Bildiğimiz her şeyin sonu…- Murat Sevinç

Bu yazı diken.com.tr sitesinden alındı

AYM, uzun süre sonra ilk kez, bir AYM nasıl karar vermeliyse öyle karar verdi.

Tutuklu yargılanan iki akademisyen/yazar Mehmet Altan ve Şahin Alpay, haklarındaki tutuklama tedbirinin ‘Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı’ ile ‘İfade ve basın özgürlükleri haklarının’ ihlali olduğu iddiasıyla bireysel başvuru yaptı.

Başvuru, Genel Kurul’a geldi. Birkaç hafta önce o berbat Selahattin Demirtaş kararını veren Genel Kurul, bu kez nasıl olduysa, doğru karar verdi. Hayret!

Kararda doğal olarak, “Temel hah ve hürriyetlerin kullanılmasının durdurulması” başlığını taşıyan 15.maddeye; “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması” başlığını taşıyan 13.maddeye; “Kişi hürriyeti ve güvenliği” başlığını taşıyan 19.maddeye; “Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti” başlığını taşıyan 26.maddeye ve “Basın hürriyeti” başlığını taşıyan 28.maddeye atıflarla, tutukluluğun söz konusu hükümlere aykırı olup olmadığını inceledi.

Tutukluluk halinin devamı için gerekli koşullardan olan ‘Suç işlendiğine dair güçlü belirtinin yeteri kadar ortaya konulmadığına,’ ‘kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı’ yanında, ‘ifade ve basın özgürlüklerine’ ölçüsüz bir müdahale olduğuna hükmetti. Nihayetinde AYM, Anayasa’nın 19., 26. ve 28. maddelerinin ihlal edildiğine karar verdi. Altı üye karşı oy kullandı.

AYM bunu yaparken hem kendi geçmiş kararlarına, hem de AİHM kararlarına/içtihatlarına dayandı.

Kararları uzun uzadıya anlatmayacağım. Birini, Mehmet Altan hakkında olanın pdf versiyonunu buraya bırakıyorum. İlgilenenler okuyabilir. İşinizi kolaylaştırmak için: Tutukluluğun hukuki olmadığına dair itiraz, 94’üncü paragraf, AYM’nin değerlendirmesi 103’üncü paragrafta başlıyor.

Kararın yayımlanmasının ardından, Türkiye ileri demokrasinin temsilcileri, AYM kararını yerden yere vurdu. İnsan evladının aklına gelebilecek her konuya ilişkin doğumla kazanılmış bir bilgi birikimine sahip olan AKP’liler, karar hakkında anayasa hukuku ve bireysel başvuru yargılaması ile bağı olmayan açıklamalar yaptı. AYM’nin yerindelik denetimi yaptığını iddia ettiler. AYM, suçlamayı ve suçlamaya dayanak olan delilleri ele almadan, bir ihlal olup olmadığına nasıl karar verebilir? Bu sorunun yanıtını biz ölümlüler değil, yalnızca AKP’liler biliyor!

Kararın ardından tutukluların serbest bırakılması gerekiyordu. Ağır ceza mahkemesi, serbest bırakmadı. Bence bir gereklilik olmamasına karşın, diyelim ki ‘gerekçeli kararı’ görmek istedi. AYM gerekçeli kararı hızla yayımladı.

Bu aşamada, iki başvurucunun derhal tahliye edilmesi gerekiyordu. Olağan bir hukuk/yargı düzeninde.

Çünkü Anayasa’nın “Anayasa mahkemesinin kararları” başlıklı 153.maddesinin son fıkrası şöyle der: “Anayasa Mahkemesi kararları…  yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar.”

Yasama, yürütme ve yargı organlarını.

Yargı organlarını.

Tahliye edilmediler.

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi (kendisi bir yargı organıdır) AYM’nin kararını değerlendirdi. Evet, değerlendirdi.

Ağır Ceza Mahkemesi, AYM’nin mahkeme dosyasının esasına girerek ‘görev gaspı’ yaptığına hükmetti. Evet, hükmetti.

Ağır Ceza Mahkemesi, AYM’nin bireysel başvurularda karar verme yetkisinin sınırlarını tespit etti. Evet, tespit etti.

Ağır Ceza Mahkemesi, sonunda, tutukluluk haline ilişkin herhangi bir karar verilmesine yer olmadığı sonucuna vardı.

2018 yılının Ocak ayında, Anayasa’nın açık hükmüne rağmen bir Ağır Ceza Mahkemesi, AYM kararını sorguladı ve direndi! Askıya alınmış bir anayasanın, hangi maddesinde ne yazıyor olduğunun bir değeri kalmadı kuşkusuz.

AYM’nin bir OHAL KHK’si ile kapatılması gerektiğini, bunu hak ettiğini yazdım birkaç kez. Gerek kalmadı artık!

Anayasa’nın, Cumhuriyet’in niteliklerini sayan ikinci maddesinde yer alan ‘demokratik hukuk devleti’ ifadesi, güzel, çok değerli ve gerekli bir amaçtı. Yazık oldu.

‘Bir eşik daha aşıldı’ uyarısının dahi anlamı kalmadı sanırım.

Allah, derse girip anayasa anlatmak zorunda kalan aklı başında, dürüst meslektaşlarımıza sabır versin.

Ve geçmiş olsun…

Çok önemli bir rapor: OHAL KHK’lerinin büyük çoğunluğunun OHAL’in ilan nedeniyle ilgisiz olduğuna dair hazırlanmış hakikaten müthiş bir rapor. Buraya bırakıyorum.

Emeği geçen beş arkadaşımızın eline sağlık.

 

Murat Sevinç – Diken