[Dünya Vegan Günü] Ebru Arıman 7 soruda vegan ve vejetaryen yaşam tarzını anlattı

Yani başlayanlar için veganlık ve vejetaryenlik nedir? Vegan olmak ile vejetaryen olmak arasındaki farklar nelerdir? Vegan yaşam biçimini benimseyen kişiler sağlıklarını tehlikeye mi atıyor? Vegan ve vejetaryenlik sadece bir beslenme biçimi mi, yoksa daha derin bir felsefesi mi var? 1 Kasım Dünya Vegan gününün anlam ve önemine ithafen bu konuda farkındalık yaratmak ve halkı bilinçlendirmek amacıyla çalışmalar yürüten Türkiye Vegan ve Vejetaryenler Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Ebru Arıman’a sorduk.

“Veganlık sadece bir beslenme biçimi değil, etik bir duruş”

[1] Veganlık ve vejetaryenlik aynı şeyler mi yoksa birbirinden ayrı mı? Temel farklar nedir?

Vejetaryenlik hayvansal ürünlerin dahil ya da hariç olduğu bitkisel beslenme biçimi olarak tanımlanır. Yani kesinlikle hiçbir hayvanı yemezsiniz ancak hayvansal ürünler tercihe bağlı tüketilir; süt tüketen ya da yumurta tüketen vejetaryenler gibi. Veganlık her ne kadar vejetaryenlik şemsiye tanımının altında bir ifade olsa da, gerek bütüncül özgürlük kavramı gerekse bir beslenmeden öteye geçen yaşam biçimi sebebiyle artık ayrı telaffuz edilmeye başlandı. Aslında 4 vejetaryen tipinden biri olarak bu tanıma giriyor ve hayvana ait hiçbir şey barındırmıyor içinde; süt, bal ya da yumurta gibi. Ancak veganlık sadece bir beslenme biçimi değil yanı sıra etik bir duruş. Bunun içinde beslenme de var, giyim, ulaşım gibi tüketim tercihleri de var, kozmetik de var, hayvanların mal ve ya hizmet statüsüne girdiği eşitsizliklere, haksızlığa karşı bir duruş da var.

Örneğin yün, deri, ipek gibi alternatiflerin temininde bir hayvan kullanımı söz konusu ve bu temin onların bireysel iradesiyle olmuyor elbette ki. Deri için kürk için de hayvan ölmüş olmalı, ipek için kaynar sularda haşlanarak öldürülüyor ipek böcekleri, yün endüstriyelleşmeyle birlikte acı dolu yöntemlerle temin ediliyor. Hayvanların sırf eğlence amaçlı dar kafeslerde ve havuzlarda hapsedilmesi, strese maruz bırakılması ve onların doğal yaşam alanlarından koparılması da kabul edilemez bir işkence. İşin özü; “hayvanlar bizim için değil, bizimle birlikte” gerçekliğini kavramak ve buna göre yaşamak.

“Sağdan soldan duyduklarımızı bilimsel gerçeklik kabul ediyoruz”

[2] Türkiye’de veganlık ve vejetaryenlik algısı nasıl? Mesela et yemeyen bir kişi sanki hiç düzgün beslenemeyecek ve ölümle yüz yüze kalacakmış gibi bir algıyla karşılaşabiliyor. Doğru mu?

Bunun böyle algılanmasının bence 3 önemli nedeni var: Birincisi bence Türkiye’de en temel sosyolojik sorunlardan biri, fikir edinmek için okumak araştırmak yerine, sağdan soldan duyduklarımıza su götürmez bilimsel gerçeklik gibi kabul etmek ve etrafa aynı inançla yansıtmak.

İkincisi, duymak istediklerimize/işimize gelene inanmak.

Ve üçüncüsü bu algının yanlış örneklerle şekillenebilmesi ve bunun üzerinden genellemeye gidilmesi.

Peki işin aslı ne? Yemediklerinizin yanı sıra ne yediğiniz de çok önemli. Sadece hayvansal gıdaları keserek sağlıklı olmak diye bir genelleme yaratamazsınız, bu havada bir iddia olur. Dengeli ve yeterli beslenme işin içinde yoksa, hiçbir beslenme şekli sağlıklı olamaz. Bugün, vegan beslenmenin sağlıksız olmak bir tarafa, birçok sağlık sorununu da bertaraf edebildiğine dair birçok bilimsel çalışma mevcut. Ancak yanlış uygularsanız yanlış yere çıkarsanız. Demek ki nereden baktığımız da önemli. Bu durumda veganlık sağlısız bir beslenme biçimi de diyemezsiniz.

“Tabağımdaki aslında bir canlının kolu ya da bacağı”

[3] Bir kişi vegan ya da vejetaryen olmaya nasıl karar veriyor?

Bu genellikle vicdani bir muhasebe ile başlıyor. “Tabağımdaki aslında bir canlının kolu ya da bacağı” diye düşündüğünüzde hesaplaşma başlıyor. “Bu canlının kedimden ya da köpeğimden anatomik olarak farkı yok.” “Beslenmem için bir canlı öldü, bu gerekli miydi?” Bu tür sorular sizi vejetaryenliğe götürebilir. İşin içine bir de “bu süt aslında bir yavruya ait, tıpkı bizde olduğu gibi” ya da “yumurta tüm canlılarda üreme hücresidir, döllenirse embriyo oluşur, ben cenin mi yiyorum?”, “Süt içmek benim yaşımda hangi canlı için gereklilik, neden bir ineğin lohusalık sıvısına ihtiyacım olsun?” gibi sorular işin girince de veganlığa giden yol aralanıyor.

“Ellerimizle küresel iklim değişikliğinin, ekilebilir tarım arazilerinin yok edilmesinin ana sebebini yaratıyoruz”

[4] Vegan ve vejetaryen beslenme biçimini benimsemek tüketim kültürüne karşı da radikal bir duruş aslında. Bu duruş sebebiyle toplumun bazı kesimleri bu kişilere karşı önyargılı bir tutum sergiliyor. Hayvancılık endüstrisi dünyaya nasıl zarar veriyor?

Bire bir ilişkilendirmek yanlış ama kaynakların kontrolsüzce kullanımı ekolojik sisteme, canlılara ve dolayısıyla bütün gezegene zarar veriyor bu inkar edilemez. Yanlış burada başlıyor. Endüstrileşme, maalesef nüfus artışına paralel olarak gelişen bir girdap. Bir ürüne olan ihtiyaç artıyorsa o ürünün üretimi de artıyor. İşgücünün yetersizleşmesi endüstriyelleşmeyi de beraberinde getiriyor. Veganlık da hızla endüstriyelleşmeye doğru gidiyor, bunu kimse inkar edemez. Bundan daha doğal bir sonuç da olamaz. Ya tüketmeyeceksiniz ya da sayısal olarak belli bir oranda kalacaksınız, artmayacaksınız. İkisi de mümkün değil. O halde bırakın bir endüstri olacaksa bu da veganların artışı için olsun.

Endüstriyelleşme hayvancılık tarafında olduğunda ortaya çıkan tablo muazzam. Her şeyden önce zulüm pompalıyoruz dünyaya. Beraberinde küresel iklim değişikliğinin, toprak ve orman kaybının, temiz su kaynaklarının, ekilebilir tarım arazilerinin, yenilebilir hububat kaynaklarının ölçüsüzce yok edilmesinin ana sebebini yaratıyoruz kendi ellerimizle. Gıda dağılımındaki adaletsizliğe çanak tutuyoruz. Kaynakları son hızla tüketiyoruz, sürdürülebilirliği sekteye uğratıyoruz. Sonra çevre konferansları düzenleyip daha çevreci duş başlıklarını konuşuyor, akşam haberlerinde halka nasıl daha ucuz et yedirebileceğimizi düşünüyoruz. Ben çevreciyim diyen kimse endüstriyel hayvancılık faaliyetlerini savunamaz, bu çevreye ihanettir.

[5] Vegan ya da vejetaryen olmaya karar verirsek nasıl beslenmeliyiz?

Dengeli ve yeterli. Bunu bir matematik gibi düşündüğünüzde, her değeri yerine koyarsanız elbette formül de doğru sonucu verir. Protein konusunu her fırsatta abartanlar için de basit bir tanım; protein 20 parçadan oluşan bir puzzle. 20 aminoasit, 1 tablo. Puzzle’ın bütün parçaları ise doğada mevcut.

“Kimse size vicdanlı olmayı öğretemez. Vicdan, acıma duygusu değil, adil bakabilme yetisidir”

 [5] Türkiye’de vegan ya da vejetaryen beslenenler için kamusal ya da özel alanlarda ne gibi beslenme reformları yapılabilir?

Bu ay Food Time Dergisi’ndeki köşemde de bu konuyu yazdım, kısaca bahsedeyim. Kim ne şekilde tanımlarsa tanımlasın, aksine davranmayı mümkün kılmayan bir bakış açısıdır vicdan, sonradan edinilmeyen, istediğinde vazgeçilmeyen.  Kimse size vicdanlı olmayı öğretemez örneğin ya da vicdanınızdan vazgeçmeyi. İşte bu önemli değer üzerine kurulur veganizmin temeli. Vicdan, acıma duygusu değil, adil bakabilme yetisidir.

T.C. Anayasası Madde 25 şöyle der: Herkes, vicdan, dinî inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir.

Madde 10:  Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.

İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi Madde 18: Her şahsın, fikir, vicdan ve din hürriyetine hakkı vardır; bu hak, din veya kanaat değiştirmek hürriyeti, dinini veya kanaatini tek başına veya topluca, açık olarak veya özel surette, öğretim, tatbikat, ibadet ve ayinlerle izhar etmek hürriyetini içerir. 

“İlgili bakanlıkların düzenlemeye gitmesini rica ediyoruz”

Beslenme tercihim, beni ben yapan vicdani temelimin bir sonucudur. Kamu ve özel kurum yemekhanelerinde, Çalışma Bakanlığı yasa ve yönetmeliklerinde olması gereken, vicdanımın reddettiği ve bana yemek olarak sunulan, kabul etmemin mümkün olmadığı, reddettiğimde maruz kaldığım eşitsizliğe karşı tüm haklarım anayasada teminat alınmışken, neden tesisinde zorlanıyoruz? Neden imza kampanyalarıyla boğuşuyoruz, her rektörlükle ayrı mücadele veriyoruz? Neden üniversite yemekhanelerinde bize sunulanla değil, yalnızca bulabildiğimiz alternatiflerle öğünümüzü geçirmek, bulamadığımızda aç kalmak zorunda kalıyoruz?

Hastane menüleri, okul menüleri, askeriye menüleri gibi, sunulanın dışında çevre alternatiflerin temininin bile mümkün olmadığı alanlar ve niceleri. Ayrıcalık değil eşitlik, yemek seçmek değil vicdani özgürlük, tabi olduğum anayasaya göre benim en temel hakkım. İlgili bakanlıklara bu doğrultuda talebimizi ileterek, düzenlemeye gidilmesini rica ediyoruz. 

“Yapılan bir takım çalışmalar, etçil insanların daha agresif olduğunu söylüyor”

[6] Hayvanlara karşı nasıl bir ahlaki bir tutum sergilemeliyiz? 

Hiçbir canlı tesadüfen bu dünyada değil, hepimiz bir bütünün parçalarıyız. Ben ne kadar yaşamayı, acı çekmemeyi, varlığıma saygıyı hak ediyorsam, ruhu bedene bürünmüş her canlı da aynı derecede bunu hak ediyor. Doğal seleksiyon ise bu döngünün değişmez kuralı. O yoksa yaşam döngüsü de yok. (İşte o hep öne sürülen bitkilerin canı ya da doğadaki aslan ceylan kısmı). Doğanın kendi içinde gelişen, gelişmesi gereken doğal seleksiyonu, diğerlerinden daha akıllı ya da zeki olduğumuz, daha iyi silah kullanabildiğimiz, daha iyisini hak ettiğimizi düşündüğümüz ya da o anki ruh halimiz onu gerektirdiği için bozmaya hakkımız yok. Bir başka türü mal ve hizmet olarak gören bir anlayış sadece insanmerkezci bir bakış açısıdır. Onlar üzerinde tahakküm kurmaya kimsenin hakkı yok, özgürlük yaşamın temelidir.

 [7] Büyük kesimhanelerde çalışan işçilerin ağır travmalar yaşayarak psikolojilerinin bozulduğunu duyuyoruz, okuyoruz. Vegan/vejetaryen yaşam tarzının insan psikolojisine nasıl bir yansıması var?

Hayvanlar üzerinde uygulanan şiddet pratiklerinin, önünde sonunda uygulayanların kendi türüne de döndüğünü düşünüyorum. Beraberinde, bu acılar ve travmalarla ölen hayvanların ızdırabının ve negatif enerjisinin, dolaylı olarak onu gıda olarak tüketenlere geçtiğini de. Yapılan bir takım çalışmalar, etçil insanların daha agresif olduğunu söylüyor örneğin. Bizlerse o kötü enerjilerle yalnızca bedenimizi değil ruhumuzu da beslemiyoruz. Bütün bu acıları yaratmaya değecek bir şey mi vazgeçemediklerimiz? Bence bu ay bunu düşünmenin tam da zamanı.

Röportaj: Merve M. Damcı – Yeşil Gazete