Günün ManşetiLGBTİ+Manşet

[Özel Haber] Nedir bu “homofobik GAP” davası?

Kamuoyunda “GAP davası” olarak bilinen ve çalıştığı şirketteki homofobik yaklaşımlar nedeniyle işinden ayrılmak durumunda kalan İstanbul LGBTİ gönüllüsü M.G ve İstanbul LGBTİ yönetim kurulu üyesi ve yerel yönetimler temsilcisi Ejder ile dava sürecini gönüllü muhabirimiz Irmak Keskin konuştu

***

Ejder, İstanbul LGBTİ yönetim kurulu üyesi ve yerel yönetimler temsilcisi, M.G., İstanbul LGBTİ gönüllüsü, bir araya geldiğimiz pek çok masa hep kahkahalarla geçti, bu sefer de ciddi bir mesele için konuştuk, çünkü LGBTİ+’ların uğradığı hak ihlalleri bitmiyor ve hepimizi bu şiddet döngüsünün içine çekmeye devam ediyor.

Birlikte güçlü olduğumuzu, yalnız olmadığımızı, her çıkardığımız ses ile bütün ihlallerin, şiddetlerin kabul edilemez olduğunu bir kez daha dile getirmek için 9 Kasım’da (bugün) gerçekleşecek olan davaya davet için sözü onlara bırakıyorum.

Nedir bu “homofobik GAP” davası?

Ejder: 10 yılı aşkındır Fiba Holding’e bağlı çeşitli mağazalarda görev yapan ve en son yine aynı şirkete bağlı GAP mağazasında mağaza müdürü olarak görev yapan derneğimiz gönüllüsü arkadaşımızın cinsel yönelimi öğrenildikten sonra sürekli sürgün hali yaşaması ve mağaza müdürleri toplantısında “Delikanlı ol” diyerek cinsiyetçi söylemler kullanılması istifaya götüren sürecin başlangıcı oldu.

10 Yıldır emek verdiği işinden tüm hakları gasp edilerek istifaya zorlandı.

M.G:  Gap’te 10 yıl çalışıp cinsel yöneliminin deşifre olmasıyla üst yönetim tarafından yapılan psikolojik taciz ve işten ayrılmaya zorlama baskılarına karşı 3 yıldır devam eden yasal haklarımı aramak için açılmış maddi ve manevi tazminat davasıdır.

İstanbul LGBTİ+ Derneği nasıl müdahil oldu dava sürecine?

M.G: İşten ayrılma sürecimde yaşadığım baskı ve içinde bulunduğum psikolojik durumu paylaştığım ve aktivisti olduğum derneğin davamı sahiplenmesi ve destek vermesi ile dahil olmuştur.

İstanbul LGBTİ+ Dayanışma derneği bir çağrı metni hazırlayarak imzaya açtı ve Türkiye’deki tüm LGBTİ+ dernekleri imzacı olarak basına servis ettik. Basının ilgisi oldukça yoğundu lakin memleketin değişen politik atmosferi yüzünden davamızın duyurularını biraz ötelemek zorunda kaldık.

15 Temmuz darbe girişimi sonrasında ise sürekli hakim değişikliği ile davamız oldukça uzadı. Dernek avukatı Eren Keskin‘in savunuculuğunu yaptığı davanın 5. duruşmasında artık bir karar bekliyoruz.

Ejder: Dernek gönüllümüzün Eren Keskin ile beraber 2015 yılında gasp edilen hakları için GAP mağazasına dava açtık.

İstanbul LGBTİ olarak bir  çağrı metni hazırlayarak Türkiye’deki tüm LGBTİ+ örgütlerinin imzasına açtık. Oldukça yoğun bir katılım ile kampanyamızı başlattık ve halen devam etmekte.

GAP dünyada LGBTİ+ dostu kampanyalar üretiyor, bu olay karşısında tutumları nasıl oldu?

M.G: GAP dünyanın pek çok ülkesine franchise veren bir markadır. Amerika’da eşcinsellerin de rahatlıkla alışveriş yaptığı ve çalışabildikleri bir marka olmasına rağmen Fiba holding’e bağlı Marka Mağazacılık A.Ş. bünyesindeki GAP Türkiye üst yönetiminin homofobik yapısı nedeniyle bu dava açılmıştır.

Ejder: M.G. yaşadığı bu mobbingi bölge müdürlerine ve şirketin genel müdürlerine aktarmasına rağmen istifa edene kadar bir dönüş olmadı. İstifa sonrası ise “Sana bunu hissettirdiğimiz için üzgünüz” diyerek yapılan açık baskıyı deşifre ettiler.

M.G: Amerika’daki rahatlığı ve farklı renkleri kendi bünyelerinde istemeyen zihniyetin bir belgesidir. Bu zihniyet ve yönetim tarzı böyle baskılar ve işten ayrılmaya zorlamalara neden olmaktadır ve olmaya devam edecektir.

GAP’ın marka standartları sadece ürün ve ekipman anlamında Amerika’nın istediği gibi Türkiye’de de başarıyla uygulanıyor. Bunun dışında maalesef Amerika standartlarında insan yönetimi anlayışı uygulanmıyor.

Biz bu davayı ve süreci Amerika GAP yönetimine iletmeye çalıştık ancak nasıl bir tutum sergilediklerini/ sergileyeceklerini maalesef bilemiyoruz.

Bu dava sonuçta aslında tek bir marka üzerinden ilerlemiyor, pek çok hak ihlaline de vurgu yaparak dikkat çekiyor, LGBTİ+’ların en önemli hak ihlaline uğradığı alanlardan da biri aynı zamanda çalışma hakkı. Biraz hareketin davaya yaklaşımından bahsetmek ister misin?

M.G: Davamız kişisel bir dava değildir. Hakları gasp edilen her çalışanın uğradığı haksızlık karşısında hakkını yasal yollarla araması gerekliliğinin belgeli bir örneğini teşkil ediyoruz. Sigortasız, güvencesiz çalıştırılan ve en ağır işlerin yaptırıldığı işçilerin, bitmek bilmeyen ve uzayan mesai saatleri karşılığında haklarını alamayan çalışanların, psikolojik ve cinsel tacize uğrayan kadınların, yıllarca emek verdiği ve sahiplendiği iş yerinde gelişimi, kariyer planlaması yapılmayan, hiçbir destek ve motivasyonu göremeyen emekçilerin bir nebze sesi olabilmek için bu davayı önemsiyoruz.

Ejder: Türkiye’de mobbinge karşı alınan ilk adli tıp raporu olarak aslında emsal teşkil edecek bir dava. Her alanda söylediğimiz gibi bu dava işyerlerinde tacize baskıya maruz kalan kadınların da davasıdır.

Davayı takip eden, haberdar olmayan ve böylece olmuş okuyuculara söylemek istediğin bir şey var mı?

M.G: Çalıştığınız iş yerlerlerinde size yapılan baskılara sessiz kalmayın. Görüntünüz, etnik kökeniniz, gelir düzeyiniz, ilgi alanlarınız ve yaşam tarzınız ne olursa olsun yaptığınız işi severek yapıyorsanız ve bir emek üretiyorsanız bunların sadece sizin özeliniz olduğunu ve iş performansınızla hiç bir bağlantı kurulmaması gerektiğini üstünüzdeki yöneticilerinize, amirlerinize, patronlarınıza hatırlatmanız için bu davayı sizde sahiplenmeli ve takip etmelisiniz.

 

Röportaj: Irmak Keskin

(Yeşil Gazete)