Hafta SonuHayvan HaklarıManşet

Hayvan hakları aktivistleri: Kahraman mı, terörist mi! – Yağmur Özgür Güven

İnsanlık tarihi boyunca, insan menfaatine küçük ya da büyük her bilimsel gelişme için mutlaka bir bedel ödenmesi gerekti. Peki bu bedeli kim ödeyecek? [Hayvan Deneyleri] yazı dizisinde bu sorunun cevabını hep birlikte bulmaya çalışacağız

***

1970’lerden itibaren çevre ve hayvan hakları mücadelesi şekil değiştirmeye başladı ve artık pozitif mesajlar veren sloganlı yürüyüşler yerine daha “radikal” yöntemler deneniyordu. Bu yeni hareket, mevcut örgütlerin savunusunu yeterli bulmayan ve on yıllardır denenen yöntemlerden sonuç alınamadığı için daha farklı ve saldırgan yöntemlere ihtiyaç olduğunu düşünen aktivistlerin ayrılarak yeni örgütler kurmasıyla doğdu. Çevre ve hayvanları koruyan bu örgütlerin çoğunun bir ülkesi, merkezi, yetkilisi hatta iç hiyerarşisi dahi yoktu, haklarında bilinenler ise web sitelerinde ya da yolladıkları e-postalarda yazanlardan ibaretti. Amaç-kural ve yöntemlerini benimseyen herkes, hangi coğrafyada ya da hangi milletten olduğu fark etmeksizin, örgüt adına eylem yapabilirdi. Eskisine göre daha agresif olan bu yeni hareketle birlikte Kuzey Amerika ve Birleşik Krallık’ta bir takım isimler sıkça duyulmaya başlandı: Animal Liberation Front (ALF-Hayvan Özgürlüğü Cephesi), Earth Liberation Front (ELF-Yeryüzü Kurtuluş Cephesi), Urban Gorillas, Earth First!, EMETIC, Band of Mercy, Hunt Saboteurs, Forever Free, Operation Bite Back, SHAC bunlardan sadece birkaçıydı.   Çevre örgütleriyle hayvan hakları aktivistleri pek bir araya gelmedilerse de birkaç istisna yaşanmıştı, bunlardan biri: 2001 yılında ELF ve ALF, Huntingdon Life Sciences adlı deney şirketine maddi desteği nedeniyle Long Island’daki beş Bank of NY şubesine saldırarak tüm camları kırıp atm’leri parçaladılar ve şubelerin tüm duvarlarına yazılamalar yapıldı. Bu aktivistlerin “doğrudan eylem” (“direct action”) olarak adlandırdığı hareketin hükumetlerdeki karşılığı “eko-terörizm” idi.

Onların “ekotaj” (“ecotage”-ekoloji motiveli sabotaj) ya da hayvanları “özgürleştirme” (“liberate”) adını verdiği eylemlerin karşılığı ise; “sabotaj” ve “hırsızlık”. ABD tarihindeki en büyük “eko-terör” zararı, 2003 yılında ELF’nin San Diego’da inşaat halindeki toplu konut kompleksini tamamen yok ederek $50 milyon zarara yol açmasıydı. Kompleksin ayakta kalan duvarına üzerinde “Eğer inşa ederseniz, biz yakacağız.” yazan bir pankart asılmıştı.

ELF İngiltere’de 1992-ABD’de 1996, ALF ise İngiltere’de 1976-ABD’de 1979’da ilk eylemleriyle ortaya çıktı. ELF ve ALF eylemlerinde hedef insan değil, mülktü. Baskın yapılan laboratuvarlardaki hayvanlar alınıp deney ekipmanları kullanılamaz hale getiriliyor ya da avcıların kulübeleri yıkılıyor, tuzaklar bulunup yok ediliyor, kürk çiftliklerine baskınlarla kürkü için yetiştirilmiş hayvanlar doğaya salınıyor veya kaçırılıyor, çevre katliamına yol açan inşaatlara zarar veriliyor, petrol şirketlerine ait gemiler engellenmeye çalışılıyor, bazı yapım aşamasındaki laboratuvar binaları ateşe veriliyordu. Çalınan hayvanlar “özgürleştirilmiş” oluyorlardı ve kar maskesi giymiş hayvan hakları aktivistleri, kompleksin bir yerine muhakkak sprey boya ile hayvanların özgürleştirilmelerine dair slogan ya da logo ile imzalarını bırakıyorlardı.

Hayvan özgürlüğü hareketinde bu logo çoğunlukla ALF idi. ALF, Britanya’da 10 yıl içinde 1500 aktivistiyle her yıl araştırma laboratuvarlarına milyonlarca pound maddi zarar veren bir örgüte dönüşmüştü. 1980’lerin ortalarında, kendi içinde kopmalarla ARM (Animal Rights Militia) gibi yeni gruplar ortaya çıkmaya başladı ve bu, sanılanın aksine hareketin daha da yayılmasına sebep oldu. Eylemler artık mülke zarar ve yazılamalarla sınırlı değildi; tehdit, bombalamalar ve saldırılar başlamıştı. Scotland Yard’a göre ALF, artık IRA ile aynı kategorideydi: terörist. ABD’de de özgürleştirme ve doğrudan eylemler olağanca hızıyla devam ederken, aynı Britanya’daki gibi, yöntemlerin insana fiziksel ve psikolojik şiddete doğru kaymasıyla anlaşmazlıklar yaşandı. Kimileri en önemli ilkeleri olan “insana değil mülke zarar”dan sapıldığını ve karşı taraftan bir farkları kalmayacağını iddia ederken, kimileriyse daha ılımlı yöntemlerle bu savaşın kazanılamayacağını savunuyordu. 1980’de Ringling Bros. Sirki karavanı üzerine sprey boya ile yazılamalar yapılmasını takiben, 1982 yılında; Maryland Üniversitesi’nden 42 tavşan, Howard Üniversitesi’nden $3000 değerinde kedi, Florida Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden 2 sıçan, Maryland’deki Deniz Kuvvetleri Araştırma Laboratuvarı’ndan 1 köpek, 1983 yılında; aynı laboratuvardan 3 köpek, Toronto’daki Western Hospital’dan 5 kedi, Maryland Üniversitesi’nden çok sayıda tavşan, UCLA Tıp Merkezi’nden 12 köpek ve 6 sıçan, Johns Hopkins Üniversitesi’nden 6 sıçan, 1984 yılında ise; California Eyalet Üniversitesi Psikoloji Departmanı’ndan $1900 değerinde 23 sıçan, Pennsylvania Üniversitesi Veteriner Fakültesi’nden köpek, kedi ve güvercinler, California City of Hope Research’den $500,000 değerinde 36 köpek, 11 kedi, 12 tavşan, 28 fare, 13 sıçan çalınmıştı. Bu ve benzeri eylemlerin hepsini ALF üstlendi. Sonraki yıllarda laboratuvarlara yapılan doğrudan eylemler, sayıca azalsa da devam etti. Azalmanın sebebi, mücadeleye ilginin bitmesi, geleceğe dair kişisel kaygı ve korkular ya da bu yöntemlerin artık kabul görmemesi değil, araştırma laboratuvarları ve üniversitelerin aldığı yüksek güvenlik önlemleriydi. Eylemlerin yönü, laboratuvarlardan kürk çiftliklerine çevrildi. Cezaevlerinde bulunan güvenlik sistemleriyle donatılan bu binalara girmek artık imkansızdı. Eskiden mülakatlarda sadece iş deneyimi ve eğitime bakılırken, artık üye olunan gruplardan forumlarda yapılan yorumlara kadar işe alınacak kişilerin her türlü incelemeden geçtiği bu yeni sistemde, işe başlayarak içeri sızabilmek de artık eskisi kadar kolay değildi. Fakat eski çalışanların işten ayrılma sonrası itirafları, haksızca işten atılma sonrası intikam amaçlı ifşa ya da halen çalışıyorken yanlış tarafta olduğunu fark ederek saf değiştiren çalışanların örgütlere katılmasıyla kapalı kapılar ardında neler olduğu az da olsa halen bilinebiliyordu. 1990’lara gelindiğinde, doğrudan eylemleri insanlara şiddet içeren ALF artık FBI’ın araştırma konusu olmuştu. 2000’lere gelindiğinde; örgüte mensup kişiler, bağlantıları, eylemleri finanse eden kişi ve resmi olarak kayıtlı ve yasalar çerçevesinde çalışan örgütler, herkes mercek altındaydı. Binlerce kişi tutuklandı, yargılandı ve mahkûm oldu.

Bu incelemelerin odağındaki PeTA, 1997 ve 1998’de ALF ile bağlantılı olduğu bilinen kişilere yaptığı maddi bağışların amacını yetkililere açıklayamıyor ancak doğrudan eylemlerde yakalanarak yargılanan aktivistlerin savunma masraflarını üstlenme veya kefaletlerini ödeme konusunda da korkusuz davrandığı için hakkındaki şüphe ve suçlamalar da artıyordu.  PeTA kurucularından hayvan hakları aktivisti Alex PachechoKundakçılık, mülke zarar, hırsızlık, hayvanlar için yapıldığında kabul edilebilir suçlardır” derken, Earth First!’ün kurucularından çevreci aktivist Dave Foreman ise; “Eve geldiğinizde birilerinin 11 yaşındaki kızınız, karınız ve yaşlı annenize tecavüz ettiğini gördüğünüzde, koltuğa oturup onlarla sakince konuşmazsınız. Silahınızı alır ve onları cehenneme yollarsınız… bu insanlar, annelerini (‘tabiat ana’) tecavüzden kurtarmaya çalışıyor” açıklamasıyla çevre ve hayvan hakları hareketinin şiddet ile radikalleşmesinin sebebini karşı taraftan yöneltilen şiddete bağlayarak açıklıyordu. Londra’da bir kahve dükkanında hayvanları korumak için on kişiyle kurulan mütevazı örgüt 150 yıl sonra mensupları onlarca suçtan yargılanan terörist gruba, ağaç ve nadir bitkileri, koruma alanlarını ve çevreyi korumak için kurulan çevreci grup ise radikal çevreci örgüte evrilmişti. Organizasyonların radikalleşmesiyle birlikte, hükumetler de bu suçlarla ilgili bir takım yasalar yapma gereği duydu. Ağustos 1992’de ABD Animal Enterprise Protection Act’i (AEPA) yürürlüğe koydu, 1988-92 arasında 32 eyalet ise çoktan hayvan teşebbüslü eylemlerle ilgili düzenlemeler yapmıştı.   AEPA’ya göre, hayvanlarla ilgili eylemlerde $10,000 ve üzeri zarara sebep olan kişiler 1 yıldan başlayan hapis cezasıyla cezalandırılır, fiziksel saldırı da eklenirse bu süre 10 yıldır. Sonraki haftalarda ayrıntılı olarak yazacağım, hem ABD hem de İngiltere’de yıllarca devam eden kıtalararası deney karşıtı mücadele “HLS ve SHAC” olayında tutuklanan 7 deney karşıtı aktivist, 2004 yılında bu yasaya göre yargılanarak 1-7 yıl arası cezalarla mahkûm edildiler. 2006 sonbaharında da Animal Enterprise Terrorism Act (AETA) sadece bir kongre üyesinin itirazı sonucu (Dennis Kuccinich) oy çokluğuyla ve başkan George Bush’un onayı ile yürürlüğe girdi.

 

Yağmur Özgür Güven

Kategori: Hafta Sonu