Değişen iklime uyum ve kurumsallaşma – Ayşe Uyduranoğlu

İklim değişikliği, ekonomi literatüründe tipik bir piyasa başarısızlığı olarak kabul edilmekte ve bu piyasa başarısızlığını düzeltmek için hükümet müdahalesine gereksinim duyulmaktadır. 2014 yılında Dünya Ekonomik Forumu’nda iklim değişikliği ekonomileri tehdit eden ilk beş risk içinde sayılmış ve takip eden yıllarda da bu riske tekrar vurgu yapılmıştır. Hükümetlerin bu sorun ile mücadelede başarısız olduğu da ayrıca belirtilmiştir. Stern (2006), yılında hazırladığı rapor ile iklim değişikliğine karşı önlem alınmaması halinde ortaya çıkacak dışsal maliyetlerin küresel düzeyde Gayri Safi Yurt İçi Hasıla (GSYİH)’nın yüzde 5 ila 10’una denk gelebileceğini hesaplamıştır.

Ackerman ve Stanton (2008), Stern tarafından geliştirilen modeli kullanarak benzer hesaplamaları ABD için yapmış ve söz konusu dışsal maliyetin, GSYİH’nın yüzde 3,9’una tekabül edeceğini belirtmişlerdir. Maalesef bu hesaplamalar içinde iklim değişikliğine bağlı olarak ortaya çıkacak sağlık sorunlarının yol açacağı maliyetler yer almamaktadır. Bunların da yapılan hesaplara dahil edilebilmesi halinde ortaya çıkacak maliyetler çok daha yüksek olacaktır.

İklim değişikliği ile ilgili mücadelede iki temel yaklaşım mevcuttur; iklim değişikliğine neden olan sera gazı emisyonlarının azaltımı ve değişen iklime uyum sağlamak. Bu iki yaklaşım, birbirinin alternatifi değil tam tersi birbirini tamamlayıcı yaklaşımlardır. Ancak sera gazı azaltımı tartışmaları maalesef uyum tartışmalarını gölgede bırakmaktadır. Diğer bir deyişle uyum politikaları, tartışılması gerektiği kadar tartışılmamaktadır.

Uluslararası İklim Değişikliği Paneli’nin periyodik aralıklarla yayımladığı Değerlendirme Raporu, Türkiye’nin iklim değişikliğinden en çok etkilenecek ülkelerden biri olduğunu göstermektedir. Azaltım politikalarının etkili olabilmesi ancak sera gazı emisyonlarında çok ciddi düşüşler ile mümkündür. 2015 yılında Paris’te düzenlenen 21. Taraflar Konferansı’nda mutabık kalınan Paris Anlaşması, sıcaklık artışının bu yüzyıl sonuna kadar 1.5 hatta mümkünse 20C ile sınırlandırılmasını gerekli kılar. Ancak Kyoto Protokolü’nden farklı olarak, ülkelere sayısallaştırılmış bir indirim zorunluğu getirilmemiştir. Tam tersi ülkeler bu konuda serbest bırakılmıştır. Ülkeler, kendi azaltım miktarına karar verebilecektir. Ancak ne kadar azaltım yapacaklarını beş yılda bir gözden geçirerek, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Sekreteryası’na rapor etmekle yükümlüdürler. Dünyanın en büyük kirleticisi konumunda olan ABD’de Trump’ın başkan seçilmesi ile ABD’nin Paris Anlaşması’ndan çekilmesini de gündeme gelmiştir. Bütün olup biten bu gelişmeler, değişen iklime uyumu daha önemli hale getirmektedir. Diğer taraftan iklim değişikliğinin yol açabileceği sorunlar, henüz katastrofik düzeyde olmasa bile farklı bölgelerde farklı şekilde tecrübe edilmektedir. İklim değişikliğine bağlı olarak yaşanacak farklı sorunlar, iklim mültecileri sayısının dramatik bir şekilde artmasına yol açacaktır. Çevresel Adalet Örgütü, önümüzdeki otuz yıl içinde bu sayının 150 milyon olacağını tahmin etmektedir. Bu durum, ciddi bir güven sorunudur.

İklim değişkliğine bağlı olarak ortaya çıkacak ekonomik kayıpları önlemek ve iklim mültecileri sorununun önüne geçmek için uyum politikaları şarttır. Uyum politikaları, ülkelerin kendilerini iklim değişikliğinin etkilerinden en az etkilenecek şekilde hazırlamalarıdır. İklim değişikliğine uyumda gelişmiş ülkeler, gelişen ülkelere göre çok daha avantajlı durumdadırlar. Gelişmiş ülkelerin neden daha avantajlı olduğunun nedenleri mali kaynaklar, teknoloji, enformasyon ve tecrübe, sosyal altyapı ve kurumsallaşma olarak belirtilebilir.

Bunlar içinde kurumsallaşma önemli bir role sahiptir. Ünlü tarihçi Yuval Noah Harari, Hayvanlardan Tanrılara adlı kitabında bir zamanlar denizlerin hakimi, eski başat güç olan İspanya’nın üstünlüğünü kaybetmesinin ve finans alanında Hollanda’nın ön plana çıkmasının en önemli nedeninin, İspanya’nın kurumsallaşamaması olduğunu belirtir. Biz de yakın bir geçmişte aslında konunun ne kadar önemli olduğunu birebir tecrübe ettik. 2000 yılında Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu’nun kurulması ile bankacılık sektörü daha ciddi kural ve denetlemelere tabii tutulmuştur. Bu yapılanma Türk Bankacılık Sistemi’ni kuvvetlendirerek, hali hazırda var olan sorunlara çözüm olmuştur. Değişen iklime uyum, bir çok ülkenin bu politikaları ne kadar ciddi uyguladığına bağlı olarak ülkelerin ekonomik açıdan avantajlı ya da dezavantajlı duruma geçmesine neden olacaktır. Ayrıca ülkelere dışarıdan gelen yatırım konusunda da belirleyici olacaktır. Neticede yatırımcılar, yatırım yaptıkları ülkede her anlamda istikrar görmek isterler. Bir diğer deyişle olası riskler, yatırımcıların kararını olumsuz etkileyecektir. İklim değişikliğine uyum, önümüzdeki yıllarda çok daha önemli hale gelecek ve ekonomik ve politik istikrarı sağlayan koşullardan biri olacaktır.

Yabancı yatırımcıların yaptıkları yatırımlara ilave olarak, Türkiye’de hem kamu kurumları, hem özel sektör tarafından yapılan bir çok proje, yabancı kurumların finansmanı ile gerçekleşmektedir. Uzun vadeli, düşük faizle alınan krediler elbette kredi başvurusu yapan kurumların tercih ettiği kredilerdir. Yabancı kurumlar, kredi başvurularını değerlendirirken kredi kuruluşları tarafından o ülkeye verilen kredi notunu da dikkate alırlar. Kredi değerlendirme kuruluşları iklim değişikliğinin oluşturduğu riskleri de dikkate alarak değerlendirme yapacaklardır.

Türkiye’nin çok detaylı bir risk haritasına gereksinimi vardır. Riskler belirlendikten sonra uyum politikalarının uygulanabilmesi için kurumsal alt yapının oluşturulması ve kapasitenin güçlendirilmesi hayati önem arz eder. Tarımda sürdürülebilirliğin sağlanması, ortaya çıkabilecek yeni sağlık sorunlarının belirlenmesi, verimli su kullanımı, su taşkınlarının önlenmesi, hava kirliliğinin asgariye indirilmesi, ekosistem ve biyolojik çeşitliliğin mümkün olduğunca korunması uyum politikalarına birer örnektir. Belirlenen uyum politkaların hayata geçirilemesinde kurumsallaşma yadsınamaz bir öneme sahiptir.

Kaynaklar:

Ackerman, F., ve Stanton E.A., 2008. The cost of climate change: What We’ll Pay if Global Warming Continues Unchecked, NRDC, New York.

Stern, N., 2006. The Economics of climate change: The Stern review. Cambridge University Press, Cambridge.

 

Doç. Dr. Ayşe Uyduranoğlu

Bilgi Üniversitesi Çevre, Enerji ve Sürdürülebilirlik Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on LinkedIn0Email this to someonePrint this page