Köşe Yazıları

COP23 ‘ün ardından: ‘’Ben bu oyunu Bozarım’’, bozamadı… – Menekşe Kızıldere

6- 17 Kasım arasında süren, Almanya’nın Bonn kentinde yer alan, Fiji başkanlığında ama özde Almanya tarafından yürütülen 23. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (BİMÇDS )taraflar konferansı (conference of parties, COP) sona erdi.

Badgelerimiz (giriş kartları) ile akşam yemeklerimizi yediğimiz ve dans ettiğimiz ve hatta bazen uyuduğumuz koşturması bol bir COP daha sona erdi. Biri bitip öteki başlayan yan etkinliler arasındaki koşturmacalar, ülke standlarındaki yerel kültür şovları ve bedava yiyecek içecek koşturmacası, genelde aynı sözlerin söylendiği ama yine de her nasılsa herkesin 4.dakikadan sonra bip bipplere rağmen konuşmasını sürdürdüğü ana görüşme oturumları, iklim olağan şüphelisi çok uluslu şirketlerin tatlış eğlenceli aksiyonlu etkinlikleri, bu yıl birbirinden uzak yerlere kurulan salonlar arasındaki bisiklet ve shuttle koşturmacası, geciken trenler, hiç tanımadığınız mavi, sarı, pembe badgerli insanlarla sanki yıllardır omuz omuza iklim mücadelesi veriyormuş gibi  yapılan small tallklar ve dedikodular hepsi bu yıl da sona erdi.

Ben kapanışı Etiyopyalı bir grup teyze ile Aşk-ı Memnu dizisini ve Kıvanç Tatlıtuğ’u konuşarak yaptım. Sayın Tatlıtuğ’un Ortadoğu ve Afrika’da nerede seçime girse başkan seçilme potansiyeline değinmeden geçemeyeceğim. Günün birinde Leonardo DiCaprio gibi iklim değişikliği işlerine girişirse hedef olarak bu bölgeyi seçmesini öneriyorum kendisine. Türkiyeli ünlülerin iklim değişikliği liderliği potansiyelini bir kenara bırakıp bu yılki iklim zirvesini ve Türkiye’nin durumunu iki haftaya bölerek aktarmak istiyorum. Şunu belirtmeliyim ki, önemli raporlar ve çıkışlar dışında genellikle insan hakları ve toplumsal cinsiyet konularını takip etmeye çalıştım. Bu konuları kayırdığımı düşünürseniz haklısınız, evet kayırıyorum.

Bir Fiji deyişi olan ‘talanoa’ arka planda bir şeyler gizlemeden hikaye anlatmak, konuşmak demek. Hatta konferansta çeşitli performanslar ve sözler için bir talanoa alanı bile kurulmuş durumda. Geçen yılki ‘kolaylaştırıcı diyalog ise yerini ‘talanoa diyaloğuna’ bıraktı.

Talanoa teması biraz da bu şeffaflık arzusunun simgesi gibi asında. Bu yıl COP alanı daha çok yan etkinliklerin yapıldığı ve ülke standlarının olduğu Bonn Zone ve Bonn’daki Birleşmiş Milletler binaları ve eski Almanya Parlamentosu’nun binasının kullanıldığı Bula (Fiji dilinde Merhaba) Zonn diye ikiye ayrılmıştı. Görüşmeler ve basın açıklamaları hatta medya merkezi Bula Zonn’da yer almaktaydı. Bu durumda Bonn Zone’un hakimi Fiji ve Bula Zone’un hakimi ise Almanya idi bile denebilir. Fiji başkanlığını görüşmelerde hissedemesek de özellikle ülke standları için ayrılan Bonn Zone’da her yerden çıkma ihtimali olan yarı giyinik şarkılı türkülü Fiji kültür şovları ile hissediyorduk. Almanya arka planda tüm görüşmelerin liderliğini yapadursun Fiji şovların başkanlığını yapıyordu. Hatta talanoa alanında gerçek Fiji çiçeği ve ağacı bile vardı.

COP23 ‘te ne oldu sorusunu bir takım alt sorular ve cevaplar ile aktarmaya çalışacağım    

     1. Gezegenin Trump talihsizliği sonrasında iklim görüşmelerinin son politik durumu nedir?

Bu yılki taraflar konferansı mottosu ‘’ Further, Faster Ambition Together’ yani hep beraber daha hızlı ve daha ileri.

Bu motto 2. yaşına giren Paris Anlaşması’nın artık bir geçerliliği olması için tarafların hızlanmasına yönelik bir ivme dokunuşu aslında. Çok geniş ve hukuksal olarak bağlayıcı olmayarak yoluna başlayan anlaşma artık yavaş yavaş tarafları sıkıştırmaya başladı. Üstelik anlaşma ile birlikte açılacak bir çok pazarda ciddi kar gören özel sektör ve özellikle çok uluslu enerji firmaları bu daralan alanda bir an evvel pazar paylarını yükseltme çabası içindeler. Bu da çok uluslu büyük şirketlerin olduğu ülkeleri proaktif bir şekilde karar mekanizmalarını etkileme çabasına sokuyor. Bu çaba ülke çıkarları açısından herkes için aynı sonuç demek olmadığı için bazı kararlar etrafında bazı ülkeler tek oya rağmen daha ‘eşit’ pozisyonda olabilmekte.

Bonn tam da bu ‘eşitlik’ için bir mücadele alanı. 2015’te kabul edilen anlaşma’nın teknik detaylarının görüşmesi 2018 yılına ertelenmişti. Önümüzdeki yıl Polonya’da yapılacak taraflar konferansında tüm hesapların kapatılması öngörülmekte. Bu yıl aslında Paris Anlaşması’nın çalışma programı hazırlanmakta. Bu program Paris Anlaşması Kurallar Kitabı olarak da adlandırılmakta. Paris her ne kadar kural koymasa da politik ve ekonomik olarak müdahillik gerektiren program bir çok ülke açısından bağlayıcı olacak.

Geçtiğimiz yıl Marakeş’te iki oturumda Paris Çalışma Programı görüşülmeye başlanmıştı. Ardından COP23 öncesi toplantılarda özellikle Mayıs ayındaki Bonn toplantılarında program tekrar görüşüldü. Kurallar kitabı COP24’e kadar tamamlanmış olmalı. Her ne kadar ABD’nin anlaşmadan çekilme kararı olumsuz bir etki yaratsa da Paris Anlaşması’nın yürürlüğüne yönelik program planlandığı gibi ilerlemekte. Üstelik konferansa katılan ABD delegasyonu ülke içi demokrasiden aldıkları güçle her ne kadar üst yönetim tam tersi davransa da yereldeki bağımsız otoriteler olarak Paris Anlaşması’nın arkasında olduklarını bildirmekteler. Tüm toplantılarda ABD heyeti iklim mücadelesi kararlılıklarını vurgulamakta.

COP23 ‘ün en enteresan politik olaylarından biri Suriye’nin anlaşmaya taraf olması oldu. Böylece ABD üst yönetimi bu konuda yalnız kaldı. ABD ise iki farklı kutupta varlık gösteriyor izlenimi yaratmakta. Yerel yönetimleri birçok yerde hala varız dese de Merkez Yönetim Trumpvari şovlarla kendini göstermeye devam etti. Örneğin Kaliforniya’nın Terminatör Valisi Arnold Schwarzenegger, Dünya Sağlık Örgütü ile yapılan bir yan etkinlikte ‘hastala vista baby kömür’ derken ABD merkez yönetimi temiz kömür ve nükleerin faideleri üzerine bir yan etkinlik düzenlemekteydi. Bu yan etkinlik başta ABD’li katılımcılar olmak üzere COP23 katılımcıları tarafından dillere destan bir eylem ile protesto edildi. Hınca hınç doldurulan salon, oturum başlar başlamaz hep birden ayağa kalktı ve marş söyleyerek oturumu terk etti. Kimse kalmayınca da oturum gerçekleşemedi. İşte gerçek rest ve terk ediş budur.

Paris Kurallar Kitabı sindire sindire görüşülürken sokaktaki heyecan görüşmelere pek yansımadı. Kendi koalisyon dertleriyle muzdarip Almanya, kendini tekrar edip beklenen adımları atmazken, bol pudralı bir şovla gelen Emmanuel Macron ise daha 2015 yılında Fransa’nın her yerde dile getirdiği karbon vergisi fiyatını dillendirdi temcit pilavı misali.

Bunun yanında Fransa’nın nükleerden çıkış planlarına ilişkin tek bir ses bile duyulmadı. Karbon liderlerinin zayıf kalışı elbette herkesi etkilemiş oldu. Maalesef bu yılki ileri, hızlı ve beraber mottosu pek tutturulamadı. Eski hesaplar istenildiği gibi kapatılamadı ve birçok konunun danışma süreci kapatılırken kararları sonraki COPlara bırakıldı.

     2.Şovların başkanı Fiji temsil ettiği iklim mağduru ülkelerin durumunu aktarabildi mi?

Taraflar konferanslarında ev sahibi ülkenin veya bölgenin politik öncelik ve aciliyetleri diğer konulara oranla ön plana çıkmaktadır. Bu konular ile ilgili daha fazla tartışmanın yürütüldüğüne şahit oluruz. Bu yılki ev sahibi Fiji de iklim değişikliğinden direk etkilenen ve en fazla zarar gören tüm ülkelerin bir temsilcisi aslında. Bu ülkelerin çoğu iklim değişikliğine insan katkısı bakımından etkisi en az olup, iklim değişikliğinden en fazla etkilenen ülkeler.

Fiji geçen yıl Winston Kasırgası’nda üke gayri safi yurt içi hasılasının üçte birini kaybetti. Fiji gibi iklim değişikliği ile birinci derecen yüz yüze olan ülkeler için görüşmeleri yönetmek oldukça önemli. Aciliyetlerini önceliklendirebilme için Bonn iyi bir fırsat. Bu ülkeler içinde bulundukları durumu tıpkı talanoa deyişi gibi yüz yüze ve açıkça diğer taraflara hem de insani bir dokunuşla iletmekteler,  aksi takdirde bu yılki konferans sadece teknik konuların ele alındığı bir konferans olacaktı.

Paris Kurallar Kitabı hazırlanırken iklim mağduru ülkeler Fiji önderliğinde şu konuların netleştirilmesini talep ediyor:

*2020’ye kadar iklim finansmanı altında söz verilen 100 milyar ABD Doları her yıl özellikle mağdur ülkeler ulaştırılmalı

*iklim risklerinin yönetilmesi ve iklim direnci oluşturulması karara bağlanmalı

*ülkelerin bildirdiği karbon azaltım taahhütleri (NDC) revize edilmeli

Bunun yanı sıra kayıp ve zararlar için kurulan mekanizmanın da tam tam destek alması gerektiği vurgulanmakta.

Fakat görüşmeler boyunca ne kayıp-zarar konusu ne de finansal beklentiler istenildiği gibi ortaya konulmadı. Kendini tekrar eden tartışmalar ve konuşmalar ek olarak sadece konunun önem ve ehemmiyeti vurgulandı çok kez. Ben bu konuşmaları müsaadenizle ‘climatewash’ (iklim yıkaması) olarak adlandırmak istiyorum. 

     3.Hak, hukuk, eşitlik taleplerinden ne haber?

Bu yıl da heyecanla neredeyse tüm toplantılarını takip etmeye çalıştığım konular insan hakları ve toplumsal cinsiyet eşitliği oldu.

İnsan hakların sözünün Paris Anlaşması’nda yer alışı aslında anlaşma’nın en büyük başarısı. Bu yıl görüşmelerde İnsan Hakları Evrensel Sözleşmesi altında, insan hakları Paris Kurallar Kitabında anlaşma’nın kendisinden daha net bir şekilde yer alacak gibi.

COP23’te buna ilişkin bir karar alınmadı fakat özellikle sivil toplum COP23 boyunca bu alanda oldukça radikal örneklerin olduğu etkinlikler yaptı. Devletlerine iklim değişikliğine sebep olmaktan dava açan iklim mağduru ülke vatandaşları, kuşak hakları ihlal edildiği için kendi devletlerini dava eden çocuklar ve gençler, çok uluslu büyük şirketlere dava açan yerel halklar birebir konuşma ve mücadelelerini nasıl bir adım öteye götürdüklerini anlatma fırsatı buldu.

Beni en çok bu toplantılar mutlu etti. En gerçek sözleri burada duydum üstelik sadece durumun vahametini anlatmayıp hesabını da soran üzgün ama bezgin değil öfkeli insanları görmek umutlandırdı.

10-11 Kasım’da yapılan toplantı ve görüşmeler neticesinde özellikle kadın organizasyonları Toplumsal Cinsiyet Aksiyon Planı’nın Paris Çalışma Programında karar olarak yer alacağı müjdesini verdiler.

14 Kasım 2017’de günün sonunda yapılan son ana oturumda diğer başlıklar ile birlikte BİMÇDS uzunca bir zamandır tartışılan Toplumsal Cinsiyet Eylem Planı’nı (Gender Action Plan, GAP) kabul etti. Özellikle kadın organizasyonları ve sivil toplum kuruluşları bu alanda yıllardır böyle bir plan çıkması için mücadele vermekteydi. En sonunda bu mücadele geniş kapsamlı ve geliştirilmeye açık bir eylem planının kabul edilmesi ile ivme kazandı. Bu karar kesinlikle bu alandaki nihai  başarı değil çünkü alınacak o kadar uzun bir yol var ki. Bu mücadele temelde bir hak ve eşitlik mücadelesi bu sebeple tüm hak ve eşitlik mücadeleleri gibi karşısında çıkar odaklı iktidar sahipleri ile karşı karşıya. Üstelik bu durumda  bir de  ‘erkeklik’ ve sinsi cinsiyetçilik de bu iktidarın tam kalbinde yer almakta. Kadınlar, sadece kendi adlarına değil toplumsal cinsiyet eşitliği adına zor bir kazanım elde ettiler.

“Peki nedir bu eylem planı ve daha öncesinde nedir bu cinsiyet iklim bağı?” çok kısa bir şekilde buna değineyim.

Kadınlar iklim değişikliği ile mücadele de, politika, bilim, görüşmeler, savunuculuk ve finansal çözümlerde başlıklarında da eşit haklar talep ediyor. Bu alandaki en temel eşitsizlik temsiliyet konusunda. Kadınların yerine, sadece erkelerden oluşan grupların konuştuğu karar aldığı o kadar çok yaşandı ki. Kadınların özne değil araç hatta meta olduğu o kadar çok oldu ki. Teknik konularda dışarıda bırakıldıkları hatta uzun ve saçma açıklamalara maruz kaldıkları o kadar çok oldu ki… Bu yüzden öfkeliler. İklim değişikliğine karşı mücadele için çaba gösteren kadınlar bu sebeple daha fazla öfkeliler. Aynı mücadeleyi aynı çabayla verirken neden eşit değiliz, diye sormakta çok haklılar. Hem gezegeni yok edip hem de bizi yok saymaya devam edemezsiniz demekte çok haklılar.

Toplumsal Cinsiyet Aksiyon planı bir SB46 uygulaması olarak COP22’ye sunuldu. COP22 ise Lima Kararlarını 2019’a kadar uzatma kararı aldı. Ardından yapılan iki günlük bir çalıştay ile Aksiyon Planı oluşturuldu. Bu çalıştaya ise hem BİMÇDS hem kadın Organizasyonları katıldı.

Aksiyon Planı hedefleri şu şekilde belirlendi;

  • Bu alanda kapasite geliştirme, bilgi paylaşımı ve iletişim geliştirme
  • Cinsiyet eşitlikçi katılım ve kadın liderliğinin desteklenmesi
  • BİMÇİDS ve BM arasında bu kararlar ile ilgili olarak en yeni ve ilerici kararın kabulü bağlantısı
  • Cinsiyete duyarlı uygulamalar ve Paris’in uygulanmasında cinsiyete duyarlı kararların alınması
  • İzleme ve raporlama.

Aslında bu plan toplumsal cinsiyet politikasını ana akımlaştırıp tüm kararlarda gözetilmesini hedeflemekte. Ayrıca cinsiyet hassasiyeti olan iklim aksiyonu ve iklim politikası da ana hedeflerinden birisi. Bu plan ile birlikte tüm BİMÇDS mekanizmaları uzun vadede etkilenecek. Üstelik daha önceki kararlar gibi alınıp bir köşede tutulacağa da benzemiyor.

Toplumsal cinsiyet sürekli finans konusu ile birlikte karşımıza çıkmakta. Geçtiğimiz konferanslarda iklim finansmanı konusu ile birlikte ele alınmaktaydı bu yıl ise durum daha da somutlaşmış bir halde. Artık proje kredilendirmede şart olan toplumsal cinsiyet faydası kriteri bir kredi standardına dönüşüyor. Hatta buna ‘gender credit’ (cinsiyet kredisi) adlandırması bile yapanlar var.

Bu konuda en profesyonel yaklaşımı ise WOCAN isimli kurum geliştirmiş durumda. Kadınlara yönelik geliştirilen program ve projelerin, kadınların hayatına pozitif etkisini ve artı değerlerini ölçmek için W+ isimli bir standart geliştirmişler. Şimdilik bu standart kredilendirme için sınırlı sayıda kullanımı olan bir standart gibi gözükse de aslında bu alanın finans alanı ile nasıl hızla iç içe  girdiğine çok iyi bir örnek.

İklim finansmanına kim ulaşır tartışmaları bir tarafa, iklim finansmanına nasıl ulaşılır için oldukça açıklayıcı. Belki de gelecek birkaç yılda iklim finansmanına ulaşmak, toplumsal cinsiyet kriterlerini sağlamadan mümkün olmayacak. Tabiki bu gelişmeler bir taraftan endişe de vermekte. Hem iklim hem kadınlar için samimi çözümler yerine tamamen pazar odaklı çözümler sunması ve kadın sorunlarının finansal bir araca dönüşmesi tehlikesi var.

Üstelik genderwash (cinsiyet yıkaması) potansiyeli de oldukça yüksek olan bir tartışma bu. Yine de iyi ki kadınlar var. COP23 en güzel sonucu cesur kadınların çabası ile ortaya çıkan bu karar oldu.

  1. BİMÇİDS’nin Tatar Ramazan’ı Türkiye bu oyunu bozabildi mi?

 Türkiye’nin çözülmeyen iklim finansmanına erişim talebi henüz görüşülebilmiş değil. Almanya Bonn’da Türkiye’nin bu sorunu için arabulucu olma görevini üstlendi. Fakat Türkiye’nin bu talebine Başta Brezilya ve G77 ülkeleri olmak üzere birçok iklim fonundan faydalanan ülkeler şiddetle direnç göstermekteydi. Yeşil İklim Fonu pastasından alacakları payı nüfus ve ekonomik potansiyeli açısından orta boy bir dev olan Türkiye ile paylaşmayı istemiyor bu ülkeler. Fakat COP24 öncesi Paris Çalışma Programı işlemeye başlarken kimse geçmişten gelen sorunların hızlı ve tutkulu gidişi gölgelemesini istememekteydi.

Hem BİMÇDS, hem ilgili ülkeler çözüm ne yönde olursa olsun çözümsüz kalmak istemiyordu. Bu sebeple ikinci hafta Türkiye’nin önüne, finans sorununu çözmek üzere hiçbir COP’ta görülmemiş özel bir Türkiye kararı taslağı geldi. Üç maddelik taslak Türkiye’nin tam olarak Yeşil iklim Fonu’na ulaşımını sağlamasa da bu fonun diğer işbirliği ya da ortaklıklardaki fonlara engel olmayacağını karar altına alıyordu. En önemlisi yılardır bitmeyen EKler sorununu, özel koşullarını bir COP kararı ile tanıyarak çözmüş olacaktı. Bu taslak büyük fon sağlayıcılarının desteği ve arabulucu Almanya’nın çabası sonucu ilgili taraflara sunulmuştu. Fakat fon pastasını paylaşmayı istemeyen başta Çin ve Brezilya yanlarına G77 birliğini de alarak karşı çıktılar ve bu karar alınamadı. Arabulucular bu tarafları ikna edemedi. Türkiye ise Yeşil İklim Fonuna tam üyelikte ısrar ederek orta yolda buluşmadı.

Türkiye Delegasyonu geçmiş COPlarda olduğu gibi son kez söz aldığında gücenmişliğini ifade etti ve çözümsüzlüğe karşı Paris Anlaşması’nı parlamentosundan geçirmeyeceği kartını tekrar açtı. Türkiye’nin Paris’i uygulamaya alması BİMÇDS ya da her bir tarafı ne kadar ilgilendirir tartışılır fakat ABD’nin Star Wars kahramanı Anakin Skywalker (Darth Vader) kadar yalnızlaştığı bu Paris’ten çıkış şartlarında BİMÇDS karanlık tarafa destekçi kaptırmak istemiyor ve Türkiye’de bunun nasıl bir hazin yalnızlık olduğunun farkında.

Türkiye kendisi ile aynı ekonomik şartlara sahip Brezilya ve Çin’in ulaşabildiği fonlara ulaşırken Yeşil İklim Fonu’nun ayak bağı olmaması talebinde son derece haklı. Ekler düzeni ve arafta kalmış özel şartlar hali ile grupsuz ve yalnız bırakılmış olmanın isyanında da haklı. Tatar Ramazan edasıyla bunu ifade edişi de haklı fakat Türkiye’nin kendi içindeki iklim politikası ve otoritelerin farklı çıkar ve taleplerinin çatışması sebebi ile bir devlet olarak net ve kapsayıcı bir politika izleyememesi elini zayıflatıyor.

Özellikle Sayın Çevre Bakanı Özhaseki’nin COP sonrası demecine ilişkin haberlere bakınca durumun vahameti daha da ortaya çıkıyor. Yanlış bilgiler, bükülmüş politik ifadeler ve en tehlikelisi dış politikada prestij meselesi de olan bir konunun iç politika sularına çekilmesi…

Bu tehlikeli sulardan ivedilikle sağlam bir iklim politikası ve sorunların çözülmesi için doğru stratejilerin izlenmesi koşullarına dönmek gerekli. Aksi takdirde Türkiye’nin COP mottosu olan ‘discover the potential’ (potansyeli keşfet) beklentisinin, yine bir Star Wars Filmi mottosu olan ‘dark side awakens’ (karanlık taraf uyanıyor) sonucuna ulaştığına üzülerek şahit olacağız.

Bir koca COP23 özeti olduğu için uzun oldu, sonun kadar okuyanlara minnet ve şükranlarımı özellikle iletiyorum.

Umutla…

 

Menekşe KIZILDERE

Kadın iklim aktivisti / mühendis