Yeni rant alanı: Tarım alanlarını özel şirketler ilaçlayacak – Göknur Yumuşak

Ülkemizde bütün bölgelerde  köylülerin topraklarını şirketler satın alıyorlar . O şirketlerden zaman içerisinde çok uluslu büyük şirketler satın alacaklar bu toprakları. Türkiye tarımı zaman içerisinde tıpkı Afrika ülkelerinde olduğu gibi tamamen çok uluslu dev canavar şirketlerin hegemonyasına girecek. Bu kaçınılmazdır. Gidişat onu gösteriyor. Tam hegemonya kurmak puzzleın bütünüdür. Bu yavaş yavaş uygulamaya konulanlarda ( tarım alanlarını şirketlerin satın alması ve zehir atmayı şirketlerin yapması vs.) puzzleın parçalarıdır.  Puzzle tamamlandığında artık bir karış toprağımız bir damla suyumuz kalmayacak. Tam bir hegemonya olacak. Her şeyi şirketlerden satın alacağız.

Tarım Bakanlığına bağlı İzmir Tarım İl Müdürlüğü 9 Kasım 2017 Perşembe günü İzmir’in Menemen ilçesi Ticaret Odası salonunda “Tarım ve Çevre“ konulu bir panel düzenledi. Bizi de (EGEÇEP-  Ege Çevre Platformu) çağırdılar. Ben de panele katıldım.

Panele İzmir Tarım İl Müdürü,  Şube müdürleri ve diğer teknik elemanlar, Menemen ticaret odası üyeleri ve az sayıda çiftçi ve birkaç doğa dostu katıldı.

Gediz havzasından doğru çevre sorunlarına dikkat çektiler güya. Güya diyorum çünkü tarım ve çevre ilişkisinde en önemli kirleticiler “tarım zehirleri” ve “kimyasal gübreler”dir . Bunlar toprağı ve yeraltı sularını geri dönüşümsüz kirleterek “ekolojik dengeyi” tamamen bozuyorlar.

Örneğin halen Türkiye’de yaklaşık 70 milyonun tükettiği yoğun kimyasal gübre ve tarım zehriyle üretilen konvansiyonel tarım ürünlerinin üretiminde kullanılan tarım zehirleri yararlı bir çok canlıyı öldürerek ekolojik dengeyi bozuyor. Yine aşırı zehir kullanımı zararlı böceklerin bağışıklık sitemini güçlendiriyor zaman içerisinde. Böylece  daha fazla ilaç kullanımı gündeme geliyor. Çevreyi kirleten unsurlar örneğin termik santraller sadece bulundukları yöreyi yine aynı şekilde işletmeler vb. bulundukları bölgeyi kirletiyorlar. Oysa tarım zehirleri Türkiye’nin  her bölgesinde –yöresinde toprağı ve yeraltı yerüstü sularını geri dönüşümsüz kirletiyor. Hakkari’den Edirne’nin ücra bir köyüne kadar aynı şirket ürünleri aynı şekilde toprağı ve suyu zehirliyor.  Küresel düşündüğümüzde yine tarım zehri alanında dünyanın tek devi olan Bayer şirketi Güney Afrika’nın yasama başkenti  Cape Town’da da Dersim (Tunceli) Ovacık’ta da aynı tarım zehirleri kalıntılarıyla toprağı ve suyu kirletiyor .

Yani tarım zehirleri bütün bölgeleri ve ülkeleri kalıntılarıyla zehirliyorlar. Elbette bu şirketlere dur diyen yada mümkün olduğunca çok az zehir kullanana ülkelerde var.

İşte hal böyleyken kimyasal gübrelere biraz değinildi. Fakat tarım zehirleri pek konuşulmadı şöyle bir üstünden geçildi.

Örneğin panel başlamadan önce gösterilen görsel sunuda Gediz havzasındaki kirleticiler anlatıldı. Boş zehir kutularının çevreyi kirlettiği vurgulandı. Ama o kutuların içindeki zehirlerden hiç bahsedilmedi. Yani anlayacağınız çevreyi boş kutular kirletiyormuş sadece içindeki zehirler değil. İl müdürlüğü bu kutuları toplamak için projeler vs. hazırlıyor. Tarım zehirlerinin kalıntıları için proje yok bölgede.

Panelin açılışında Ticaret odası başkanı ve İzmir Tarım İl müdürü kısa birer konuşma yaptı.

Tarım İl Müdürü Musa Bakan

Tarım İl Müdürü Musa Bakan “Rabbim bize bu toprakları suları verdi kıymetini bilelim ”dedi ve vatanseverliğe vurgu yaptı.

Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bitki koruma bölümü öğretim görevlisi Prof.Dr. Necip Tosun “Tarımsal uygulamaların çevre üzerine etkileri ve olası riskleri“ konusunda bir sunum yaptı. Konuşmasında daha çok tarımda kullanılan kimyasal gübrelere vurgu yaptı. Tarım zehirlerine artık bitki koruma ürünleri (bu zehir maddesidir ve hepsi insanı zehirleyip öldürür. Oysa bitki koruma ürünlerinden örneğin biyolojik ürünler kimseyi öldürmez zehir değildir.)  dediklerini söyledi ve zehirler konusunda fazla konuşmadı. Ancak tarım zehirlerinin kalıntı sorunları için tek çözümün tarım alanlarını şirketlerin ilaçlaması olduğunu söyledi. Yani 2 dekardan büyük tarlası olan herkes mecburen şirketlere parayla ilaçlama yaptıracak dedi. Bu konuda bakanlıkla Üniversite ortak çalışma yapıyorlar sanırım.

Ben panel sunularından sonra Necip hocanın bu çözümüne asla katılmadığımı dile getirdim. Bu uygulamanın zaten zor durumda olan  çiftçilere ek bir külfet getireceğini bunun  bitme noktasında ki çiftçiliğe darbe vuracağını belirttim. Bunu yerine kısa vade de çözümün  kötünün iyisi olan ve  halen ihraç ürünlerde uygulanan “iyi tarım uygulamalarına” geçilmesinin gerektiğini açıkladım.  Bunun daha doğru bir çözüm olduğunu açıkladım.

Necip hoca buna karşı çıktı şirketlerin ilaçlama yapması konusunda ısrarcı oldu. Nasıl ki evleri şirketler ilaçlıyor tarlaları da ilaçlarlar dedi. Çiftçiler ilaç atmayı bilmiyorlar şirketler bu işi daha iyi yaparlar dedi.

Peki çiftçiler ilaç atmayı bilmiyor tamam bu doğru. Tarım bakanlığının devasa bir eğitim kadrosu var bunlar ne işe yarıyor? Bunlar iyi tarım uygulamaları kapsamında bir paket programla çiftçileri bir çok konuda ve tarım zehirleri konusunda pekala eğitebilirler. Bunun için para harcamaya gerek yok. Zaten elemanlar her zaman köylere gidiyorlar. Araç var benzin var eleman var.

Örneğin ben son olarak Urla ilçe Tarım Müdürlüğü. Çiftçi eğitim ve Yayım Şubesi sorumlusuydum. Çok yetkim vardı. İstediğim eğitim çalışmasını yapabiliyordum. Çok eğitim çalışması yaptım Urla’da. Hiçte zor değil bu.

Eğer teknik eleman yeterli değil diyorlarsa artık daha fazla idari kadro (sürekli artan daire başkanı, genel müd.vb. kadrolar) yerine teknik eleman (Tarım Teknikeri ve Ziraat Mühendisi ) alabilir bakanlık. Onları eğitip bu işleri yaptırabilir pekala.

Ben bu uygulamayı hiç doğru bulmuyorum. Bunun bir çok sakıncası vardır. 80 milyon nüfusuyla ülkemiz gıda sektöründe çok büyük bir pazardır. Bu uygulama çok büyük bir rant kapısıdır. Kesinlikle bu uygulama yürürlüğe girmemelidir. Bizler Tarım zehirlerine dur de topluluğu olarak  bu işin takipçisi olacağız.

Diğer bir panelist Yrd.Doç.Dr. Hakan Çakıcı kimyasal gübrelerin toprak kirliliğine etkilerini konuştu.

Bitki besleme ürünleri (hormonlar) kimyasal gübreler ve tarım zehirlerinin toprağa ve suya etkilerini konuştu. Ağırlık olarak gübreleri konuştu ancak yine de zehirler konusunda bir şeyler söyledi. Yıllık ithal edilen kimyasal gübreyi açıkladı.

Yine panel sunularından sonra Hakan hocaya yılda kaç ton tarım zehri ithal ediyoruz bu rakamlar bellidir. Zaten hepsi dünyada tohum zehir ve insan ilaçları konusunda tek hakim olan dev canavar şirket Bayer’den alınıyor miktar bellidir dedim. Yıllardır sorarım bu soruyu yılda kaç ton zehir ithal ediyoruz diye ilk kez cevap aldım. İstatistik şubesi sorumlusuyken bir çok şeyin istatistiğini yapıyordum ama zehirlerin istatistik çalışmasını hiç yapmadık.

Hakan hoca yılda 40 bin ton tarım zehri ithal ettiğimizi söyledi.

Tarım İl Müdürlüğü elemanı, tarımsal biyoçeşitliliğin  korunmasında yerel tohum bankalarının rolü üzerine bir araştırma . Karaot köyü tohum derneği ve yöresi örneği konusunda bir tez çalışması olan Dr. Zerrin Çelik  ,klim değişikliği ve tarım ekonomisi konusunda bir sunum yaptı.

Dr. Zerrin Çelik

Küresel iklim değişikliği sera gazından çok etkileniyor Türkiye’de sera gazını enerji kaynakları salıyor dedi.

İklim değişiyor kayıplar ortada dedi. 150 milyon kişinin iklim değişikliğinden göç ettiğini vurguladı. Küçük çiftçilik desteklenmeli yerel tohumlar korunup gelecek kuşaklara aktarılmalı dedi. Doğal kaynakların hiç iyi kullanılmadığına ceza ve ödülün bu anlamda önemli olduğunu vurguladı.

İl Tarım Müdürlüğünde çalışan Ziraat Mühendisi Necmiye Uçar da uzun uzun bakanlığın mevzuatından ve İzmir bölgesindeki projelerden konuştu. Tarım zehirleri kalıntılarıyla ilgili hiçbir proje anlatmadı. Oysa kalıntı analiz laboratuvarları yapabilirler. Halen İl Müdürlüğü bünyesinde ki laboratuvar da sadece ihraç edilecek ürünler tahlil ediliyor. Örneğin ben  zehir kalıntısı olduğunu düşündüğüm bir ürünü bu tesiste tahlil ettiremem. Maaşımın 2 katını vermem lazım. Dolayısıyla Tarım zehri kalıntılarıyla ilgili bir çok proje olabilecekken bu konuda hiçbir şey yapılmıyor.

Bu panelde de gördüğümüz gibi bu sorunların sebebi çok uluslu şirketlerin dayatmasıdır. Çok ilaç ve kimyasal gübre satmaktır amaç. Tarım zehirleri ve kimyasal gübre kalıntılarının ekolojik dengeyi bozan en önemli unsurlardan olması küresel bir sorundur.

Ancak doğa ve insan dostlarının güç birliğiyle çok geç olmadan  çok uluslu şirketlere dur diyebiliriz. Evet tükettiğimiz besinlerde çok fazla zehir kalıntısı var. Bu konuda ülkemizde araştırma yapan tek bilim insanı Yrd. Doç Dr. Bülent Şık’tır ve görevinden alınmıştır. Bülent hocanın araştırma sonuçlarına bianet.org ta ki yazılarından ulaşabilirsiniz.

Mart ayında Güney Afrika’nın Cape Town kentine gittim. Oradaki gözlemlerimde Cape Town’ın Amerikan ve İngiliz şirketlerinin hegemonyasında olduğunu ve şirket tarımı yapıldığını ve bunun dışında  hiçbir üretim yapılmadığını gördüm. Bizim ülkemizin henüz kurtulma şansı var azda olsa.

Doğu’da Batı’da ülkemizde ki tüm doğa ve insan dostları ve  yaşam savunucuları  her şeye rağmen güç birliği yaparak   çok uluslu dev canavar şirketlere dur diyebiliriz . Ben buna inanıyorum. Ve umudumu asla yitirmeyeceğim.

 

Göknur Yumuşak  

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on LinkedIn0Email this to someonePrint this page