Karbon Vergisi ve toplum tercihleri – Ayşe Uyduranoğlu

Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek, geçtiğimiz günlerde karbon emisyonlarının fiyatlandırılması gerektiğini ve bunun içinde Karbon Vergisi’nin zorunlu olduğuna dair bir açıklama yaptı. Karbon Vergisi, yıllardır Çevre Ekonomisi alanında uzmanlaşan akademisyenler tarafından hararetli bir şekilde savunulmaktadır. Bu vergi, ekonomik aktörleri karbon emisyonlarını sürekli olarak azaltmaya teşvik etmektedir. Diğer taraftan verginin amacına hizmet edebilmesi için ekonomik aktörlere alternatiflerin sunulması son derece önemlidir. Aksi takdirde ekonomik aktörler, üretim ve/veya tüketim miktarını değiştiremeden vergi sonrası yükselen fiyatları ödemek zorunda kalacaklardır. Karbon emisyonuna yol açan fosil yakıtları vergilendirirken, enerjinin zorunlu bir gereksinim olduğunu dikkate almak ve alternatif enerji kaynaklarının (yenilenebilir enerji) kullanıma hazır olduğundan emin olmak gerekir.

Karbon Vergisi, aslında dikkate alınması gereken ancak alınmayan maliyetleri (dışsal maliyet) içselleştirdiği için, toplumun bu vergiye destek vermesi çok önemlidir. Çevreyi korumak için yapılan fiyatlandırma politikalarında toplum, hükümetin ve/veya kamu kurumlarının temel amacının çevreyi korumaktan daha çok gelir sağlamak olduğuna inanmaktadırlar (Zheng vd., 2014). Bu ön yargı, toplumun bu tür politikalara verdiği desteğin düşük olmasına neden olmaktadır. Buna bağlı olarak da siyasi kaygılardan ötürü siyasetçiler, Karbon Vergisi’ni uygulamaktan imtina etmektedirler. Karbon emisyonlarını azaltmak için sadece vergi değil, başka politikalar da mevcuttur. Yenilenebilir enerji kaynaklarına sağlanacak sübvansiyon örnek olarak verilebilir. Ancak bu politika da maliyetli bir politikadır ve bütçe kaynaklarından sağlanmaktadır. Maalesef toplum, bu maliyete doğrudan katlanmadığı için sübvansiyonların da maliyetli olduğunun farkına varamaktadır. Vergiyi doğrudan ödedikleri için vergiye karşı dirençleri yüksek olmaktadır. Lucas (2017), bu asimetrik enformasyonun Karbon Vergisi’ne karşı toplumda bir ön yargı oluşturduğunu belirtmektedir.

Karbon Vergisi’ne karşı çıkılmasının diğer nedenleri ise rekabete zarar vereceğine ve regresif yapısından dolayı düşük gelirlileri olumsuz etkileyeceğine inanılmasıdır. İklim değişikliği ile mücadele etmekte kısa dönemde bütün politikalar maliyetlidir. Maliyet-fayda analizinin mutlaka uzun dönemli yapılması ve mümkün olan bütün değişikliklerin dikkate alınması gerekir. İş dünyası, Karbon Vergisi’ne karşı çıkarken iklim değişikliğinin yarattığı riskleri dikkate almak zorundadır. Örneğin suyun döngüsünün, iklim değişikliğine bağlı olarak değiştiği bilinen bir gerçektir. Aynı zamanda su, her üretim çeşidinde farklı miktarlarda da olsa önemli bir girdi olarak kullanılmaktadır, Bu nedenle su kıtlığı, iş dünyası için büyük bir risk teşkil etmektedir. İklim değişikliğine bağlı olarak ortaya çıkan diğer afetler de dikkate alınarak örneklerin sayısı artırılabilir. Kısaca iklim değişikliğine karşı önlem almamak, önlem almaktan daha maliyetlidir. Stern (2007) tarafından hazırlanan kapsamlı rapor, bu maliyetlerin global düzeyde ortalama değerlerini hesaplamaya çalışmıştır. Mehmet Şimşek’te bu maliyeleri gündeme getirmiştir. Ayrıca son yıllarda ülkelerin, Karbon Vergisi’ni daha sık tartışmaya başlamaları ve hatta bazı ülkelerin bu vergiyi uygulaması, rekabeti korumak için sınır vergi düzenlemelerine yol açacaktır. Vergiyi uygulamayan ülkeler, verginin çevre dostu yatırımları teşvik eden özelliğinden faydalanamadığı gibi, ihracat esnasında da sınırda Karbon Vergisi ödemek durumunda kalacaktır. Ve orta ve uzun dönemde rekabette üstünlüklerini kaybedeceklerdir.

Verginin regresif yapıcı bir gerçektir; ancak çözülmesi mümkün olmayan bir sorun değildir. Düşük gelir gruplarını verginin regresif yapısından korumak için farklı gelir gruplarına göre farklı tarifeler oluşturulabilir. Unutmamak gerekir ki düşük gelirliler iklim değişikliğinden daha fazla etkilenecektir. Önemli olan vergiden elde edilecek gelirin nasıl kullanılacağıdır. Vergi gelirleri, çevreyi korumak için geliştirilecek projelere kaynak sağladığı sürece düşük gelirliler, dolaylı olarak vergi uygulamasından olumlu etkileneceklerdir.

Karbon Vergisi’nin toplum tarafından kabul edilebilir kılmak için toplumun tercihleri dikkate alınarak verginin kurgulanması son derece önemlidir. İstanbul Bilgi Üniversitesi tarafından desteklenen, Yrd. Doç. Dr . Zahide Eylem Gevrek ve Doç. Dr. Ayşe Uyduranoğlu (2015) tarafından yapılan çalışma, Türk toplumunun hangi özelliklere sahip Karbon Vergisi tercih ettiğini tercih deneyleri yöntemi ile araştırmıştır. Saha çalışması, aralarında en büyük üç ilinde bulunduğu 16 ilde 1250 hane halkı ile yapılmıştır. Türk toplumu, Karbon Vergisi’nin progresif bir yapıya sahip olmasını yani yüksek gelirlilerden daha fazla vergi alınmasını, vergiden elde edilen gelirin genel bütçeye nereye harcanacağı belirsiz olacak şekilde aktarılması yerine gelir vergisi oranlarında indirim yapılmasını ve çevreyi korumak için geliştirilen projelere kaynak sağlamasını tercih etmişlerdir. Ayrıca verginin, iklim değişikliği farkındalığını yükseltmeye katkıda bulunduğuna inandıklarını belirtmiş ve verginin düşük miktarda uygulanmasını istemişlerdir.

Karbon Vergisi’nin konulması ile ilgili Türkiye özelinde en belirgin problem, Türkiye’de tüketim vergilerinden (dolaylı vergiler) sağlanan gelirlerin, vergi gelirleri içindeki payının hayli yüksek olmasıdır. Yaklaşık olarak yüzde 43.2’ye tekabül eden bu oran, yüzde 30.9 olan OECD ortalamasından hayli yüksektir (OECD, 2014). Dolaylı vergiler, idari açıdan tahsil edilmesi kolay vergilerdir. 1999 yılında yaşanan Körfez Depremi sonrası hükümet, İletişim Vergisi’ni deprem nedeniyle öngörülemeyen harcamalara kaynak sağlayabilmek için önce bir yıllığına uygulamıştır. Bu vergiden sağlanan gelir, hükümetin iştahını kabarttığı için vergi uygulaması daimi hale getirilmiştir.

Sonuç olarak, Karbon Vergisi toplumdan gelen itirazlara rağmen zorunlu bir vergidir. Toplumun tercihleri dikkate alınarak kurgulandığında, vergiye olan direnç azalacaktır. Hatta orta ve uzun dönemde bu verginin düşük gelirlilere ve ekonomiye katkısı kesinlikle olumlu olacaktır. Hükümete düşen görev, toplum ile hükümet arasındaki asimetrik enformasyonu gidermektir. Vergiden sağlanacak gelirin de çevre projelerine kaynak sağlaması halinde toplumun vergiye verdiği destek artacaktır. Gerçekten de Ertör-Akyazı vd. (2012) tarafından yapılan çalışma, yenilebilir enerji kaynaklarına yatırım yapıldığı sürece toplumun elektrik faturasında belli bir artışa razı olduğunu göstermektedir.

Kaynaklar:

Ertor-Akyazı P., Adaman, F., Ozkaynak, B., Zenginobuz, U., 2012. Citizen’s preferences on nuclear and renewable energy sources: Evidence from Turkey. Energy Policy, 47, 309-320.

Gevrek, Z. E. ve Uyduranoglu, A., 2015. Public Preferences for Carbon Tax Attributes, Ecological Economics, 118, 186-197.

Lucas, G.M., 2017. Behavioral public choice and the carbon tax. UTAH Law Review, 1, 115-158.

OECD, 2014. Revenue Statistics 2014. OECD Publishing http://dx.doi.org/10.1787/10. 1787/revstats-2014-en-fr.

Stern, N., 2007. The Economics of Climate Change, Cambridge University Press, Cambridge.

Zheng, Z. Liu, Z, Liu, C., Shiwakoti, N., 2014. Understanding Public Response to a congestion chare: A random-effects ordered logit approach. Transportation Research Part A, 70, 117-134.

 

 

Doç. Dr. Ayşe Uyduranoğlu

Bilgi Üniversitesi öğretim üyesi