Hafta SonuManşet

Hayatın bilgisi

Köroğlu Dağları

İçinden çıkıp da başka yerlere bakmaya izin vermeyen bazı haller var.  O hali yazmak da elden gelmiyorsa kilitlenip kalıyor insan, çünkü onun haricinde başka bir şey düşünmek de mümkün olmuyor. Şimdi durum buyken ben eşyaların hikayesi mi anlatayım diyorum, ne anlamı var ki. Derken kendimi bir süredir hiçbir şey yazamamış buluyorum.

Yas, hayal kırıklığı, aşk, umutsuzluklar, korkular, yeni başlangıçlar, bitişler…

Nasıl yaşanır bu haller? Nasıl içinde durulur? Nasıl vazgeçilir? hayata nasıl devam edilir? Bana öğretmediler.

Aslında bana birçok şeyi öğretmediler.

Bir insan nasıl dinlenir, haksızlığa uğrayınca nasıl davranmalıyım, yaşadığım duygunun adı nedir, istemediğim bir şeye nasıl hayır derim bilemiyordum. Hayat içinde el yordamıyla arayarak, taklit ederek, vazgeçip sürdürerek, deneye yanıla kendimce yollar buldum sonra ama çok uzun sürdü.

Hayat deneme yanılma için çok kısa değil mi?

Rehberlik meselesini çok düşünüyorum bu aralar, bir sonraki nesile rehber olmanın önemini.

Bir tek kendimde değil birçok arkadaşımda da görüyorum bundan mahrum kalarak büyümenin eksikliğini. Kendi vücudum hakkında çok az şey bilerek büyüdüm. Çıplak ayak gezme karnın ağrır, temel organların yeri neresidir, bu kadar.

Regli bile kendim kitaplardan bulup öğrendim. Sonra bu rüzgar yağmur mu getirir, yılın bu zamanı hangi soğuk var, sinek ısıran yere ne sürmeliyim, bizim memlekette hangi böcekler var hiç birini bilmiyorum. Akademik olarak iyi yetiştirildim, okumaya öğrenmeye teşvik edildim o nedenle ailemin hakkını vermek istiyorum ama gerçek hayat hakkında öğrendiklerimi de tesadüflerle öğrendim. Bizden önceki nesil mi becerememiş rehberlik etmeyi yoksa insanlık böyle mi süregeldi bilmiyorum. Gerçek hayat bilgisini öğrenemeden akademik eğitime teslim edilip okullarda büyüyüvermişiz işte.

Rehberlik bir yana bir öncekiyle bir sonraki arasında köprü olmamışlar. Benim atalarım Ordu’ya nerden geldiler, ne iş yaparlardı, neden Hekimoğulları diyorlar bize, bir aile geleneğimiz var mı ben bilmiyorum. Benim annem Laz, sadece iki üç kelime biliyorum Lazca, kendisi de anlıyor ama konuşamıyor. Yakında yok olup gidecek bu dil neden bize aktarılmadı? Dili bırakalım ne bir türkü, ne oyun, ne yemek. Bir önceki nesilden bir sonrakine geçen çok az şey var. Benim bir avantajım küçük şehirde büyümekti. Köyümüz vardı, doğayla, oranın kültürüyle daha çok karşılaşma imkanım oldu. Bir de o zamanlar bu kadar tek tip değildi her şey. Şimdi bizim köye de gitseniz hiçbir şey öyle değil. Çocuklar evde bilgisayar başından kalkmadan büyüyor.

Hal böyle olunca, kendini bilmezken, vücut organlarını bilmezken, içinde doğduğumuz kültürü bilmezken  memlekette kimler yaşar, nasıl kültürler değerler var, bu topraklarda neler olmuş nasıl bilebiliriz?  İnsan kendine aşina olmayana hep mesafeli, hep tetikte, hep dolduruşa açık ve bilmediğimizi sevmiyoruz. Ancak hakim kültür neyin aktarılmasını istediyse o aktarılıyor ve böylece bilmememiz, sevmememiz artıyor.

Köroğlu Dağları

Bir arkadaşım İstanbul’dan başka yaşanacak yer yok, insan yok demişti telefonda. Halbuki o sırada ben Anadolu’nun her köşesinden gelmiş insanların arasındaydım. Yeni tanıştığım Elazığ’dan, Mardin’den, Denizli’den Sivas’tan gelmiş bu insanlarla müzik ve hayat üzerine konuşuyorduk ve ne kadar da aynıydık. Yörüklerin yaşayışını, kültürlerini müziklerini öğrenmiştik daha o sabah. Ondan 10 gün önce başka güzel insanlarla Köroğlu dağlarına gidip Göçerlerin hayatını deneyimlemiştik, belki de son Köçeklerle çalıp söylemiştik. Sonrasında Hacı Bektaş’ta Mahsuni Şerif’in kabrinde türküler söylerken gözleri yaşaran, omuzlarımıza dokunarak teşekkür eden insanlar vardı.

Bu insanlarla aynı ülkede yaşadığımı, burada nasıl bir zenginlik olduğunu kimse anlatmadı bana, tesadüflerle öğrendim. Kitaplarda öğretilen büyütüle büyütüle anlatılan bir şeyler vardı tabi ama sadece kendine benzeyeni sevmek üzerineydi.

Mahsuni Şerif’in kabri (Foto: Ünal Sevin)

Bütün bunları yaşarken bunlar aktarılmazsa kimsenin haberi olmadan yok olup gidecek diye üzülmekten kendimi alamadım. Eğer sonraki nesillere hayat bilgisi olarak hayatı, doğayı, bedenimizi, yaşadığımız toprağı, müziği anlatmazsak elimizde kalacak olan televizyonu açtığımızda gördüğümüz şeyler olacak. “Kadıköy’den başka yerde yaşanamaz abi!” diyenler de ülkeden ilk fırsatta kaçmanın yolunu bulana kadar kendilerini alternatif olarak görmeye devam edecekler.

 

Selma Hekim

Kategori: Hafta Sonu