen birçok etnisiteyi, göçmen kategorisi altında toplar.

Bu kategorinin kimi bireyleri de, diğerlerinden üstün olduklarını düşünerek ırkçı partiyi seçerler. Örneğin bir keldani, kendini bir yahudiden üstün görebilir. Keldanilerin çoğu hristiyan olduğu için kültür ögesi olarak din, öne çıkarılır. Böylece de, hristiyan olmayan tüm etnisiteler aşağılanır. Örneğin bir yahudi, kendini bir araptan üstün görebilir. Yahudilerin çoğu musevi olduğundan müslüman olan bir arabı kendinden aşağı görebilir. Kaldı ki, önce gelen göçmen, sonra gelenden daha değerli olduğuna inanabilir. Sonra gelen de, kendi etnisitesinin, önce gelen etnik gSerminrupdan daha yetenekli, eğitimli ya da çalışkan olduğunu düşünebilir. Böylece, özdeyişin dediği gibi misafir misafiri, ev sahibi olduğunu söyleyen ırkçı parti de hiçbirini beğenmez.

Beğenilmeyen ve istenmeyen göçmen de, sıkıştırıldığı etnik mozayikden kurtulmak için farklı gördüğü yanını öne çıkarabilir. Bu farklılığı,’farklı ama eşit’ görmek yerine ırkçılık ideolojisinin ’farklı ama üstün’ sarmalına girer. Göçmen, bunu ya politik körlük ya da diğer partilere ders vermek için yapar. Nedeni, ne olursa olsun sonuç değişmez. Ülkedeki yabancı varlığını sınırlayan, kısıtlayan ve reddeden partiye oy veren göçmen, kendi kendini yadsımış olur. Çünkü, ırkçı parti, etnik farklılıkların ulus etnisitesini tehdit ettiğine inanır. Bu nedenle de, parti programında, asimilasyona öncelik vererek entegrasyonu reddeder.  Entegrasyon, hem ulus etnisitesini etkileyerek hem de ondan etkilenerek gelişen iki yönlü değişimdir. Asimilasyon ise, tümüyle ulus etnisitesinin etkisi altında yürütülen tek yönlü uyumdur. Bu zorunlu uyum, göçmen etnisitelerinin var olan toplumsal yapıyı bozduğu söylenerek uygulanır. Ayrıca, ırkçı parti sözcüleri, göçmenlere ayrılan her kuruşun aslında ulus etnisitesinin hakkı olduğunu vurgular. Böylece de, toplumun zayıf konumdaki tüm etnisitelerini  karşı karşıya getirir. Örneğin her etnik grubu etkileyen sosyal adaletsizlikten işsizliğe kadar uzanan tüm sorunların nedeni olarak, sadece göçmenler gösterilir.

Bu politikayı engellemenin yolu, ırkçılığa karşı mücadele eden partileri desteklemekten geçer. Bunun tersini yaparak ırkçılığa  destek veren göçmen, büyük bir çelişkiye düşer. Çünkü, oy verilen ırkçı parti politikası, bizzat göçmenin kendisine düşmandır.

Bu çelişkili durumu, İsveçli düşünür Thomas Thorild, şöyle ifade eder :

” Özgürce düşünmek önemlidir ama

Doğru düşünmek, daha önemlidir ”. 

 

Sermin Özürküt

İsveç Sol Parti eski Milletvekili