Bu günler ne kadar kurak bilmem farkında mısınız?

Gerçekten de kurak bir dönemden geçiyoruz. Pek yağış yok, yağan da zaten yüzeyden hızla akıp giden yağmur şeklinde gerçekleşiyor. Konunun özüne girmeden önce gelin size Meteoroloji Genel Müdürlüğünün (MGM) verilerini göstererek başlayayım.

Benimle aynı şeyi görüyor musunuz? Türkiye kurak. MGM’nin 3,6, 9, 12 aylık grafikleri de mevcut. Orada sonuçlar biraz daha farklı görünüyor. Ama iklimden bahsediyorsak en uzun süre zarfına bakmak daha anlamlı oluyor. Zaten Marmara, Orta ve Doğu Karadeniz bölgelerinin görece daha nemli olmalarının sebebi de geçen bahar ve yaz aylarında gerçekleşmiş aşırı iklim olayları.

2015’te Zeliha yazmıştı. Ulusal Bilimler Akademisinin araştırması Suriye Savaşını net bir şekilde iklim değişikliğiyle ilişkilendirebiliyor. Daha da kötüsü sürdürülebilir olmayan tarım ve çevre politikaları Bereketli Hilal’de yaşanan küresel iklim değişikliğiyle nedenli yaşanan kuraklığı daha da derinleştiriyor. Bir düşünsenize; burası medeniyetin başladığı yer.

Fransız Guyanası, Kuraklık sırasında bir Mangrove ağacı

Büyüyen riskler

Sciences Advances’te yayınlanan bir makaleye göre dünya nüfusunun %66’sı, ki bu yaklaşık olarak 4 milyar insan ediyor, yılın en az bir ayı temiz içme suyuna erişimden mahrum kalıyor. Önceki araştırmalar bu sayının daha düşük olduğunu, 1,7 ila 3,1 milyar arasında olduğunu gösteriyordu.

Huffington Post’tan Kim Bellware’nin haberine göre araştırmayı yürüten Twente Üniversitesi’nden Dr. Arjen Hoekstra bu çalışmayı iklim rekorları, nüfus yoğunluğu, sulama ve endüstriyi de içeren birçok değişkeni göz önünde bulundurarak gerçekleştirmiş.

Yine aynı haberde Dr. Hoekstra’nın ifadesine göre daha önce çalışmalar sadece büyük nehir havzalarında ve yıllık bazda su kıtlığı göz önüne alınarak hesaplamalar yapılıyormuş. Dr. Hoesktra’ya göre bu hesap daha dramatik bir resmi ortaya koyuyor çünkü su kıtlığı zaman yılın tümünde değil sadece kurak dönemlerde gerçekleşiyor.

Su kıtlığının tek bir tanımını yapmak doğru olmaz. Konuyu daha iyi anlamak için sorunun yaşandığı yerlere bakmak gerekir. Mesela Çin ve Hindistan yüksek nüfus ve talepten ötürü su kıtlığının yaşandığı bölgeler arasında. Aslında bu iki ülkede de su oldukça bol. Ya da Amerika’nın yoğun tarım yapılan Büyük Düzlükleri ki bu düzlükleri Mississippi Nehri havzası parçalıyor. Su kaynaklarının kısıtlı olduğu Arap Yarımadası mesela su kıtlığı çekilen başka bir bölge ama bu bölgede gerçek anlamda çok kurak olduğu için bu durum yaşanıyor. Afrika’nın geniş nehir havzaları, Bereketli Hilal, Orta Asya’nın hüzünlü gölü Aral hep bu alanlar arasında.

Mother Jones’tan Tom Knudson’ın dikkat çektiği bir diğer sorun ise belki akıllara en son gelebilecek olanlardan. Yer altı sularının aşırı tüketilmesi okyanus seviyelerinde artışa sebep oluyor. Tom Knudson’un yazdığı üzere okyanus seviyeleri 19. Yüzyıldan bu yana 15-20 santimetre yükselmiş durumda. Bunun en az 1 ila 2 santimetresi ise doğrudan yer altı sularının yüzeye çekilmesi ve bu suların bir yolunu bulup okyanuslara akması.

Suya erişim

Giriş kısmında belirttiğim üzere su kıtlığı çatışmalarla da ciddi şekilde ilişkilendirilebiliyor. Bunun izleri Afrika ve Ortadoğu’da rahatlıkla görülebiliyor. Bu çatışmalı alanlardan birisi de Bereketli Hilal ve Türkiye’ye uzanan ucunca Türkiye’nin inşa etmiş ve etmekte olduğu Güneydoğu Anadolu Projesi.

Sorunlu alanlarının başında Afrika ve Nil Nehri yer alıyor. Nil Nehri Sudan, Güney Sudan, Burundi, Ruanda, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Tanzanya, Kenya, Uganda, Etiyopya ve Mısır’dan geçerek Akdeniz’e ulaşıyor. Afrika nüfusunun yaklaşık yüzde 40’ı Nil Nehri çevresinde yaşıyor. Ve Nil’in suyu Mısır-Sudan, Sudan-Güney Sudan, Güney Sudan-Etiyopya arasında sürekli bir sürtüşme konusu oluyor.

Mısır’ın resmi verilerine göre Mısır’ın tükettiği suyun yüzde 94 ila 99’unu doğrudan Nil’den alıyor. Bu sebeple Nil Nehri’nin akış rejimi Mısır için ulusal güvenlik sorunu. Fakat Arap Baharı yaşanırken Etiyopya Büyük Etiyopya Rönesans Barajını (Grand Ethiopia’s Renaissance Dam) inşa etmeye başladığını duyurdu. Mısır Etiyopya’ya askeri müdahalede bulunma tehdidinde bulunsa da sonradan iki devlet Nil Nehri yönetimi altında orta yol bulmuşa benziyor. Fakat bu girişim bir de Mısır-Etiyopya çatışması yaratmış durumda.

Afrika Review’den Janet Otıeno’nun haberine göre ise Etiyopya’nın inşa etmek istediği tek baraj o değil. Etiyopya’nın, Kenya’daki Turkana Gölü’nün ana su kaynağı olan Omo Nehri’ne üzerine de bir baraj yapma planını açıklması geçen sene çevrecileri öfkelendirdi. Çevrecilerin iddialarına göre Omo Nehri’nin kuruması Turkana Gölü’nün kurumasına sebep olabilir.

Bütünlüğünü yüzde 90 oranında kaybeden Çad Gölü üzerinden ise Nijerya ve Kamerun kendi çatışma sahalarını buluyorlar. Zambezi, Cuito ve Senagal Nehirleri, Malawi, Tanzanya ve Mozambik arasında yer alan Malawi Gölü, Burnika Faso ve Gana arasındaki Volta Nehri ayrı ayrı çatışma bölgelerine dönüşüyor.

Konunun can alıcı kısmı su tüketimi ve suya erişim olsa da çatışmaların bir ayağı her zaman tarım ve hidroelektrik güç üretimi oluyor.

Sorunlu alanlardan bir diğeriyse İsrail ve Filistin. Abdelrahman Tamimi ve Sireen Abu Jamous’un bir çalışmalarında ifade ettikleri gibi Batı Şeria’nın ekonomisi çoğunlukla tarıma dayanıyor. Fakat 6 Gün Savaşı sonucunda İsrail kontrolüne geçen su kaynakları ne yazık ki eşit ve adil paylaşılmıyor. 1967 yılından beri su kaynaklarının çoğunluğunu İsrail ordusu kontrol altında tutuyor ve Filistin’in sarnıçlar, kuyular ve sulama sistemlerinden oluşan su altyapısının büyük kısmı yasadışı ilan edildiği için İsrail tarafından sistematik olarak yıkılıyor. Bu durum işsizliğe ve fakirliğe doğrudan katkıda bulunarak sorunu derinleştiriyor. Fred Pearce’ın Nehirler Kuruyunca kitabında buna oldukça çarpıcı bir isim vermiş durumda. Bu uygulama aslında bir su apertheid’ı.

 

Ali Serdar Gültekin

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on LinkedIn0Email this to someonePrint this page