Almanya seçimlerinin ardından: Yeşiller bu riski neden alıyor? (1)

Almanya’da sonucu merakla beklenen federal seçimler sona erdi ve gazetelerin bayıldığı bir klişeyle özetlemek gerekirse “sandıktan kriz çıktı”! Ama bu kez sonuçlar yeşil politikayla ilgilenenler için özellikle ilgi çekici. Çünkü dört yıldır küçük ortağı oldukları koalisyonda ciddi oy kaybına uğrayan ve yüzde 20’ye kadar gerileyen Sosyal Demokratlar (SPD), yeniden koalisyona girmeyeceklerini açıkladılar ve ana muhalefet partisi olmaya karar verdiler.

Almanya seçimlerinde partilerin aldıkları oy yüzdeleri (Kaynak: DW Türkçe)

SPD’nin Hıristiyan Demokratlar (CDU/CSU) ile yeniden “büyük koalisyon” kurması halinde, oy patlaması yaparak üçüncü olan ve Almanya tarihinde Naziler’den beri federal parlamentoya giren ilk aşırı sağcı parti unvanını kazanan yabancı düşmanı ve ırkçı Almanya için Alternatif (AfD) ana muhalefet partisi olacak. Sistem için kriz yaratacak bu durumu engelleme kaygısı da Sosyal Demokrat Parti’nin bu kararı almasında önemli rol oynamış görünüyor. Böylece seçimden ikinci çıkan SPD ana muhalefet partisi olacak ve iktidar yıpranmasından kaynaklandığı varsayılan oy kaybını onararak bir dahaki seçimlerden birinci çıkmaya çalışacak.

Almanya seçimlerinde partilerin aldıkları oyda bir önceki seçime göre değişim (Kaynak: DW Türkçe)

Ancak oyları %8,5 azalarak birinci parti olmaya devam eden şansölye Angela Merkel’in partisi CDU’nın Bavyera ikizi CSU ile birlikte kazandığı sandalye sayısı alıştıkları gibi sağ liberal Hür Demokratlar (FDP) ile ikili koalisyon kurmalarına yetmiyor ve üçüncü bir parti gerekiyor. Hiçbir parti ırkçı AfD ile koalisyona girmeyi kabul etmeyeceği ve Sol Parti (Die Linke) sağ partilerle koalisyona kapılarını en baştan kapadığı için de (tabii tersi de geçerli) geriye matematiksel ve politik tek koalisyon ihtimali olarak Hıristiyan Demokratlar – Hür Demokratlar – Yeşiller koalisyonu kalıyor.

Almanya seçimlerinde partilerin aldıkları oya göre sandalye dağılımı (Kaynak: DW Türkçe)

İşte şu anda açıkça dillendirilen ve pazarlıkların da yapılmaya başladığı bu koalisyon ihtimali Almanya’da Yeşiller’in üçüncü kez koalisyon ortağı olması anlamına gelecek. Böylece daha önce 1998-2002 ve 2002-2005 dönemlerinde SPD ile iki kez kızıl-yeşil koalisyonda hükümet ortağı olan Yeşiller 12 sene sonra tekrar iktidara gelirken, tarihlerinde ilk kez federal hükümette sağ ağırlıklı bir koalisyona dahil olmuş olacaklar.

İlk kez denenecek bir koalisyon

Kurulan parti ve seçim sistemi nedeniyle İkinci Dünya Savaşı sonrasında hiçbir zaman tek partili hükümetlerle yönetilmeyen ve koalisyonun kural haline geldiği Alman siyasi sisteminde bugüne dek alışılmış dört koalisyon biçimi vardı: 1- CDU/CSU-FDP, yani ikili sağ koalisyon; 2- SPD-FDP, yani ikili sol-sağ koalisyon; 3- CDU/CSU-SPD, yani ikili sol-sağ “büyük” koalisyon ve 4- SPD-Yeşiller, yani ikili sol “kızıl-yeşil” koalisyon. Yani Almanya’da sol ve sağ partiler arası koalisyonlar alışılmadık bir şey değil (CDU/CSU-SPD, ya da SPD-FDP gibi), ancak Yeşiller sağ partilerle (CDU/CSU ve FDP) bir eyalet yönetiminde (Schleswig-Holstein) bir araya gelseler de, bugüne dek federal hükümette koalisyona girmemişlerdi.

Bilindiği gibi 1980’de kurulan ve sistemin en genç büyük partisi olan Almanya Yeşilleri, kuruluşundaki radikal duruşundan giderek uzaklaştı; özellikle de 1998’de iktidar ortağı olduktan sonra kimi neoliberal politikaları uygulamaya koyması ve Yugoslavya’ya ve Afganistan’a askeri müdahale kararlarına ortak olması nedeniyle sert bir şekilde eleştirildi. Ancak yine de Yeşiller siyasi yelpazenin solunda kalmaya devam etti ve oylarında muhalefette olduğu son 12 yıldır ciddi bir düşüş görülmedi, %8’in altına da düşmedi. Hatta iktidar ortağı iken 2002 seçimlerinde oylarını artırmayı başaran Yeşiller, tekrar muhalefete düştükten sonraki ilk seçimlerde (2009’da) %11’e kadar çıktı.

Yeşiller büyük risk alıyor

Seçim öncesinde Yeşiller’in iki sağ partinin koalisyonunda üçüncü ortak olması dillendirildiğinde bunun ihtimal dışı olduğunu düşünmüştüm. Çünkü böyle bir karar hem parti içindeki sol kanadın ciddi itirazıyla karşılaşacaktı, hem de bir sonraki seçimlerde Yeşiller’in oylarının bayağı düşmesine neden olabilirdi. Bunun bir örneği 2009’da CDU/CSU ile küçük parti olarak koalisyona giren FDP’nin 2013 seçimlerinde %5 olan barajın altında kalarak parlamento dışında kalmasıdır.

Sorunlu koalisyonlar özellikle baraj sorunu yaşayan küçük partiler için yıkıcı olabiliyor. Gerçi Yeşiller iktidar ortağı oldukları dönemde oy kaybı yaşamadılar ve tarihleri boyunca sadece bir kez (1990’da Almanya’nın birleşmesi sırasında yanlış politika izledikleri için) baraj altı kaldılar; ancak duble sağ bir koalisyonda kendi politikalarından daha fazla taviz vermek zorunda kalabilecekleri için şimdi bu ihtimal daha yüksek. Yeşiller bir sağ koalisyonda kendileri için en çok önem taşıyan sosyal politikaları, göçmen politikalarını ve çevre/iklim politikalarını yeterince uygulama şansı bulamazlarsa bir sonraki seçimlerde seçmenlerinin Sol Parti’ye ve SPD’ye kayması kaçınılmaz olur. Hatta parti bölünebilir.

Bu nedenle parti yönetiminin böyle bir risk almayacağını düşünüyordum. Ancak anlaşılan yanıldım. Zira partilerin renkleri (siyah-sarı-yeşil) bir araya geldiğinde Jamaika bayrağına benzediği için Jamaika koalisyonu da denen bu daha önce denenmemiş üçlü koalisyon biçimi neredeyse seçeneksiz hale geldi. Yeşiller de “sorumluluk gereği” böyle bir koalisyona hayır demeyecekler (aşırı sağcı popülist AfD’nin oy patlaması yaparak parlamentoya girmesi bu sorumluluk retoriğini güçlendirecektir) ve kilit parti olma fırsatını kullanarak küçük ortak bile olsalar temel politikalarını gündeme taşıma şansı arayacaklar gibi görünüyor. Yeşiller, sağ bir koalisyonda yer almalarını meşrulaştırmak ve tabanlarına açıklamak için de büyük ihtimalle iklim ve enerji politikalarını kullanacaklardır. Tahminim, 1998’de nükleerden çıkış yasasını (nuclear phase-out) SPD’ye koalisyon şartı olarak dayatan ve başarılı olan Yeşiller’in bu kez de kömürden çıkış planını (coal phase-out) koalisyon kartı haline getirecekleri yönünde.

Peki, üstelik büyük sermayenin başlıca temsilcisi olan FDP’nin de ortağı olduğu duble sağ bir koalisyonda bu mümkün mü? En azından kolay değil, çünkü kömürden çıkış planı Almanya için çok radikal bir adım olur. Dört büyük enerji şirketinin kontrolündeki dev enerji sektörü nükleer santrallardan sonra kömürün de ellerinden gitmesine razı olur mu? Zira büyüyen yenilenebilir enerji sektörü büyük şirketlerin kontrolünde değil. Zaten FDP, Yeşiller’le koalisyona sıcak bakmadığını söyledi bile. Öte yandan onların da Jamaika koalisyonundan başka şansları yok.

Ben bu hükümete girmenin Yeşiller’in kendi siyasi geleceği açısından çok riskli olduğunu, partiyi baraj altına itebileceğini, hatta bölünmeye götürebileceğini düşünüyorum; ancak bu enteresan koalisyon denemesinde Energiewende (Enerji Dönüşümü) denen iklim ve enerji politikalarında büyük bir sıçrama yaratmalarının da sanıldığından daha mümkün olduğu kanısındayım. Bu açıdan Yeşiller’in hükümete dönmesi ihtimali heyecan vermiyor da değil.

Bunun nasıl mümkün olduğunu da bir sonraki yazıda tartışalım. Zira bu meseleyi hafife almak hata olur.

Ümit Şahin – Yeşil Gazete