Ende gelände! Buraya kadar! – Esra Özkan

Hiç bilmediğim bir yerdeyim. Muhtelemelen herhangi başka bir sebepten uğrama ihtimalimin çok düşük olduğu, dilini konuşmadığım bir coğrafyada havuç ve patates tarlaları arasından yürüyorum.

Photo: Janis GroBe

Etrafımda benim gibi beyaz tulum giymiş yüzlerce insan var. Çoğunu tanımıyorum. Yanımda buraya birlikte geldiğim arkadaşlarım var. İçlerinden biriyle, Alex, ayrı bir hukukumuz var. Ne olursa olsun birbirimizi gözden kaybetmemeye çalışacağımıza dair söz vermişiz. Sırtlarımızda büyük çantalar var, her türlü hava şartları altında birkaç günü dışarda geçirebilecek durumdayız. Niyetimiz de bu, Avrupa’nın en büyük karbon emisyonu kaynağı Rhineland kömür madenini durdurmak istiyoruz.

Photo: Channoh Peepovicz

Tarlalar arasından geçerek bu kapkara madene akmaya çalışan beyaz dereler gibiyiz.

Aynı noktaya akan beş farklı dere… Bu kollardan her birine “parmak” deniyor. Ben siyah-mor (kuir-feminist) parmakla yürüyorum, yüzlerimize simli boyalar sürmüşüz. Ne kadar garip göründüğümüz hakkında en ufak bir fikrimiz yok. Çok havalı hissediyoruz kendimizi. Bir ara tepemizde uçan helikopterde olmak istiyorum. Nasıl görünüyordur acaba göz alabildiğince uzanan tarlalar arasından akmaya çalışan binlerce insan? Peki onlara baraj olmaya çalışan polis barikatları?

Photo: Merwin Goldschmidt

Ben bunları düşünürken daha uzakta olduğunu sandığım polis kordonuna çok yaklaşmışız. Birden benim de içinde olduğum grup aniden diğerlerinden ayrılıp başka bir yöne koşmaya başlıyor.

Daha küçük gruplar halinde kordonun farklı yerlerinden geçmeye çalışacağız. O anda gerçeklikle yüzleşiyorum: Nereye gidersem gideyim copları, biber gazları ve yumruklarıyla baya sinirlenmiş görünen en az iki polisin arasından geçmek zorundayım. Geriye dönüş diye bir ihtimal yok. Yürüyüp geldiğimiz yolların hepsi polis dolu. Aklıma yine bir sürü soru akın ediyor: Neden bu duruma soktum kendimi? Yapacak başka bir şey bulamamış mıydım? Korkuyorum.

Photo: Felix Spira

O an Alex beni kolumdan tutup grubun içine çekiyor, bütün grup kolkola girerek polis kordonunu itmeye başlıyoruz. Oh be, diyorum, yalnız yapmak zorunda değilim bunu. Korkacak vaktin olmadığı bir an bu, çoğumuz coplanıyoruz ama o kadar kalabalığız ki bizi durduramıyorlar. Kimileri bağırıyor, kimileri şarkı söylüyor, slogan atanlar da var. Sakinim. Sonra koşuyoruz… Koşuyorum…Ne kadar uzun süre koşmam gerektiğini düşünmeden pembe simli derede kayıp gidiyorum.

Bir iki kere düşüyorum, birileri kaldırıyor, yere düşen eşyalarımı getiriyolar. Bunun gibi birkaç barajı daha atlattıktan hemen sonra, yine önümüz kesiliyor. Yorgunum. Göz göze geldiğim birine “buraya kadar mı?” diye soruyorum. Sonra kendimi havuç tarlasında buluyorum. Madenden çıkan kömürü taşıyan “trenleri durduralım!” önerisi geliyor. Dağılmadan, koşar adımlarla uzaktaki demir yoluna yöneliyoruz. Gaza gelmiş yüzlerce delinin “evet” diyeceği türden bir plan bu. “Daha yeni başlıyoruz.” “Havuçları ezmeyiiin!”

Photo: Janis GroBe

Photo: Tim Wagner

Neden burdayım? Çünkü felaket haberi almaktan bıktım. Seller, orman yangınları, kasırgalar, kuraklıklar… Çünkü bunların durmayacağını ve artarak devam edeceğini biliyorum. Çünkü artık iklim değilişikliğinin varlığını ve sebebini tartışacak noktayı çoktan geçtik. Çünkü bisiklete binerek, et yemeyi bırakarak bu işten yırtamayacağımız kesinleşti. Çünkü iklim değişikliği adil bir dünyada yaşama umudumu azaltıyor.

Photo: Janis GroBe

Ben burdayım çünkü tanıdığım birçok kişinin böyle bir lüksü yok. Mesela bakmam gereken birisi yok, izin alabileceğim bir işim var, Almanya’da olağanüstü hal yok ve polisin beni demokratik haklarımı kullandığım için öldürmeye kalkmayacağından eminim. Bu yüzden bu tür sivil itaatsizlik eylemlerine katılmak “zorunda” hissetmem doğal geliyor bana. Onlarca farklı ülkeden kalkıp gelmiş altı bin kişi de bana bunu düşündürüyor. Geçen sene bu sayı dört bindi. Bir sene içinde iki bin kişi daha gayet radikal sayılabilecek bu eyleme katılmaya karar verdi. İklim konusunda sorumluluk duyan ve sorumluluk duygusu ile eyleme geçme arasındaki uzun mesafeyi almakta olan binlerce insan daha yola çıkmayı bekliyor.

 

Esra Özkan