Neon Yeşili – Tanıl Bora

Geçen futbol sezonunun sonunda İngiltere 4. Ligine yükselen Forest Green Rovers, “dünyanın ilk vegan takımı” olarak, “dünya basını” ile beraber Yeşil Gazete’de de haber olmuştu. Bu kulübe biraz yakından bakayım, dedim. Nereden çıkmış, ne iş?

Kulüp, daha doğrusu kulübün “yeşermesi”, doğrusu o kadar romantik bir hikâyeye dayanmıyor. Ekolojist bir işadamının projesi, bu. Kulübün başkanı olan, 56 yaşındaki Dale Vince, o işadamı.

Forest Green Rovers Başkanı Dale Vince

Vince’in, “ekolojist işadamı” demekle geçilmeyecek ilginç bir şahsiyet olduğu anlaşılıyor. 1980’li yılları, bir “new age seyyah” olarak geçirmiş. Yani hippi-punk karışımı bir kılık kıyafet ve ruh hali içinde, o festival senin bu buluşma benim, oradan oraya gezerek, takılarak… 1990’larla beraber, Nailsworth beldesi tepelerinde, “içini yaptırıp” eve dönüştürdüğü bir askerî kamyon kasasında yaşamaya başlamış. Tek “dışsal” ihtiyacı olan elektriği, kendi imal ettiği ufak bir rüzgâr türbiniyle üretiyormuş. “Fakirlikten” değil, tüketimciliğe yüz vermeyen “doğru yaşam tarzı” olduğuna inandığı için yapıyormuş bunu.

1994’te, Glastonbury festivaline katılırken yanında türbinini de götürüp orada kurmuş. Glastonbury festivali, 1970’te hippilerin başlattığı, gitgide bir özgürlük hareketleri buluşmasına dönüşmüş bir açık hava festivali. Vince, festivalde türbiniyle “ihtiyaç sahiplerine” ayaküstü elektrik “satışı” yapınca, ben bu işi ilerleteyim demiş… ve sahiden ilerletmiş. 1995’te kurduğu yenilenebilir enerji şirket, çok geçmeden, rüzgâr enerjisi alanında İngiltere’nin önde gelen markalarından biri haline gelmiş. Vince, basbayağı pound milyoneri olmuş!

İşte, 2010’da, Nailsworth’un Forest Green Rovers kulübünün yöneticileri, bu “eksantrik” hemşerilerine başvurmuşlar. Zira tâ 1890’da kurulan kulüp, hep alt kümelerde, amatör seviyede kendi yağında kavrulup giderken, batma noktasına gelmiş. Vince’ten beklenen, zengin bir hemşeri olarak beldesinin kulübüne sahip çıkmasıymış. Vince, bunu kendi “misyonu” için bir fırsat olarak değerlendirmiş. Bu sene verdiği muhtelif mülakatlarında şöyle diyor: “Yirmi yıldır şirketim aracılığıyla dünyayı daha iyi bir yer haline getirmeye çalışıyorum. Bu kulübün, farklı bir topluluğa hitap etmek, mesaj vermek için bir imkan sunabileceğini düşündüm.”

O yıl kulübün çoğunluk hisselerini alarak başkan olan Vince, zaten adıyla yeşil bir mesaj veren Forest Green Rovers’ı (Yeşil orman gezginleri veya serüvencileri, demek oluyor) “dünyanın en yeşil kulübü haline getirmek” için kolları sıvamış.

“Süt yerine bira içsin, daha az zararlı”

2011’de futbolculara verilen menülerden kırmızı et çıkartılmış. Bunu, statta satılan yiyecekler arasından et ürünlerinin, bir süre sonra da tavuk ürünlerinin çıkartılması izlemiş. 2015 sonbaharında her türlü hayvansal süt ürünü de yasaklı listesine girmiş. Stad büfesini çalıştıran adamın, müşterinin birisi kahvesine süt isterse ne yapacağını sorunca, kulüp yöneticilerinden birinin “Bira içsin, daha az zararlı!” cevabını verdiğini aktarıyorlar!

Kulübün ufak stadının elektriğini güneş ve rüzgâr enerjisiyle elde ediyorlar. Sahanın çiminde yapay gübre yerine yosun kullanıyorlar. Sulama için yağmur suyunu biriktiriyorlar. Şimdi, tamamen ahşap bir yeni stad projesi var.

Böylece, kuruluşunun 126. yılında, “dünyanın ilk vegan kulübü” pâyesini edindiler. Bu kimlikleriyle kendi çapında bir turistik ilgi konusu oldular. Olmadık yerlerden, -sadece İngiltere’den değil-, bu “ekolojik takıma” sembolik destek vermek üzere turist-seyirci geliyormuş.

Kulüp yönetimi, mesajın etkili olması bakımından, sportif başarıyı da önemsiyor. Hedef, Championship, yani Premier Ligin altındaki ikinci basamak. Geçen sezon sonunda yükseldikleri İngiltere 2. Ligi, 4. basamağa tekabül ediyor. Fena değil. Ne var ki bu kümedeki ilk sezonları iyi geçmiyor. 13. hafta sonunda, 24 takımlı ligde 23. Sıradalar, küme düşme tehlikesi var yani.

Hem sportif başarı hem kulübün mesajıyla edindiği “iddia”, yerelde de popülaritesini artırmış.  2011’de 950 olan seyirci ortalaması üç bini geçmiş. Muhit de elverişli. Nailsworth, Londra’nın 171 kilometre batısında yer alan, resim gibi, yemyeşil bir küçük belde. Nüfusu yaklaşık 8 bin. Kendi istasyonu yok, Stroud adlı küçük kasaba üzerinden, orman içinden geçen dar bir yoldan ulaşılabiliyor. Hali vakti yerinde olup büyük şehir hayatından bıkan Londralılardan ve özellikle sanatçılar arasından buraya yerleşen epey insan var. Komşu Stroud’da bir hippi cemaati bulunuyor. Bu tahsilli, orta sınıf “bohem” zümrenin desteği, kulübün bu ekolojik hamlesine atfedilen –genel olarak ekolojik “endüstriye” atfedilen- “sosyetik” imajı güçlendiriyor.

Ekolojik Devrim: Siyah Beyaz’dan Yeşil’e

Beri yandan kulübün “halk” tabanındaki geleneksel taraftarları da pekâlâ benimsemişler bu kimlik değişimini. “Ekolojik devrim” pek kimseyi rahatsız etmemiş ama buna karşılık kulübün yüz küsur yıllık siyah-beyaz renklerinin yeşile dönmesine bozulanlar az değil. Yeşil de, aynı zamanda Vince’in şirketinin rengi olan bir neon yeşili – başka deyişle elektrik yeşili! Genellikle yeşil-siyah (neon yeşili-siyah) giyiyorlar, siyah orada soluk alıyor. Gerçi ekolojik takım başka ne renk olacaktı diye sorabilirsiniz ama doğrusu renk değiştirme işi bana da sevimsiz geliyor. Bir futbol kulübü organik bir kültür varlığıdır ve rengi de o varlığın ayrılmaz bir parçasıdır bence.

Yaklaşık bir buçuk yıl önce, medyaya yayılan bir dizi fotoğraf, Forest Green Rovers’in bir grup futbolcusunu, iştahla salamlı pizza ve tavuklu sandviçleri mideye indirirken gösteriyormuş. Bu, BBC’ye kadar yansıyan bir skandala dönüşmüş. Mesela Fenerli bir futbolcunun “Aslan Cimbom” diye tweet atmasının yol açacağına benzer tepkiler gelmiş. Zaten medyada, bu projenin ipliğini pazara çıkarma veya onu alaya alma hevesinin yüksek olduğundan bahsediliyor.

Kulüp sahibi Dale Vince, fotoğrafların “kısmen hileli” olduğunu ileri sürerek başlangıçta tam bizim alışık olduğumuz türden bir “yönetici” tepkisi göstermiş. Ama sonrasında yaptığı açıklamalar, vakur ve basiretli. Futbolcularına ne yiyeceklerine, nasıl bir hayat tarzı benimseyeceklerine dair bir şey dayatmadıklarını, dayatamayacaklarını söylüyor. Kulübün vegan, ekolojist ve sürdürülebilir ekonomi yanlısı tutumunun da bir dogma olmayıp taraftarlara ve futbol âlemine dönük bir “teklif” olduğunu vurguluyor. “On beş günde bir iki saatliğine vegan beslenmeye tahammül edemeyene ne diyebiliriz?” diyor. Buna tahammülü olmayan taraftarlara “maç sırasında yiyecekleri şeyleri yanlarında getirmelerini önerdiklerini” söylüyor.

Sadece forma için söylemiyorum: Gönül neon/elektrik yeşili değil de daha dolgun bir şey isterdi – yonca yeşili veya koyu pastel. Ama bu kadarı da bir şeydir, değil mi!

 

 

Tanıl Bora

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on LinkedIn0Email this to someonePrint this page