İklim değişikliğine karşı son büyük umut ayaklarımızın dibindeki toprakta!

The New York Times’da Jacques Leslie imzası ile yayınlanan haberi Yeşil Gazete gönüllü çevirmeni Oğuzhan Yaman’ın çevirisi ile paylaşıyoruz.

                                                                             ***

Yıkıcı iklim değişikliğinden kaçış için son büyük umut,  genellikle göz ardı ettiğimiz veya üzerinde yürüdüğümüz çok sıradan bir maddede saklı olabilir: ayaklarımızın altındaki toprakta.

Yeryüzü beş büyük karbon havuzuna sahiptir. Bu havuzlardan, atmosfer hâlihazırda maddelerle gereğinden fazla kirlenmiş durumda; okyanusların asit doygunluğuna ulaşmalarından ötürü asiditesi artıyor; ormanlar gittikçe azalıyor ve yeraltı fosil yakıt rezervleri boşaltılıyor. Tüm bunlardan dolayı, muazzam karbon miktarları için en olası havuz olarak geriye yalnızca toprak kalıyor.

Kaynak: Eleanor Taylor

Şimdilerde bilim insanları, topraktaki karbonu ayırmanın nasıl bir “çifte kâr” ile sonuçlanabileceğini belgeliyorlar: Atmosferden karbon ayırarak iklim değişikliğini azaltıyor ve bozulmuş toprağı onararak tarımsal verimi artırıyor. Birçok bilim insanı ve çiftçi, toprağın iklim dengesi ve tarımsal verimlilikteki rolünün giderek daha çok anlaşılmasının, toprak sürme, ürün artığı temizleme, tek-ürüncülük, aşırı otlatma, kimyasal gübre ve tarım ilaçlarının geniş kapsamlı kullanımı gibi geleneksel uygulamaların terk edilmesini tetikleyerek, tarımda köklü bir değişikliğe yol açacağına inanıyor. Günde en az 25 galon (yaklaşık 95 litre) metan gazı çıkardıkları için genellikle iklim değişikliğinin suçluları olarak değerlendirilen sığırlar bile, toprağı doğal yollarla gübreleme ve besin dönüştürmedeki rollerinden dolayı iklim değişikliği çözümünün potansiyel bir parçası olarak inceleniyorlar.

İklim değişikliği krizi öyle ilerlemiş durumda ki, sera gaz salımının şiddetli bir biçimde kesilmesi bile sarsıcı bir geleceği tek başına engellemeyecek çünkü hâlihazırda atmosferde bulunan sera gazı oranı ileride yaşanacak vahim sorunları garantilemiş durumda. Bu durumdan kurtulmanın en makul yolu ise emisyon yasaklarını, sera fazlarını atmosfer dışına ve diğer havuzlara çeken “negatif emisyon” ve “düşürme” teknolojileri ile birleştirmek. Önerilen bu teknolojilerin çoğu, istenmeyen felaket sonuçlar için yüksek olasılıklar barındıran, muazzam iklim yönlendirmeleri üzerine belirsiz iddiaları olan birer jeo-mühendislik modelidir.

Öte yandan, topraktan ve bitkilerden karbon ayırmak, atmosferden karbon çekmek için etkili bir yoldur, bu da bir bakıma jeo-mühendisliğin tam tersidir. Doğanın üstesinden gelmek yerine; karbonu, daha en başta içinde bulunduğu toprağa geri döndürmesi için bitki yaşamının yayılmasını destekleyerek, onu güçlendirir –ta ki tahripkâr tarım uygulamaları karbonun atmosfere karbondioksit olarak salımına yol açana kadar. Bu süreç, yaklaşık 10,000 yıl önce tarımın ortaya çıkmasıyla başladı ve endüstriyel tarım ile çiftlikçiliğin hızla yayıldığı geçen yüzyıl boyunca hızlandı.

Onarıcı tarımın savunucularından biri de iklim bilimci ve aktivist James Hansen, kendisi Temmuz ayında yayınlanan ve “zararlı iklim etkilerini” engellemek için “toprak verimliliğini artırma ve onun karbon oranını yükseltme girişimlerini” benimseme çağrısında bulunan bir bildirinin başyazarı.

Ohio eyaletindeki Karbon Yönetim ve Ayırma Merkezi yöneticisi Rattan Lal, toprağın yılda 0.9 ila 2.6 milyar ton oranında karbon ayırma potansiyeli olduğunu tahmin ediyor. Bu, yılda 10 milyar ton olan güncel karbon emisyonlarının küçük bir kısmı, fakat yine de kayda değer.

Bazı bilim insanları ise az da olsa rahatlatıcı bir şekilde, bu tahminin düşük bir oran olduğuna inanıyor.

Bay Lal bana telefonda, “Karbonu toprağa geri kazandırmak yalnızca iklim değişikliğini azaltmak değil aynı zamanda insan sağlığını, verimliliği, gıda ve beslenme güvenliğini, su ve hava kalitesini- her şeyi iyileştirmek anlamına geliyor. Bu bir ‘karşılıklı kazanç’ seçeneği” dedi.

Onarıcı tarım çiftçilerinin kullandıkları yöntemler toprak, iklim ve mahsul ile çeşitleniyor. Sağlıklı toprağın çay kaşığı başına bir milyardan fazla mikroorganizma ile dolu olması gerektiği ve dirençli bir bitki yaşamına o organizmaların hareketlerinin olanak sağlayacağı anlayışı ile başlıyorlar. Onarıcı tarım çiftçileri tarlalarını gübrelemek için, çok büyük miktarlarda organik maddeyi öldürebilecek ve bitkilerin dayanıklılıklarını azaltabilecek kimyasal gübre ve tarım ilaçlarından olabildiğince kaçınarak, besin değeri yüksek hayvan gübresi veya çürümüş organik gübreler kullanıyorlar. Toprağı sürmeyi sevmiyorlar, çünkü bu işlem atmosfere karbon salımını artırıyor. Bazı çiftçiler çiftlik hayvanlarını, örtü bitkilerini (yabancı ot ve erozyon kontrolü için kullanılan bitkiler) ve çapa mahsullerini aynı yerde sırayla topluyor veya yine aynı yerde, uzun ömürlü bitkileri, çalıları ve hatta ağaçları ise çapa mahsulleri ile birlikte topluyor. Sezon dışı zamanlarda toprağı boş bırakmak bir tabudur, çünkü boş toprak daha fazla karbon çıkararak kolayca aşınır; bunun yerine onarıcı tarım çiftçileri, atmosferden daha fazla karbon ve nitrojen tutmak örtü bitkileri ekerler.

1800’lerin sonlarında yapay ürünler ortaya çıkana kadar, gübreler başlıca; karbon yönünden zengin hayvan gübresi ya da organik gübre idi. Fakat suni gübreler karbon içermez ve bu gübrelerin kullanımı, tarıma dahil edilmeleri için toprak sürme uygulamaları ile birlikte yaygınlaşırken, topraktaki karbon içeriği azaldı. Bu süreç, Amerika’nın nitrojen bazlı savaş malzemesi tesislerinin, nitrojen bazlı gübre fabrikalarına dönüştürüldüğü, II. Dünya Savaşı sonrası dönemde hızlandı. Birçok tarım okulu hala toprak verimliliğini, toprağın biyolojik rolünü (ve karbon içeriğini) gözden kaçırarak, genel olarak inorganik kimyasal gübrelerin kullanımı olarak öğretiyor. Dünya ulusları için geniş çapta sera gaz salımı azaltma hedefleri belirleyen 1997 Kyoto Protokolü’nde, toprağın iklim değişikliğiyle ilişkisinden bahsedilmesine rağmen, toprağın karbon ayırmasından hiç bahsedilmiyor.

Kaliforniya, 2015 yılında eyaletin tarım ve hayvan çiftliklerine toprak sağlığı kazandırmak için bir girişim başlattı. San Francisco’nun 30 mil kuzeybatısındaki Marin vilayetinin kırsal alanlarında, kendini karbon-tarım çiftliği olarak tanımlayan Marin Karbon Projesi’nde, onarıcı tarımın yararlarını gösteren bazı öncü çalışmalar gerçekleştirildi. Burada yapılan dört senelik bir çalışma, bir seferlik organik gübre uygulamasının bitki üretkenliğinde o tarihten beri süren devamlılıkta bir artış sağladığını ve toprağın karbon içeriğinin yıldan yıla –her sene akre (4047 m²) başına 1.5 metrik ton karbondioksidin atmosferden temizlenmesine eşit bir oranda– büyüdüğünü gösterdi.

Projeye öncülük eden, Berkeley/University of California’da bir ekosistem çevre bilimcisi olan Whendee Silver, bir meslektaşı ile birlikte Kaliforniya’nın çiftlik arazilerinin yüzde 5 kadar küçük bir kısmı, bir çeyreğe yarım inç ölçülerinde organik gübre ile kaplı olsa, ortaya çıkan karbon ayrımının 9 milyon arabanın yıllık sera gazı salımına eşit olacağını hesapladı. Ayrıca bitkisel atıkların, eyaletin aşırı dolu çöp sahalarına yönlendirilmesi de bu alanlardaki metan gazının -diğer bir güçlü sera gazı- üretimini önleyecektir.

Bazı bilim insanları, etkisinin az olacağını veya yalnızca belirli toprak tiplerinde işe yarayacağını öne sürerek onarıcı tarımla ilgili şüpheci tavırlarını sürdürüyor. Bu tarım ayrıca araştırma finansmanı yetersizliği ve örtü bitkisi eken çiftçilerin yetkilerini sık sık ellerinden alan federal tarım ürünü sigortasının talepleri gibi önemli engellerle de karşı karşıya. Fakat Trump yönetiminin, onarıcı tarım için hükümet desteğini sonlandıracağı şüphelerinin şimdilik asılsız olduğu ortaya çıkmış durumda.

Temple/Teksas’taki federal Doğal Tarım Kaynaklarını Koruma Hizmet Dairesi’nde toprak sağlığı uzmanı olan Willie Durham’ın deneyimini dikkate alalım. Bay Durham’ı onarıcı tarıma çeken şey, Teksas eyaleti bilimsel tarım uzmanının “tarım ilacı çıkmazı” konusundaki açıklaması sırasında yaptığı keşif olmuş: “Uzun zamandır tanıdığım insanlar bana soracaktır, ‘Eğer tarım sistemimizde hiçbir şey değişmiyorsa, neden hala aynı şeyi yapmak için artık iki üç kat gübre kullanıyoruz?’ Bu, hiçbir kâr sağlamadığımız girdiler için çok fazla para harcadığımız bir duruma geldi”.

Şimdilerde Bay Durham, Teksas ve Oklahoma’da çiftçilere onarıcı tarımı öğretiyor. Teşvik ettiği çiftçiler ağırlıklı olarak genç yaşta ve henüz geleneksel tarıma çok aşina değiller -öğrencilerinin yüzde onunun bu bilgileri kullandığını tahmin ediyor ve bu yüzde gittikçe artıyor. Yağmurun genellikle fazla olduğu bir bölgede, bazı geleneksel topraklar öyle cansız hale gelmiş durumda ki, onarıcı tarım bölgeleri saatte sekiz inçten (20,32 cm) fazla su emebilirken, bunlar saatte yarım inç (1,27 cm) kadar az miktarda su emiyorlar, diyor Bay Durham.

Bay Durham’ın çiftçileri insanın doğal dünya ile olan ilişkilerini tamamıyla yansıtan bir ders öğreniyorlar: İnsanlar doğayı yenmeye değil, onu net bir şekilde, emek isteyen fakat olmazsa olmaz bir dost olarak görmeye çalıştıklarında daha fazla kazanç sağlıyorlar. Karbonun iklim değişikliği ile bağlantısından dolayı, aslında su kadar hayati bir önemi bulunmasına rağmen onu düşman olarak görmeye şartlanmış durumdayız. Bu durumu telafi etmenin yolu, onu toprağa, ait olduğu yere geri koymaktır.

 

Haberin İngilizce orijinali

Muhabir: Jacques Leslie

Yeşil Gazete için çeviren: Oğuzhan Yaman

 

(Yeşil Gazete, The New York Times)

 

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on LinkedIn2Email this to someonePrint this page