Sri Lanka’nın ‘düşman topraklarında’ filler

Al Jazeera’da Smriti Daniel imzası ile yayınlanan haberi Yeşil Gazete ekibinden Bahar Topçu’nun çevirisi ile paylaşıyoruz

***

Sadece yemek bulabilmek için zehirlenmiş, tabancayla vurulmuş ya da elektrikle idam edilmişler – Sri Lanka’da filler ve insanlar aynı anda var olabilecekler mi?

Filleri Udawalawe Ulusal Parkını çevreleyen köylerden uzak tutmak için kullanılan elektrikli çitler.

Fillerin ne zaman geleceğini öngörmek kolay değil.

Sri Lanka’nın Udawalawe Ulusal Parkı’na karanlık çöktüğü zaman, etrafındaki 52 köy sınırlarını beneklerle renklendirerek alarm veriyor. İnce tel çitlerden geçen elektrik vızır vızır seslerle olası girişleri tehdit ediyor gibi.

Fil gözlemcisi Ashoka Ranjeewa pek çok gecesini burada geçirmiş. Pokunuthanna’ya ilk geldiğinde, arkadaş canlısı tanıdıkları pek azmış. Sınırın iki tarafı ulusal parkla, bir tarafı Dahaiyagala tapınağıyla çevrili bu köyün 100 ailesi gereğinden fazla sayıda fil saldırısına şahit olmuşlar. Buradaki çiftçilerin iddiasına göre onlara ödenen telafiler zararın yanında çok az kalıyor ve geç ödeniyor. Buraya dışarıdan gelenlerse sadece fotoğraf çekip, aval aval bakınıp, başsağlığı diliyorlar.

Bunların hiçbiri fillerin gelişini engellemiyor.

Yerel çiftçi PP Ariyaratna, tarladaki ekinlerin etrafındaki elektrikli çitleri gösterirken [Smriti Daniel/Al Jazeera]

Katil filler

Pokunuthanna köylüleri önceleri sadece 4 -5 filin tarlalarına geldiğine inanıyorlardı. Ama Ranjeewa gece görüşlü kameralar kurup baktığında, 35 tane sayıyor.Çoğunlukla erkek filler avcı oluyor. Ortalama 5,000 – 6,000 kilo ağırlığında ve üç metre yüksekliğindeki bu filler, yaşayan en büyük kara hayvanı.

Bir tanesi bile korkutucu olabilirken, 3 ya da daha fazla vahşi hayvan çok daha korkutucu oluyor. Eğer bu şekilde devam ederlerse güvende olmadıklarını biliyorlar.

Yerel Çiftçi PP Ariyaratna, Al Jazeera’ya “Burada insanlar paralarının çoğunu tohumlara ve tarım kimyasallarına yatırıyor” diyor. Büyük ekin kayıplarının onları borca sokacağını ya da ücretli işçiler gibi güvensiz işlerde çalışmaya zorlayacağını belirtiyor.

Geçen hafta filler Ariyaratna’nın çeltik tarlalarına pek çok kez girdiler. Bir seferinde bayram kutladıkları yerleri harap ettiler. Diğer bir seferindeyse bir fil, bir çitin altından çeltiği çıkarmaya çalışırken görüldü.

Çiftçi ailesiyle beraber elektrikli çiftlerle çevrili yaşıyor ama hayvanların buna da alıştığını söylüyor. “Onlar da akıllı ve zekiler,” diyor. Bir yandan tellerin etrafındaki dal ve sopaları toparlarken ekliyor, filler bunları telleri kırmak için kullanmayı da öğrenmiş.

Ariyaratna’nın zamanla bir anlamı kalmayan başka korunma teknikleri de var. Parlayan kırmızı ve mavi ambülans ışıkları, başka hayvanların kaydedilmiş sesleri, maytaplar, şamdanlar: filler başlarda korkuyor, ama kısa sürede akın etmeye tekrar başlıyorlar.

Hatta zamanla çit elektriğinin çalıştığı zamanları fark edebiliyor gibi görünüyorlar – büyük ihtimalle ısı ya da elektrik şarjını sezinliyorlar. Bir çit koptuğu zaman onarmak günler alabiliyor ve o sırada çiftlikler korunmasız kalıyor.

Köydeki diğer herkes gibi, Ariyaratna da öldürülen birini biliyor: çoğunlukla bir erkek, bir gece karanlığında bu çamurlu patikalarda yürürken bir fille yüz yüze geliyordur.

Vahşi Hayat Koruma Bölümünün verilerine göre Sri Lanka’da geçen yıl 88 kişi filler tarafından öldürüldü.

Filler düşman topraklarında

Filler gerçekten çok zeki. Cesurlar ve risk alıyorlar. Kendi arazilerinden mahrum edildiler, çevrelerine elektrikli teller döşendi ve vuruldular. Yine de pes etmiyorlar.”

                                                                    Ashoka Ranjeewa, Araştırmacı

Vijitha Perara Udawalawe Ulusal Parkının içinde konumlanan Fil Aktarma Merkezini yönetiyor. Parkın sınırları etrafında neler olduğunu biliyor.

“Karışık bir durum çünkü insanlar ve filler aynı kaynakları paylaşmaya çalışıyor, diyerek ekliyor, “Filler için özel mülkiyet gibi bir hikâye yok. İnsanlarla arazilerin kendilerine ait olduğu kanısında. Ama filler böyle düşünmez.”

Kuraklık bütün küçük suvatları (hayvanların üzerinden su içtikleri ya da yemek yedikleri taşlık ya da odunlar) eritti. Bir şekilde yemek yiyebilmek için son çare parka çıkıyor hayvanlar.

Parktaki hayvanlar üzerine de çalışmalar yapan Ranjeewa, yaşam alanlarını tamamen değiştiğini söylüyor. “Makilik arazileri lantana (ağaç minesi) gibi istilacı, bozguncu türler sardı,” diyor. Diğer yandan çiftçilerin çeltik tarlaları beslenme için zengin bir kaynakş

Filler sınırların öteki tarafında dolanırken yaşadıkları stresi yüzlerinde görebiliyorum, diyor Ranjeewa. Düşman topraklarında olduklarını biliyorlar ve olabildiğince as ses yapıyorlar.

Araştırması Ranjeewa’nın bu hayvanlara hayran kalmasına nede olmuş. “Filler gerçekten çok zeki. Cesurlar ve risk alıyorlar. Kendi arazilerinden mahrum edildiler, çevrelerine elektrikli teller döşendi ve vuruldular. Yine de pes etmiyorlar”

Ranjeewa, Udawalawe yakınlarında büyümüş ve insanlarla filler arasındaki çatışmanın yıllar geçtikçe nasıl kızıştığına şahit olmuş. Fillere yapılan şiddeti biliyor: zehirlenmiş, elektroşokla öldürülmüş ya da kurşunla yaralanmışlar. Orman patikaları, yer yer çivilerle kaplanmış. Küçük paylayıcılar yemeklerle kamufle edilmiş.

Bu tür tuzaklara düşmeye en yakın olanlar Fil yavruları. Bu küçük bombalar patladığında, fillerin çenelerini paramparça ediyor. Artık yemek yiyemeyen filler, uzun bir kabus gecenin sonunda enfeksiyon ve açlıktan ölüyorlar.

Vahşi Hayatı Koruma Bölümünün verilerine göre insanlar, 2016 yılında 279 fili öldürdü.

Bebek bir fil, Udawalawe Ulusal Parkının içinde konumlanan Fil Aktarma Merkezinde uyurken (Vijitha Perara’nın izniyle alanın resim)

Şiddetin çocuk mağdurları

Perera, bebek fillere Fil Aktarma Merkezinde bakıyor. Yavruların hepsi ölüm ya da kaosla annelerinden kopartılmış öksüzler, çoğunlukla her türlü çöküşe çok yakınlar. Sulama kanallarının ya da deri kuyuların tehlikelerinden sakınmayı bilemeyecek kadar küçükler. İnsanlar gürültü ve teröre neden oluyor, onlar da saklanıyorlar.

Perera’nın dediğine göre “Yavruları bulduğumuzda genelde çok zayıf oluyorlar. Şiddetli sıvı kaybı, açlık geçirmiş ve stresli oluyorlar. Bazılarının yaralarına ciddi iltihap bulaşıyor .”

Sri Lanka’danın tek Fil Aktarma Merkezinde Perera bu öksüzlere tıbbi bakım sağlıyor. Filler yetişkin olana kadar, insanlarla temasları en az seviyede tutuluyor. Genellikle beş yaşına geldiklerinde doğaya serbest bırakılıyorlar.

“Bir sınıf gibi, hepsinin kendi arkadaşları var. Bir çeşit sosyal ağ kurdular ve birbirlerine karşı saldırgan değiller” diyor Perera.

Araştırmacılar bu küçük ahenkli dostlukları belirledikçe onları birlikte serbest bırakıyor. Böylece hayvanlar, vahşi doğada kendilerine yeni bir hayat yaratabiliyorlar. Kurtulduklarından emin olana kadar da, dikkatlice izliyorlar.

“Vahşi doğadaki ilk doğuşumuz 2008 yılındaydı” diyor Perera, 17’si kuş olan toplam 110 hayvanı serbest bıraktıklarını belirtiyor.

Fil Aktarma Merkezinden doğa salınan fil (Vijitha Perera’nın izniyle)

Baş belası değil bir kaynak olarak Filler

Koruma ve Araştırma Merkezi Başkanı Prithiviraf Fernando, Hambantota’da güneş enerjisiyle çalışan elektrikli çitlerin kurulumuna yardım etmiş. Vahşi Hayat ve Ormanları Koruma Kurumuna ait hemen hemen tüm parkların etrafındaki çitlerin aksine, buradakiler sadece bu 3 hektarlık bölgeyi korumak için kurulmuş ekolojik, özel çitler. Fernando bu farkın önemli olduğunu söylüyor.

“Sri Lanka’da Vahşi Hayat Kurumunun yaptığı en az 3,500 km uzunluğundaki çitlerin çoğu çalışmıyor. Ve asıl problem, çitlerin yerlerinin yanlış olması.”

Buna karşılık ekolojik çitlerin yerleri dikkatlice, akıl yürütülerek seçilmiş. Çiftçiler bu çitlerin üç yıldır toprağı işlemelerine olanak sağlayan tek şey olduğunu söylüyorlar.

Fernando yıllarını insan – fil çatışması içinde geçirmiş. O ve diğer araştırmacılar, fillerin üzerine radyo vericili tasmalar koyup onları takip ederek,  büyük çoğunluğunun aslında Vahşi Hayat Kurumunun koruduğu bölgelerin dışında dolandığını belirlemişler.

Sri Lanka’nın bu çatışmaya çözüm tercihinin yer değişmi olduğunu düşünürsek, kritik bir bilgi bu. Çiftçilik yapmak ya da sulama projeleri için arazi talep edildiğinde uygulanan bir metot yer değiştirme ve tabii ki filler için konuşuluyor.

Filler oyunda (Vijitha Perera’nın izniyle)

Araştırmacıların gözlemlerine göre, insanlar ne yaparlarsa yapsınlar fillerin uzaklaşmasını zaten sağlayamamışlar. Dahası, zorla yerlerinden edilip ulusal parklara götürülenler parklarda kalmayıp geri dönmeye çalışmışlar, başka bir yere gitmişler ya da yeni çiftliklere akın etmişler.

Hambantota’daki ekolojik çitleri örnek gösteren Fernando, insanları ya da hayvanları yerinden etmenin çözüm olmayacağını düşünüyor. Bunun yerine, bulundukları yerde birlikte var olabilmelerinin yollarını bulmak gerekiyor.

Pokunuthanna’ya geri dönersek, Ranjeewa ev ev dolaşarak, Dahaiyagala tapınağındaki tartışmalara katılarak ya da Genç Korumacılar Topluluğu’nda yer alarak hayvanların neden böyle davrandığını insanların anlamasına yardımcı olmaya çalışıyor. İnsanların geceleri hayvanlara doğru ilerlemesini engellemek adına yerel yönetimleri sokaklara lamba dikmesi için zorluyor.

Yine de, arkadaşı Ajith Sandanayake hayvanların gece istilalarından köyün nasıl fayda sağlayabileceğini merak ediyor. Kendisinin dünyanın dört bir yanından geceyi geçirmek için gelen bir ekopansiyonu var. Burada bir ağaç ev bile var. Bütün köyün aksine o, ağaç evin misafirleri olduğu gecelerde fillerin gelmesini umuyor.

“Çiftçilerin yaklaşımını dönüştürmek zorundayız” diyor Sandanayake. “Filleri bir çeşit baş belası olarak görmeyi bırakıp bir kaynak olduklarını anlamalılar.”

Oldukça kalabalık bir fil sürüsünün, ulusal parkın içinde kalan gölün karşı tarafında toplandığında köyün nasıl şaşırdığını anlatıyor Sandanayake, “Hepimiz gidip baktık onlara. İnsanlar gerçekten fillerden nefret etmiyor. Onların da bizim gibi beslenmeye ihtiyaçları olduğunu biliyoruz.”

Çevirinin editinde Yeşil Gazete ekibinden Ali Serdar Gültekin destek olmuştur

Haberin İngilizce Orjinali

Muhabir: Smriti Daniel

Yeşil Gazete için çeviren: Bahar Topçu

 

(Yeşil Gazete, Al Jazeera)