Ekolojik YaşamManşet

Akgün İlhan: Su Hakkı Mücadelesi, evrensel bir insan hakkı için atılan kilometre taşları

1. Gıda Toplulukları Çalıştayı kitabının okurlar ile buluştuğuna dair müjdeli haberi daha çok yeni sizlerle paylaşmıştık. Şimdi ikinci müjdeli haberle karşınızdayız. “Türkiye’de ve Dünya’da Su Krizi ve Su Hakkı Mücadeleleri” kitabı da dileyen herkesin rahatça erişebilmesi için pdf formatında yayınlandı.

Kitaba bu bağlantı üzerinden erişebilirsiniz.

Sivil ve Ekolojik Haklar Derneği tarafından yayına hazırlanan 114 sayfalık kitapta su hakkı mücadelesinin içinden 8 kişinin yazıları yer alıyor. Dr. Akgün İlhan, Dr. Ayman Rabi, Efe Baysal, Ercan Ayboğa, Maude Barlow, Prof. Dr. Murat Güvenç, Dr. Özdeş Özbay ve Doç. Dr. Pınar Uyan Semerci’nin yazıları gezegen çapında su krizi ve bu krizle başedebilmek için tarihin başından bu yana süregiden su hakkı mücadelesini tüm yönleri ile ele alıyor.

Kitap hakkında detaylı bilgiyi almak için gazetemiz yazarları arasında da bulunan, Sivil ve Ekolojik Haklar Derneği’nden Su Hakkı Kampanyası aktivisti Dr. Akgün İlhan ile Yeşil Gazete adına bir görüşme yaptık.

 Akgün merhaba, öncelikle seni tanıyabilir miyiz?

Akgün İlhan: Merhaba. Paris UNESCO Genel Merkezi’nin Su Departmanı’nda yaptığım staj sırasında (2004) su kriziyle yakından tanışma fırsatım oldu. Dünyanın en önemli 100 civarındaki nehir havzasının yönetimine halkın katılımı temalı HELP adlı bir projede çalışıyordum. Bu proje suyun sadece doğanın değil, toplumunda nasıl merkezinde yer aldığını daha iyi anlamama vesile oldu.

25 – 27 Ağustos’ta Büyükada’da gerçekleşen “Yaşam için Su Kampı”ndan bir fotoğraf (Akgün İlhan ön sırada oturan pembe süveterli aktivist)

Su tutkusu beni daha sonra Barselona Otonom Üniversitesi’nde Çevre Bilimleri doktorası yapmaya yöneltti. Doktorayı 2010 yılında tamamlayıp bir sene sonra da Türkiye’ye döndüm.

Su krizi üzerine çalışmalarıma Su Hakkı Kampanyası (İstanbul) ekibiyle tanıştıktan sonra birlikte devam ettim.

2012 yılından bu yana Nuran Yüce ile birlikte hazırlayıp sunduğumuz “Su Hakkı” adlı programımız Açık Radyo’da Salı günleri saat 16.00-16.25 arası canlı olarak gerçekleşiyor. 2010’dan beridir su krizi ve su hakkı mücadeleleri üzerine yazdığım yazılar çeşitli dergi, gazete ve kitaplarda yayınlandı. Yeşil Gazete’de de aynı sorunları dile getiren yazılar yazmaya devam ediyorum.

Su Hakkı Kampanyası’ndan ve çalışmalarınızdan bahsedebilir misin?

Su Hakkı Kampanyası, 2009’da İstanbul’da Dünya Su Konseyi tarafından düzenlenen 5. Dünya Su Forumu sonrasında ortaya çıkmış bir oluşum.

Dünya Su Konseyi, suyun ticarileştirilmesi ve özelleştirilmesi için 1996 yılından bu yana çalışan bir devletler ve şirketler birliği. Konseyin yaptığı forumlarda ekolojik krizin yaratıcısı neoliberal aktörler kafa kafaya verip su varlıklarının küresel bir piyasa mekanizması içinde metalaşması için politikalar belirleyerek bunları dünyaya yayıyor.

Her üç senede bir yapılan bu forumlarla eş zamanlı olarak yapılan alternatif forumlar da oluyor. Halkın sesi olan alternatif forumlarda suyun bir ekonomik meta değil, tüm canlıların en temel yaşam hakkı olduğu savunuluyor. İşte Su Hakkı Kampanyası İstanbul’da yapılan Alternatif Dünya Su Forumu’na katılan akademisyenler, aktivistler ve vatandaşların başlattığı bir kampanya olarak kuruldu.

Su Hakkı Kampanyası 2010 yılından beri Türkiye’nin ve dünyanın su gündemini takip edebileceğiniz bir web sitesini devam ettiriyor. 2012’ten itibaren her Salı saat 16.00 ile 16.25 arasında Açık Radyo’da yayınlanan Su Hakkı adlı bir programımız da var.  Ayrıca şimdiye kadar su krizi ve su hakkı mücadeleleri üzerine altısı kitap olmak üzere onlarca özgün içerikli yayın, dünyadaki su meselesini anlatan çeviriler, yorum yazıları ve raporlar yayınladık. Böylece Türkiye’deki su meselesi üzerine oldukça zengin bir arşiv de yaratmış olduk.

Buna ek olarak Su Hakkı Kampanyası su meselesiyle ilgili çeşitli konferanslar, belediyelerle birlikte atölyeler, toplantılar, imza kampanyaları, film gösterimleri ve yaz kampları da gerçekleştirdi. Kampanya onlarca etkinlikte stant açtı, konuşmalarda bulundu ve sokak eylemlerinde yer aldı. Gittikçe büyüyen aktivist ağımızla faaliyetlerimize devam edeceğiz.

Su Hakkı Kampanyası, Sivil ve Ekolojik Haklar Derneği’nin bir projesi mi? Dernek başka ne gibi çalışmalar yapıyor?

Su Hakkı Kampanyası Sivil ve Ekolojik Haklar Derneği’nin (SEHAK) bünyesinde yürüyor.

Ancak pratikte çalışanlarının ve gönüllülerinin çabalarıyla bir projeden çok katılımcı bir kampanya diyebiliriz. İsminin içinde “kampanya” kelimesinin geçmesi de bu yüzden. Nitekim kampanya dâhilinde gönüllü olarak yürüttüğümüz pek çok çalışma var.

SEHAK bünyesinde ise sadece ekolojik değil sivil hakların önünde engel olan ırkçılık, milliyetçilik ve militarizm gibi sorunları çalışan projeler de mevcut. Derneğin çalışmalarına www.sehak.org adresinden erişebilirsiniz.

“Türkiye’de ve Dünya’da Su Krizi ve Su Hakkı Mücadeleleri”nin hazırlık süreci nasıl oldu?

Dünyanın içinde bulunduğu ekolojik krizin tüm bileşenleri doğrudan ya da dolaylı olarak su sorunuyla ilişkili. Nasıl doğada suyun ulaşamadığı bir yer yoksa, toplumsal yaşam pratiklerinde de suyun değmediği bir alan yok. Ancak buna rağmen Türkiye’de su krizi dediğimizde, meselenin toplumsal ve politik boyutları büyük oranda es geçilip, akıllara siyaset dışı yüzeysel bir çevre mücadelesi geliyor. Oysa su, gelişmekte olan ülkeleri gelişmiş ülkelerden, aynı ülke içindeki yoksulları zenginlerden, insan dışındaki canlıları insanlardan ve gelecek nesilleri günümüzde yaşayanlardan çok daha olumsuz bir biçimde etkiliyor. Ekolojik adaletsizliğin aracı haline getirilen su, neoliberal düzende devletlerin hegemonya kurma silahı, şirketlerin ise kâr etme makinesi haline geliyor. Tam ortasında adaletsizliğin yer aldığı bu tabloya bakıp ta mevcut düzeni eleştirmekten kaçınan bir çevre mücadelesi her zamankinden daha fazla başarısızlığa mahkûm.

Su Hakkı Kampanyası olarak su meselesini sadece fiziksel değil siyasi ve toplumsal boyutlarıyla da ele alan bir çalışmaya Türkiye’de acilen ihtiyaç olduğunu saptadıktan sonra konunun farklı boyutlarını gündeme taşıyacak bir konferans planladık. Hem uzmanları hem de su hakkı mücadelesi içinde yer alan aktivistleri bir araya getirerek daha bütüncü bir su krizi çözümlemesi yapmayı amaçladık. 12-13 Kasım 2016 tarihlerinde Boğaziçi Üniversitesi’nde gerçekleştirdiğimiz “Uluslararası Su Mücadeleleri Konferansı”nda Kuzey Kıbrıs, Brezilya, ABD, İrlanda, Filistin ve İspanya’dan su hakkı mücadeleleri içinde olan aktivistlerin yanı sıra Türkiye’nin dokuz ayrı ilinden çevre aktivistlerini ve çeşitli üniversitelerden bilim insanlarını bir araya getirdik. Böylece su meselesinin salt fiziki bir çevre sorunu olarak ele alınması geleneğini bükerek meseleyi militarizm, kalkınmacılık, demokratik katılım, insan hakları ve mültecilik gibi eksenlerde değerlendirmiş olduk. Bu konferansta ayrıca su meselesinin sadece Türkiye’ye has olmadığını, küresel neoliberal düzenin yansımalarını yaşadığımızı uluslararası su hakkı mücadelesi pratiklerini Türkiye’ye de taşıyarak anlatmış olduk.

Konferans iki günlük bir etkinlik olduğu ve sınırlı sayıda insan katılabildiği için ele alınan konuları daha geniş bir kitleyle paylaşmak ve tartışmaya açmak istedik. Bu nedenle konferansta ele alınan bazı meseleleri, bu konuları tamamlayacağını düşündüğümüz ek konularla birleştirip bir kitap halinde yayınladık.

“Türkiye’de ve Dünya’da Su Krizi ve Su Hakkı Mücadeleleri” kitabına nasıl erişebileceğiz?

Su Hakkı Kampanyası’nın bütün yayınları ücretsiz. Kitabın pdf formatındaki halini www.suhakki.org sitesinden hemen indirebilirsiniz.

Kitabımız tıpkı diğer yayınlarımızda olduğu gibi üniversite kütüphanelerine ve çeşitli STK’lara gönderilme aşamasında.

Pankartta, “Suyu korumak için buradayız. Su bizim yaşam kaynağımız” yazıyor. ABD yerlilerinin Standing Rock’ta başlattıkları ve tüm dünyanın yerel halklarından destek gören #NODAPL (No Dacota Accsess Pipeline – Dakota Access Boru Hattına Hayır) kampanyası da suyun kullanımı üzerine doğmuştu

Ancak beklemek istemez ve kitabın basılı örneğini isterseniz bizi internet sitesinde (www.suhakki.org) yazılı olan adresimizde ziyaret edebilirsiniz. Böylece hem kitabınızı alırsınız hem de tanışmış oluruz.

Kitap sekiz uzmanın yazılarından oluşuyor, kendi yazından kısaca bahsedebilir misin? Artık suyu tüketme raddesinde miyiz cidden?

Kitapta benim yazım dışında Dr. Ayman Rabi, Efe Baysal, Ercan Ayboğa, Maude Barlow, Prof. Dr. Murat Güvenç, Dr. Özdeş Özbay ve Doç. Dr. Pınar Uyan Semerci tarafından yazılan birbirinden ilginç makaleler var.

Benim yazdığım “Suya Erişim Hakkından Suyun Akma Hakkına” isimli yazı, suya erişim hakkının aslında insanlık tarihi kadar uzun bir geçmişi olduğunu ve bir evrim geçirdiğini anlatıyor.

İklim değişikliği ve su krizinin neoliberal reçetelerle daha da şiddetlendiği son birkaç on yıl içinde toplumsal mücadeleler de hızla yükseliyor. Bu sayede su hakkı çeşitli uluslararası anlaşmalar ve ulusal yasalarda bir hak olarak tanınmaya başlanıyor. Bunun yanı sıra su hakkı zamanla sadece günümüz insanlarının suya erişim hakkının ötesine geçip, diğer canlıların ve gelecek kuşakların suya erişiminin ve hatta nehirlerin akma hakkının da hesaba katıldığı bir evrensellik kazanmaya başladı. Su hakkının tarihçesinde aslında doğayla devlet aygıtı vasıtasıyla olan ilişkimizin özetini de gözden geçirmiş oluyoruz. Ekolojik krizden sağ çıkıp gelecek kuşaklara yaşanabilir bir dünya bırakabilmek için bu gözden geçirmeyi acilen gerçekleştirmemiz ve derhal harekete geçmemiz gerekiyor.

Meselemiz suyun tükenmesi değil. Dünyada sabit miktarda su sürekli bir döngü içinde. Dünya yaşam bu döngünün sayesinde devam ediyor. Mesele su varlıklarının endüstriyel tarım, sanayi faaliyetleri ve kentleşme ile birlikte hızla kirleniyor oluşu.

Üstelik üçünün de ortak noktası olan fosil yakıt kullanımı sayesinde sadece su varlıkları değil hava ve toprak ta kirleniyor. Kirlendikçe temizlenmesi zorlaşan, arıtma vb. maliyetleri yükselen, pahalandığı için erişimi kısıtlanan ama vazgeçilmesi mümkün olmayan en temel yaşam kaynağı olan sudan bahsediyoruz. Bu yaşam kaynağını korursak, yaşamı da koruyacağız. Koruyamazsak su Ergene Nehri’nde, Kurbağalıdere’de ve daha pek çok akarsuda gölde denizde olduğu gibi zehir taşıyacak, ölüm saçacak. Devletler kalkınma yarışı içinde yaşam varlıklarını şirketlerin emrine amade ederken insanlara, gelecek nesillere ve doğaya su kalmıyor. Bu kalkınma değil aslında yıkım olacak.

Son olarak su hakkına dair hangi aşamadayız, umut var mı?

Gerek dünyada gerekse Türkiye’de su hakkı mücadeleleri devam ediyor. 1990’lardan bugünlere Hindistan, Bolivya, Güney Afrika, İtalya, Yunanistan, İrlanda ve ABD gibi dünyanın bir birinden farklı onlarca ülkesinde önemli su hakkı mücadeleleri ortaya çıktı.

Bu mücadeleler suyun evrensel bir insan hakkı olarak kabul edilmesine giden süreçte önemli kilometre taşlarını oluşturdu. Hindistan’daki baraj karşıtı hareketlerden tutun da ABD’nin petrol boru hatlarına karşı mücadelelerine kadar insanlık suyla olan ilişkisinde araya giren devletlere ve şirketlere “artık yeter” dedi.

Hepimiz için çok önemli dersler taşıyan bu mücadelelerin tarihçesini Özdeş Özbay’ın “Uluslararası Su Hakkı Mücadeleleri” adlı yazısında daha detaylı okuyabilirsiniz.

Benzer biçimde Türkiye’de de 2000’li yıllarda başını baraj ve HES karşıtı mücadelelerin çektiği madencilik karşıtı mücadeleleri de içeren bir toplumsal hareket ortaya çıktı. Tamamlanırsa 12 bin yıllık kesintisiz tarihiyle Hasankeyf’i sular altında bırakacak Ilısu Barajı’ndan Karadeniz bölgesinde inşaat ya da planlama aşamasında olan yüzlerce küçük ölçekli HES’e kadar sayısını bile net olarak bilmediğimiz hidrolik projeler kırsaldaki direnişin sembolleri oldu. Bu hidrolik tesisler, iptal edilsin ya da tamamlansın, ülkede önemli bir sosyal öğrenme sürecini tetikledi. Kalkınma ve onun vazgeçilmez ayağı olan suyu H2O’dan öte bir varlık olarak görmeyen “hidrolik paradigma” sorgulanmaya başlandı. Türkiye’deki su eksenli ekolojik mücadeleyi de Efe Baysal’ın “Türkiye’nin Yüksek Enerjiye Dayalı “Kalkınma” Hamlesi: Ölü Toprak Ölü Su” başlıklı yazısından takip edebilirsiniz.

İşte tüm bu mücadelelerin birbirine eklemlenmesi sonucu 2000’li yıllarda esasen insanlarının suya erişim hakkını ele alan su hakkı kavramı, günümüz insanlarının haklarının ötesine geçip, diğer canlıların ve gelecek kuşakların suya erişiminin ve hatta nehirlerin akma hakkının da hesaba katıldığı bir evrensellik kazanmaya başlıyor.

Ekolojik krizin büyümesiyle su hakkı mücadelesi daha da çetinleşecek. Ancak insanlığın ortak kazanımı ve mirası olan su hakkının içinde olduğu ekolojik mücadele de güçlenecek. Dolayısıyla yaşam oldukça su hakkı mücadelesi, mücadele oldukça umut var olmaya devam edecek.

 

Röportaj: Alper Tolga Akkuş

(Yeşil Gazete)

Kategori: Ekolojik Yaşam