[Babil’den Sonra] İmroz’da bir bozlak ustası

Anadolu erenlerinin son nefeslerinden Ali Ekber Karakuş birkaç gün önce, 14 Kasım akşamı 18.20’de İzmir’de hakka yürüdü. Bedeni 15 Kasım’da Egekent Cem Evi’nden uğurlandı ve Ulukent mezarlığında doğaya- börtü böceğe emanet edildi. Yanına da oğlu Cemal’in Abdal Musa’dan getirdiği yedi elma bırakıldı.

1985’den beri hemen her yıl İmroz’a (Gökçeada’ya) giderim. Ali Ekber amcayla da 2000 yılında Muammer Ketencoğlu’nun Tepeköy’de vereceği bir konser için adaya gittiğimiz sırada tanışmıştım. Kaleköy’de bir lokantada Muammer ve arkadaşlarımızla oturuyorduk. Kalabalık bir gruptuk. Bir ara birisi masamıza bir poşet İmroz üzümü bıraktı. Cemal Karakuş’u ilk o gün tanıdım. Ertesi gün buluşmak üzere sözleştik. Sabah ilk işimiz Kaleköy plajında yer alan Jandarma kampının arkasındaki düzlüğe kurulu çadırlara gitmek oldu. Cemal Karakuş’u bulduk. Ali Ekber amcayla ve Cefayil anayla, Mine’yle ve diğer dostlarla o gün tanıştık. Ondan sonra İmroz benim için daha bir anlam kazandı. Sonra birçok defa Ankara’da veya İmroz’da bir araya geldik.

İmroz,  Kastro (Kaleköy), 2011

Ali Ekber amcayla adada üzüm topladık. Üzümlerden şarap yaptık. İçtik, muhabbet ettik, türküler söyledik, gezdik, dolaştık, deniz kenarına, adanın acı- hüzün kokan eski köylerine gittik.

İmroz,  Agridia (Tepeköy), 2011

Ali Ekber Karakuş 1932 yılında Çorum-Alaca’nın Harhar köyünde dünyaya gelmiş. Müzikle tanışması da 1945’li yıllarda yöre sanatçısı Âşık Hüseyin Çırakman’ın çevresinde gelişen dost meclislerine katılmasıyla başlamış. Ritm çalar, dem tutarmış. O yaşlarda Çerkes düğünlerine de ritm çalması için davet edilirmiş. Oğlu Cemal’in anlattığına göre Ali Ekber amca Çerkes oyunlarını da çok güzel oynarmış.

Ali Ekber amca 1955’de Devlet Demiryollarında santral memuru olarak çalışmaya başlamış. Mors alfabesi öğrenmiş, teleks ve telgraf kullanmış. O yıllarda bütün devlet memurlarına ilk yardım öğretilirmiş. Cemal’in anlattığına göre Ali Ekber amca öğrendiklerini her zaman cesaretle kullanmış, insanları hayata tutundurmuş.

Sonra demiryolları hastanesinde çalışmaya devam etmiş. Oradan da emekli olmuş.

Ankara’da yaşadığı yıllarda da müziğin peşinden gitmiş. Birçok halk müziği sanatçısını da orada tanımış. Bu isimlerden birisi de Feyzullah Çınar’mış.

Emekli olduktan sonra 30 yıl boyunca hep çalışmış milli piyango bileti satmış, manavlık yapmış, baca temizleme işine girmiş. Hepsinin çok güzel, esprili hikâyeleri de var.

İmroz, Agridia (Tepeköy), 2011

Bugün Açık Radyo(94,9) Babil’den Sonra programında Ali Ekber amcanın 2011 yılının gri, soğuk ve rüzgârlı bir sonbahar gününde İmroz’da soba başında buluştuğumuz bir dost meclisinde yaptığım ses kayıtlarını dinleteceğim.

O gün ona bağlamasıyla arkadaşımız Murat Işık eşlik etmişti. Ali Ekber amcanın bugün de İmroz’da yaşayan oğlu Cemal Karakuş ve adaya İstanbul’dan birlikte gittiğim arkadaşım Ali Rıza Özkan ile ben de o gün meclisi tamamlamıştık. Unutulmaz bir gündü benim için.

Çankırı’dan, Kırşehir’e, Çorum’a, Erzincan’a; Malatya’dan, Yozgat’a kadar birçok yerden türküler söyledi Ali Ekber amca. Feyzullah Çınar’dan, Küçük Satı’dan, Âşık Hüseyin Çırakman’dan, Şemsi Yastıman’dan, Sefil Selim’den, Ekrem Çelebi’den, Kul Hüseyin’den, Neşet Ertaş’tan dinlediği, öğrendiği, bildiği türkülerdi bunlar. Onlarca türkü kaydı yaptım o gün. Kayıt kalitesi çok çok iyi olmasa da bu güzel yürekten çıkan bu güzel sesin geride bir kaydının kalması iyi oldu. İlk işim bu kayıtları CD’lere çekip herkese dağıtmak olacak.

2012 yılında Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi’ni kurarken aydınlardan-sanatçılardan yüzlerce destek yazıları gelmişti. Doğa tutkunu Ali Ekber amca ve oğlu Cemal de canı gönülden yazdıkları yazılarıyla bizi onurlandırmış, cesaretlendirmişlerdi.

Sonra uzun süren bir hastalık dönemi başladı onun için. Artık türkü söylemekte zorlanıyordu. Yıllardır öğrendiği türkülerini yazdığı defterini de o günlerde Satılmış Dede’ye emanet etmişler.

Çeşme, Alaçatı, Germiyan Köyü, 2014

2014 yılında Çeşme-Germiyan Köyü’nde yaşadığım günlerde İzmir’den beni ziyarete gelmişlerdi. Kızı Mine’nin rahatsızlığı ilerliyordu. Önce Mine hayata veda etti. Geçen gün de Ali Ekber amcayı hakka uğurladık.

Doğada hiçbir şey yok olmuyor. Başka bir şeye dönüşerek yaşamaya devam ediyor. Alevi inancında da ölmek- yok olmak diye bir şey yok. Yaşamın başka canlıların yaşamında devam ettiğine inanılır. O nedenle de insanın vefatı hayatının sonu olarak görülmez. Tanrısal öz taşıyan insanın, nurundan yaratıldığı hakka geri döndüğü, hakka gittiği kabul edilir. Mutlak ölüm yoktur, göçmek, sır olmak vardır. Aslına dönenin ondan sonraki hayatı, geride kalan bizler için bir sırdır, bilemiyoruz. Ama Ali Ekber amcanın doğanın-yaşamın döngüsüne karışan bedeninin- rüzgâra karışan ruhunun-sesinin yeryüzündeki yolculuğu sonsuza kadar devam edecek. Bunu biliyoruz.

İmroz, Gliki (Eski Bademli), 2011

Ali Ekber Karakuş’un anıları ruhumuzda, aklımızda; güzel insan yüzü her an gözlerimizin önünde; sesi-sözü kulaklarımızda; dokunuşu-kucaklamaları tenlerimizde sonsuza kadar kalacak.

Anadolulu hem şehrimiz yazar William Saroyan diyordu ki: Hiç kimse hakkında bir şey yazılmadan, söylenmeden bu dünyadan gitmemeli. Ben de bugün buraya Ali Ekber Karakuş’u yazmak istedim. Onun hakkında daha çok şeyler yazacak-söyleyecek olanlar vardır elbette.

“Kimseye yük olmadı. Hep başkalarını düşündü.” diyordu oğlu Cemal. Öyle ki, sözlü vasiyetinde ben nerede ölürsem beni orada toprağa verin diyormuş. Geride kalanlara, sevenlerine “Beni oradan oraya taşıma külfetini yaşamayın!” diyor yani. Öyle de oldu. 14 Kasım’da İzmir’de hayata veda etti ve Ankara’da veya İmroz’da değil, hemen oracıkta İzmir- Ulukent mezarlığında doğaya- toprağa emanet edildi.

Ruhu şad olsun Ali Ekber amcamın. Onun hizmet ettiği gerçeklerin demi her zaman bizlere kılavuz olsun.

 

Ercüment Gürçay

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on LinkedIn0Email this to someonePrint this page