Almanya seçimlerinin ardından: Yeşiller bu riski neden alıyor? (2) – Kömürden çıkış

Yazının birinci bölümünü okumak için TIKLAYIN

Almanya’da geçen ayın 24’ünde yapılan federal seçimlerden çıkan tek koalisyon ihtimalinin Hıristiyan Demokratlar-Liberaller-Yeşiller ortaklığı olmasının ardından Yeşiller Partisi’nin sağ partilerle bir koalisyona girmesinin hangi ilginç sonuçları doğuracağı, hatta koalisyon müzakerelerinde neler yaşanacağı merak konusu olmayı sürdürüyor. Ancak mesele henüz ısınmadı, zira koalisyon görüşmeleri başlamadı. Sosyal Demokratlar’ın muhalefette kalma kararı nedeniyle (son anda fikri değiştirmedikleri sürece) Yeşiller’in olmadığı bir hükümet kurulması imkânsız olduğu için bu üçlü (hatta dörtlü) koalisyonda küçük ortak olan Yeşiller Partisi kilit parti konumunda. Koalisyon görüşmeleri başlamadığı için henüz konu hakkında yazacak fazla bir yeni bilgi yok, ancak bu enteresan koalisyon ihtimali hakkında birkaç fikir yürütmeye devam edebiliriz.

Dün akşam Avrupa Yeşiller Partisi, Almanya’da Yeşiller’in koalisyon ihtimali üzerine web üzerinden bir tartışma oturumu düzenledi. Avrupa Yeşilleri’nden yüzün üzerinde kişiyle birlikte benim de katıldığım ve birkaç da soru yönelttiğim bu tartışmayı Avrupa Parlamentosu’ndaki yeşil milletvekillerinin sözcüsü Sven Gigold yönetti ve soruları yanıtlamak üzere Almanya Yeşiller Partisi eş başkanı Cem Özdemir ile Avrupa Yeşil Partisi eş sözcüsü ve Almanya Yeşilleri Avrupa Milletvekili Reinhard Bütikofer konuşmacılardı. Reinhard Bütikofer aynı zamanda Almanya Yeşilleri’nin kurduğu 14 kişilik koalisyon müzakere komitesinin de üyesi. Bu yazıda bu toplantıda edindiğim bazı bilgi ve izlenimleri paylaşacağım. Ayrıca önceki yazımda söylediğim gibi bu koalisyon ihtimalinin özellikle iklim politikaları için çok önemli bir dönüm noktası olma ihtimalinin önemini bir kez daha vurgulamaya çalışacağım.

Reinhard Bütikofer, Sven Gigold ve Cem Özdemir EGP tarafından web üzerinden düzenlenen tartışma oturumunda

Öncelikle koalisyon müzakerelerinin henüz başlamadığını, ancak gelecek haftadan itibaren üç parti arasında (CDU/CSU, FDP ve Yeşiller) ikili ve üçlü ön görüşmeler yapılacağını öğrendik. Cem Özdemir bu ön görüşmelerin tamamlanmasının ardından Yeşiller Partisi’nin büyük kongresini toplayacağını ve partinin resmi müzakerelere girip girmemesi konusundaki kararı partinin 60 bin üyesinin büyük kongrede vereceğini açıkladı. Bana sorarsanız bu parti içi demokrasi açısından müthiş bir uygulama.

Eğer kongre tamam derse, resmi müzakereler sözünü ettiğim bu 14 kişilik, isimleri şimdiden belirlenmiş komite tarafından yürütülecek. Bu komitede partinin çeşitli kanatlarından, farklı görevlerde deneyimli isimler var.

Reinhard Bütikofer, bu koalisyonun Yeşiller açısından daha önce denememiş yepyeni bir tecrübe olacağını, “ayak basılmamış topraklara girmek üzere oldukları” vurguladı. Gerçi bu üç parti Schleswig-Holstein eyaletinde geçen Haziran ayından beri eyalet düzeyinde koalisyondalar, ancak hem bu kısa bir deneyim, hem de federal hükümet bambaşka bir şey. Zaten en sorunlu muhtemel ortak olarak görülen FDP’nin federal partisiyle Schleswig-Holstein’daki FDP arasında da fark olduğu söyleniyor. Eyalet düzeyinde işlerin daha kolay olduğu açık.

Yeşiller’in büyük ortakları iki sağ parti olan bu olası koalisyonda üç konunun temel sorumlusu olacakları söyleniyor: Çevre politikaları, sosyal politikalar ve Avrupa politikaları. Müzakerelerdeki kırmızı çizgiler bu üç konudan çıkacak, çünkü hükümet kurulduğu takdirde hem iklim ve enerji politikalarında, hem sosyal haklar alanında (örneğin yoksul ailelerin yararlanacağı imkânlar, yaşlıların hakları, emek piyasasına erişim, vb.), hem de ayrışmış değil daha birleşik bir Avrupa fikrinin savunulmasında (aşırı sağın Brexit gibi ayrılıkçı müdahalelerinin önlenmesinde veya örneğin AB çapında bir Maliye Bakanlığı kurulması gibi konularda) fark yaratacak politikalar Yeşiller tarafından üretilecek ve bu konularda hükümetin yapıp yapmadıkları konusundan herkes dönüp Yeşiller’e bakacak. Bir sosyal hak tırpanlanmak istendiğinde buna Yeşiller direnecek; enerji politikalarında bir değişiklik olduğuna Yeşiller ön plana çıkacak, vb. Diğer iki partinin mevcut durumu sürdürmeye yönelik politikalarına karşı değişimi simgeleyen Yeşiller olacak yani. Bu da bir yandan işlerinin ne kadar zor olduğunu gösteriyor.

Toplantıda ben de söz alarak iklim politikalarında nasıl bir fırsat aradıklarına dair bir soru sordum. Yeşiller’in Almanya’da daha önce SPD ile girdiği iktidar deneyiminin (1998-2005) ayırt edici yanı hiç beklenmedik bir zamanda Almanya’daki nükleer santralların tamamını (o sırada sanırım çalışan 19 nükleer reaktör vardı) bir takvim dahilinde kapatmayı öngören bir yasayı koalisyon şartı yapmaları ve başarmalarıydı. (Bu tek şartları değildi elbette.) Daha sonraları Merkel bu kararı geri almayı denediyse de Fukuşima kazasından sonra 2011’de tekrar yürürlüğe koymak zorunda kaldı ve bugün Almanya’da henüz kapatılmamış sadece 7 nükleer reaktör var ve 2022’ye kadar onların da tamamı kapanacak. Ben şimdi aynı şeyi kömürden çıkış için yapıp yapamayacaklarını sordum. Çünkü bunun hem tam sırası hem de artık bu nükleerden çıkıştan bile daha acil bir konu haline geldi. Merak ettiğim şey bu kez de bir yasa yoluyla, yani piyasa şartlarına ve zamana bırakmadan, mesela 2030’a kadar hepsinin kapanmasını sağlayacak bir yasa yaparak kömür santrallarının kapanmasını sağlamanın koalisyon şartları olup olamayacağıydı.

Bu soruma hem Özdemir, hem de Bütikofer kömürden çıkışın koalisyon müzakerelerinin en önemli şartı olacağını söyleyerek cevap verdiler. Hatta Bütikofer kömürden çıkışı anlaşmanın bir parçası yapamazlarsa koalisyonun bir anlamı kalmayacağını bile söyledi. Bütikofer’e göre aslında kömürden çıkışın önündeki en önemli engel Hıristiyan Demokratlar ve Hür Demokratlar değil, Sosyal Demokratlar ve sendikalar. Kömür sendikalarının madenleri ve termik santralları kapattırmamak için büyük çaba gösterdiği biliniyor. Sonuçta Yeşiller kömürden tamamen vazgeçen bir enerji sistemini koalisyon şartı yapmaya kararlı, ama toplumu da ikna etmek için engellerin aşılması lazım. Ayrıca sadece elektrik üretiminde kömürün bırakılması değil, elektrikli araçlara ve diğer motorsuz hareketlilik biçimlerine dayanan bir ulaşım sisteminin kurulmasının da Yeşiller’in koalisyon şartları arasında yer alabileceği anlaşılıyor.

Bence bu son derece önemli bir kararlılık. Dünya enerji piyasalarının bugünkü koşullarında Almanya için kömürden 10 küsur yıl içinde çıkmak aslında son derece mümkün. Dünyanın dördüncü büyük ekonomisinin ve Avrupa’nın en büyük sanayi ülkesinin termik santrallarla kömür madenlerinin kapatılmasını ve içten yanmalı motorların (mevcut otomobillerin) yasaklanmasını hükümet protokolü içinde bir takvime bağlaması küresel iklim politikalarındaki ataleti kökünden sarsabilir. Bana sorarsanız sırf bunun için bile Yeşiller’in bu koalisyona girmesine değer. Zaten Cem Özdemir iklim krizinin aciliyeti artarken bu politikaları hayata geçirme fırsatı bulmaları halinde sorumluluk üstlenmelerinin zorunlu olduğunu da söyledi.

Bu konuda neden bu kadar iyimser olduğumu açıklamak için biraz daha Almanya enerji politikasının detaylarına girmem gerekiyor. Onu da izninizle bir sonraki yazıya bırakayım.

Ümit Şahin – Yeşil Gazete

 

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on LinkedIn0Email this to someonePrint this page